MAKALELER

Cyrano De Bergerac - İstanbul Şehir Tiyatrosu

2015.11.17 00:00
| | |
2169

Sizce Nasıl?
Oyunu yapılan galasında izleme fırsatı buldum. İlk etap da şunlara değinmeden edemeyeceğim.

 

ŞEHİR TİYATROLARINDA OYNANAN “CYRANO DE BERGERAC”


 Oyunu yapılan galasında izleme fırsatı buldum. İlk etap da şunlara değinmeden edemeyeceğim. Tiyatro ve oyunculuk alanlarında gerek akademilerde, gerek sanat dünyasında hep bir Avrupa(batı) adı geçse de aslında son on-on beş yılda bizimde ciddi bir yol kat ettiğimizi söylemeden edemeyeceğim...

 
 

Oyunu yapılan galasında izleme fırsatı buldum. İlk etap da şunlara değinmeden edemeyeceğim. Tiyatro ve oyunculuk alanlarında gerek akademilerde, gerek sanat dünyasında hep bir Avrupa(batı) adı geçse de aslında son on-on beş yılda bizimde ciddi bir yol kat ettiğimizi söylemeden edemeyeceğim. Oyunculuk alanında, televizyon dizilerinin artmasıyla açılan iş alanının çokluğundan kaynaklı, konservatuar ve güzel sanatlar fakülteleri oyunculuk bölümüne olan taleplerin artması nispetinde yetişen oyuncu fazlalığı ve bu fazlalığın doğurduğu tatlı rekabet sonucu oyunculuk çıtanın yükselmesi olarak ortaya müspet bir durum çıkıyor. Yine oyunculuğa olan rağbete paralel olarak kendini geliştirme fırsatı bulan akademisyen ve yönetmenler görüyoruz. Belki bir çoğunun farkında olmadığı bu pozitif gelişim, yaygınlaşan Osmanlıca öğrenimiyle yakın tarihimizi daha çok çeviri ile Türk Tiyatrosunu daha ileriye kökleriyle birlikte taşıyabilir. Bütün bunların hepsi oyunda gördüğüm birazdan incelememde sınıf sınıf sıralayacağım unsurları görünce bir an aklımdan geçti ve paylaşmak istedim.


    
Bir unsur da yıllar önce adını hatırlayamadığım bir gazetede sanat bölümünde ya da bir köşe yazısında bir yazı okumuştum. II. Abdulhamit han’ın “Cyrano de Bergerac” oyununu yasaklattığına dair bir yazıydı. Benim bunu yazmamda ki neden ise muhtemelen o haber bir gazetede yayınlandığına göre yazılı tarihe o şekilde geçmiş olmasından dolayı, bu yazımın bir düzeltme mahiyeti taşıyıp yine yazılı tarihe geçmesini murat etmemden kaynaklıdır. O yazıda Cyrano’nun burnu uzun olduğu ve II. Abdulhamit han’ın da burnu kemerli olduğu için yasaklattığı söyleniyordu. Hiçbir kaynağa dayandırılamayan teori sahih bir bilgi olarak veriliyordu. Benim bununla alakalı o habere bir reddiye yazmam hiçbir şeyi değiştirmiyordu. Yeri gelmişken burada imkan bulduğum için yazmak istedim. Son Osmanlı dönemine dair hem tiyatro alanında hem de devlet adamları hakkında bir çok kaynak okudum. Doküman ve  arkadaşlarımın tezleri için tiyatro dergisi çevirisi yaptım. Ama hiçbirinde bu oyunla alakalı bir söyleme rast gelmedim. Aksine II. Abdulhamit han’ın burnunun kemerli olması ile alakalı ne kendinin nede çevresinden herhangi bir olaya konu olduğu yada bunu bir takıntı yaptığı görülmemiş ve duyulmamıştır. Hatta tarihte II.Abdulhamit han döneminde “basına yasaklı kelimeler” diye bazı kitaplarda dolaşan 15-20 kelime arasında da burun kelimesi geçer. O kelime listesinin de asla resmi olduğu hiçbir belge ile kanıtlanmış değildir. “Kraldan çok kralcı”tabiri vardır. Belki padişah kızar düsturu ile basının kendi kendine aldığı kararı, kendi kendine uydurduğu sansürü padişah emretmiş gibi halkın dedikodusu olduğu bazı kaynaklarda da geçer. Bu da bir düzeltme olarak yazılı tarihe geçmesi babında burada dursun. Yıldız sarayında o dönem yazar ve aktör “Coquein Cadet” ve Fransız aktris Sarah Bernharth’ın çağrılıp temsiller verdirildiği bilinir. Yani konu Cyrano’nun burnu değil, oyunun özü ve yazarla alakalı olduğu kuvvetle muhtemeldir.

IŞIKLAR YANDIĞINDA İLK GÖZE ÇARPAN: KOSTÜM VE DEKOR
    
Bir oyun replikten önce oyuncu ile başlıyorsa, ister istemez ilk göze çarpanda kostüm ve dekor oluyor. 17. Yüzyıl Fransa’sını eksiksiz bir şekilde yansıtan hiçbir repliğe ihtiyaç duymadan anlayabilmemize sebep olan kostümlerdi.Bunda emeği geçen kostümde Canan Göknil, sahne tasarımında Barış Dinçel’e teşekkürler. Aynı şekilde oyun için hazırlanmış modüler dekorun aynı anda bir çok sahnede değişik şekillerde kullanılabilmesi, hem zamandan , hem de herhangi bir turne esnasında kolaylık sağlayacak olması gibi avantajlar hesaplandığında, gerçekten üzerine düşünülüp büyük emek verilmiş olduğunu gösteriyor. Bizlere de sadece teşekkür etmek düşüyor. Aynı şekilde yapılan ışık tasarımında renklerin ve ışığın estetik kaygı ile profesyonelce kullanıldığı için Murat İşçi’ye teşekkür getiriyor. Oyuncudan bir ton düşük ışık ile dekorun aydınlatılması hem sahneye derinlik vererek oyun atmosferinin kolay oluşturulabilmesine imkan tanırken, oyuncunun da dekorun gölgesinde kalmayıp daha ön planda fark edilmesini sağlıyor.

OYUNUN EN AKILDA KALICI YANI HİÇ ŞÜPHESİZ:OYUNCULUKLAR

Oyunda başrol Cyrano’yu oynayan Yiğit Sertdemir ile 2011 yılında İstanbul Aydın Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Drama ve Oyunculuk bölümümüzün mezuniyet oyununu hazırlarken tanışıp, çalışma imkanımız olmuştu. Kendisi yönetmişti ve kumbaracı 50’de en son rahmetli Tomris İncer ile  üçlemesini izlemiştim. Hem yönetmen olarak hem oyuncu olarak üzerine çok büyük çalışılmış fikirleri ve yöntemleri olan saygı duyduğum tiyatro adamlarındandır. Oyunun galasına gelirken yanımda gelen arkadaşıma da bahsetmiştim. Gerçekten yanılmadığımı, gelmezden evvel hayal ettiklerimi, sahne üzerinde kendinden beklenen performans olarak yansıttı. Bazı çevrelerden oyun sonunda “Acaba biraz abartı, shov muydu ?” sözlerini işitsek de sonuçta Natüralizm döneminde var olan yazarın Neo-romantik oyunuydu. Bence Neo-Romantik metin bir tık coşku ve shovu beraberinde getiriyordu. Akıcı bir dille en uzun tiratları bile eksiksiz telaffuzu Yiğit Sertdemir’e ekstra alkış getirdi. Bu oyunu ilk okuduğumda daha üniversiteye başlamamıştım. Metin çok hoşuma gitmişti. Kendi kendime evde Cyrano çalışmışlığım bile vardır. Oyuncunun kendini göstermeye pek müsait metni var.
    
Böyle bir metin ve böyle bir oyunculuk karşısında diğer oyuncu arkadaşlara büyük bir handikap doğdu. Roxane’ı oynayan oyuncu canlandırdığı karakterine yakışmış ama daha çok bireysel çalışması onun menfaatine olacaktır. Christian’ı oynayan oyuncu ise Cyrano’nun gölgesinde kalmış. İlk sahnesinde cyrano’nun burnuna laf atarken ki anlarında gayet bağımsız bir karakter olarak seyirciye geçerken, sonrasında cyrano’nun gölgesinde cyrano’ya hayran bir şekilde kaldığını gördük. Yine aynı şekilde asla oyunculuk kötü demiyorum, başka birisiyle oynasa bu şekli iyi denebilir ama çok üst çıtada yürüyen bir cyrano karşısında varlık gösterebilmek adına aynı çıtaya doğru ilerleme noktasında hamle yapması gerekiyor. Yine aynı kadro içerisinde görmekten mutlu olduğum okul arkadaşım Hasip Tuz’a da başarı ve tebrik dileklerimi iletiyorum.

BİR YÖNETMEN OLARAK PROF.MEHMET BİRKİYE
    
Kendisinden dört sene dolu dolu üniversitede istifade etmeye çalışmış birisi olarak ve bu zamana kadar yaptığı bir çok rejiyi gerek okulda, gerek dışarıda yaptığı prodüksiyonlarda yakından takip eden birisi olarak yakından tanıdığımı varsayıyorum. En azından oyunlarını izleyen yada birkaç ay aynı oyunda çalışanlara nazaran, uzun süre tiyatro-i tedrisatından geçmiş biri olarak daha iyi tanıdığımı sanıyorum. Bu zamana kadar yaptığı rejilerin hemen hemen hepsinde büyük beğeni ve takdir toplamış, yönettiği oyunlarda farklı bir yönetim çizgisi ekol oluşturmuştur. Ama bu oyuna baktığımızda benim gördüğüm kadarıyla oyunun ifade ve anlatım gücü yüksek olduğu için ve sağlam bir dramatik çatışma üzerine ustaca kurulmuş bir oyun olduğu için ekstra bir rejiye ihtiyaç duymadan doğal akışında oyunun metnini ortaya çıkaran bir reji tercih edildiğini kanısına vardım. Oyuncular ezber ve kendi metin çözümlemelerini yapmışlar. Gereken yerlerde yönetmen müdahale etmiş. İlave rejiye ihtiyaç duyulmaksızın Prof.Mehmet Birkiye oyunun altına imzasını atmış. Öze dair hiçbir dramatik problemi olmayan oyun, tamamen seyirciye hatasız geçtiği içinde biçim bakımından kusuruz bir oyun olarak izleyicinin beğenisini topluyor.

 

KAREOGRAFİ VE ESKRİM SAHNELERİNDEKİ BAŞARININ ADI: EMEK
    
Yine izleyici tarafından büyük ilgi toplayan bir diğer sahnelerde eskrim sahneleri ve oyunda ki kareografilerdi. Bununda sebebi yine oyuncuların işinin ehli iki isimle emek vererek çalışmış olmalarıydı. Her sahnesi ayrı ayrı figürlerle süslenmiş ve bunları hatasız  olarak bizlere sunabilmeleri seyirlik hazzın artmasına sebep olmuş. Kendilerinden üniversitede bir sene eskrim dersi aldığım Deniz Özmen’e ve yine bir sene hareket dersi aldığım oyunun kareografilerini yapan Alparslan Karaduman’a emeklerine sağlık diyorum.

 

SONUÇ: KATARSİS YAŞANDI !
    
Tiyatronun ilk kuramı Aristoteles’in poetikasında “katharsis” den bahseder. Bu kelime anlamınla trajedinin seyirci üzerinde ki bıraktığı duygusal etkiye verdiği isimdir. Kurallara uygun yazılmış her tragedya katarsis içerir. Normalin üstü karakter seçilir. Seyirci karakterle kendi arasında bağ kurar ve sahnede izlediği olaydan kendiyle bağ kurduğu için etkilenir ve biz buna katartik etki deriz. Oyun sonunda 2005-2011 yılları arasında 6 yıl tiyatrosunda oyuncu olarak çalıştığım, oyunu beraber yan yana izlediğimiz yönetmenim İsmail Yeşilbağ “-evladım bana bak” dedi ve Victor Hugo’nun oyuna tam uyan “Söylesem söyleyebilsem ah derdimi” şiirini üç dört dakika boyunca gözlerinin içi parlayarak okudu. Ve “-bunu lisede defterlerimize yazardık” dedi. O an anladım ki bizde oyun, başarı ile o estetik haz duygusunu sağladı. Bizde o katartik etkiyi oluşturmuştu. Hani zanaatla sanat arasında ki fark vardır ya, zanaatın etkisi direk, sanatın etkisi dolaylıdır. İşte dolaylı faydası o katartik duygu, oyun sonu fuayede herkesin yüzündeydi.

İncelememin başında belirttiğim bir durum vardı. Türk tiyatrosunun kendi kendini bir yerlere taşıyacağı hususu idi. Bu kadar kaliteli prodüksiyonlar büyük devlet imkanları ile yapılabilirken, bunun yanı sıra iyi oyuncular yetişirken, kaliteli gerçekten bilen, yaptığı her rejiyi koca koca sebeplere dayandıran yönetmenler varken sizce söylediklerim bir komplo teorisi mi ?

Oyunda yapımda emeği geçen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sn. Dr. Kadir Topbaş ,İBB Kültür Daire Başkanı Sn. Abdurrahman Şen, İBB Şehir Tiyatroları Müdür Salih Efiloğlu ve Genel Sanat Yönetmeni Erhan Yazıcıoğlu ve belki afişte adı yazmayıp emeği geçen varsa herkese teşekkürler. 

Yasin ÇETİN 
Mail: karagozseymen@gmail.com

Anahtar Kelimeler: cyrona bergerac, cyrano de bergerac



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir