MAKALELER

Çöl Fırtınaları - İstanbul Devlet Tiyatrosu

2014.04.28 00:00
| | |
4450

Thorvald Steen ve Tarık Ali'nin yazdığı oyun, bir roman uyarlaması değil ancak Steen'in Tozkoparan adlı romanından hareketle yazılmış bir eser.

 

ÇÖLÜ KIZILA BOYAMAK İSTANBUL DEVLET TİYATROSU- ÇÖL FIRTINALARI

Thorvald Steen ve Tarık Ali'nin yazdığı oyun, bir roman uyarlaması değil ancak Steen'in Tozkoparan adlı romanından hareketle yazılmış bir eser. Tozkoparan romanında iki farklı zaman ve mekan düzleminde bağımsız hareket eden iki hikaye karşımıza çıkar. Norveç'te başlayan ve Şam'a uzanan süreci tarihsel bakımdan bir başka süreç izler. Bu şekilde Doğu-Batı çatışması oluşturulur...

  

Çöl Fırtınaları adlı oyun, İstanbul Devlet Tiyatroları tarafından Şakir Gürzumar yönetiminde sahneleniyor.
Thorvald Steen ve Tarık Ali'nin yazdığı oyun, bir roman uyarlaması değil ancak Steen'in Tozkoparan adlı romanından hareketle yazılmış bir eser. Tozkoparan romanında iki farklı zaman ve mekan düzleminde bağımsız hareket eden iki hikaye karşımıza çıkar. Norveç'te başlayan ve Şam'a uzanan süreci tarihsel bakımdan bir başka süreç izler. Bu şekilde Doğu-Batı çatışması oluşturulur.

 

STEEN VE TARIK ALİ'NİN ORTADOĞUSU
Romanın aksine Çöl Fırtınaları oyunu, tek bir mekan üzerinden çizgisel bir akışla anlatılır. Mekan Kudüstür ve bu mekan üç ilahi dinin(Musevilik, Hristiyanlık ve İslamiyet) de ortak noktasıdır. İşte asıl çatışma burada başlar. Selahattin Eyyubi temsiliyle Doğu, İngiliz Kralı Richard temsiliyle Batı bir savaş halindedir. -Bu savaş durumu Ortadoğu'nun kaderidir aslında. Bu tarihten önce de böyledir, şimdi de.- Haçlı devleti olarak kurulan Kudüs Krallığı ile savaşan ve Kudüs'ü ele geçiren Selahattin, Papalık'ın da desteğini alan İngiliz ve Fransızlara karşı mücadele etmiştir. Selahattin'in karşısındaki asıl kişi ise Richard'tır.  Oyun bu çatışma üzerine kuruludur ve tarihsel gerçek ile sonlandırılır.

 

 

Doğu- Batı çatışması, bu iki karakter üzerinden aktarılıyor. Selahattin Eyyubi, dini ve daha da ötesinde insani yaklaşımıyla  halkının ve hatta düşman askerlerinin de sevgisini kazanmış bir liderdir. Arslan Yürekli Richard ise, hırsının ve kibrinin sonucu yalnızca galibiyeti düşünen, bu uğurda savaş esirlerine her türlü zulmü yapabilen bir kraldır. Oyun metnindeki en belirgin özellik, yazarların olaylara yaklaşımındaki nesnelliktir. Yazarlardan Doğu kökenli İngiliz Tarık Ali ve Norveçli Steen'in oryantal bakıştan uzak, iki taraflı bir değerlendirmeyle tarihsel gerçeklere dayandırdığı metin, kurmaca- gerçek ilişkisini karışıklığa düşmeden veriyor.

 

 

BİÇİMSEL, TUTARLI BİR SAHNELEME
Oyun metni gibi İstanbul Devlet Tiyatrosu'nun sahnelemesi de belgesel tiyatro kapsamına dahil edilemez. Oyun her ne kadar tarihi gerçeklerle örtüşse de oyunda ne bir tarih veriliyor ne de tarihsel bir isimlendirme. (Örneğin Haçlı Seferleri ismi dahi tarihçilerin 18. yüzyılda yaptığı bir adlandırma.) Oyundaki sinevizyon gösterisinde yapılan Kudüs vurgusu, savaş sahneleri öğretici yanından çok etkiyi artırmak için yapılmış. Sinevizyonun asıl etkin yanına daha sonra değineceğim. 

Oyunun, yazarın romanıyla örtüştüğü önemli bir nokta da, Amerika'nın Irak'ı işgali sırasında yaptıkları. Sinevizyonla aktarılan sahnenin devamında sahnede Amerikan askerleri görünüyor. Oyunun bu didaktik vurgusu gerçeğin kurmacanın önüne geçtiği bir sahne.

 

 

Yönetmen Şakir Gürzumar, eserin sahneye konmasında alçalıp yükselen tonları esas alarak iki karakterin psikolojik durumlarını ve iki kültürün mücadelesini anlatıyor. Alçak tonlarda Selahattin'in savaşa karşı çıkmasına rağmen savaşmak zorunda oluşu kendisinde ruhsal bir rahatsızlık meydana getirir. Karısı Cemile'nin yanında olmasıyla bir nebze huzuru yakalamaya çalışan Selahattin, arada kalmışlığın acısını içinde çekmeye devam eder. Richard'ın hırsıyla alevlenen yok etme isteği özellikle ikinci perdede esir alınmasıyla vicdani bir sorgulamaya dönüşüyor.  Hatta Richard, tutsaklığı sırasında bu duruma düşmesine neden olan Selahattin'e kendisini kurtarması için yalvarıyor. Eş ve anne tipleri aracılığıyla sığınacak yer arayan iki karakter , birbirlerinden çok farklı kişiliklere sahip olsa da kimi zaman benzer duygulara kapılırlar. Selahattin'in "Çölü kızıla boyayacağım." sözüne Richard, "Kılıç kanla keskinleşir" cümlesiyle karşılık veriyor.

Yönetmenin oyun metnine bağlı kaldığını gösteren bir başka ip ucu da Selahattin'in Kürt kimliğine iki defa  vurgu yapması olmuş. Güncel olarak da çok tartışılan bir konu olan Selahattin Eyyubi'nin kimliği, üzerinde çalışma yapan pek çok kişinin kendine çekebileceği açık bir alan haline gelmiş. Herkes tarafından benimsenen bu tarihi kişilik, hangi milletten olursa olursun saygı duyulan bir konumda yer alıyor. Metnin yazarlarının tarihçi kimliği de göz önüne alınırsa oyunun bir başka gerçek tarafı ortaya çıkmış oluyor.

Sahnelemede yönetmenin uyguladığı bir başka teknik de savaş sahnelerinin hızlı akışının birden slow motion'a dönüşü. Böylelikle haftalar, aylar süren kuşatma birkaç dakika içerisinde ve veriliyor. Oyuncular bu akış sırasında ölen askerin bir başka asker olarak karşımıza çıkmasıyla mekansal genişleme olanağı yaratıyor. Bir başka ayrıntı ise Kudüs'ü savunmakta olan Eyyubi askerlerinin içinde kadınların da olması. Bu tarihi gerçek Eyyubilerin askeri gücünde büyük oranda Türk olmasıyla açıklanabilir.

Oyun metninden hareketle olsa gerek İslamiyet ve Hristiyanlık savaşının dışında kalan Musevilik, yalnızca Selahattin'in hekimi üzerinden verilmiş. Kudüs'ün geçmişte ve günümüzde en büyük ögelerinden olan Musevilik, yazarın romanında ve oyununda üzerinde durmadığı, tercih etmediği en büyük parça. 

Oyun dramaturjik açıdan kurmaca-gerçek ilişkisinde, sahneleme tekniklerinin özgünlüğünde, tarihsel sürecin akışında problem taşımıyor. Ancak yaklaşık iki saat süren oyunun ilk perdesinin ikinciyi perdeye oranla yaklaşık yarım saat uzun oluşu dikkat çekiyor. İlk perdenin son sahnesi oyunun tonu itibariyle ikinci perdeye daha çok yakışıyor doğrusu.

ZIT KUTUPLARI OYNAMAK VE UYUM
Baş karakterimiz Selahattin Eyyubi rolünde Tolga Evren, karakterin savaştan uzakta olmayı isteyip de bunu başaramayan insanın içsel dalgalanmalarını ve hastalığa düştüğünde çocukluğa dönüşün getirdiği saflığı iyi yansıtmış. Esmer oluşu ve keskin bakışları da bir başka avantaj kendisi için.

Arslan Yürekli Richard'ı canlandıran Celal Kadri Kınoğlu, hırslı yapısını haşmetli duruşuyla sahneye taşıyor ve sahne üzerindeki konumlanışı başarılı. Kendisinin sesini yüksek tonda kullandığında daha etkili olduğunu belirtmekte yarar var.

Yardımcı rollerde Fransız Kralını canlandıran Hakan Elmasoğlu, biraz geride hekim  İlkay Akdağlı, anne ve eş rollerine Nihal Tercan, Burcu Tuna oyunun iki ana karakterini derinleştirme konusunda sahne uyumunu yakalayabilmişler.

Otuz kişilik savaşçı ekibin savaş sahnelerinde jest ve mimiklerini yakından izlemesini isterdim bütün seyircilerin. 

IŞIK VE MÜZİĞİN DOYGUNLUĞU NE OLMALI?
Işık tasarımında Yakup Çartık'ın oyundaki rolü ise inkar edilemez düzeyde. Selahattin ve Richard'ın içsel dünyalarına girmemizi, geçirdikleri duygusal dönüşümleri daha kolay anlamamızı sağlıyor. İki saatlik oyun boyunca fona yansıtılan görüntüler oyunun belgesele yaklaşmadan gerçeklik düzeyini artırıyor, kimi zaman sahne duygusunu pekiştirecek bir öge olarak da kullanılıyor. Hatta oyunun sonu itibariyle sinevizyondan sahneye taşan Amerikan askerleri ve onların silahlarından çıkan lazerler, dekorun ön plana çıkardığı Selahattin ve Richard'ın üzerine yansıyan lazerlerle fazlasıyla göz alıcı hale geliyor. Projeksiyonun en estetik kullanımları ise "Selahattin Eyyubi'nin Gölgesinde" (vurgu bana ait) tiradını sunan Richard ve Selahattin'in vasiyetinin fonda aktığı sahneler:

"Kefenimi bir mızrağa taksınlar ve böyle bağıra bağıra şehri baştan başa dolaşsınlar. Ta ki herkes gereken ibreti alsın. Şan ve şeref peşinde ömür tüketenler, bunlara kavuşmak için din kardeşlerini rencide edenler yanlışlarını anlasınlar, aynelyakin ölümü görsünler ve tövbekar olsunlar."

Müzikler oldukça etkileyici güçte. Genelde oyunun özelde oyuncuların alçalıp yükselen ilerleyişinde gerekeni yerine getiriyor. Bununla birlikte savaş sahnelerinde müziğin epik anlatımı artırmakla birlikte doygunluk seviyesini aştığını söyleyebiliriz.

BU DEKOR BU SAHNE İÇİN TASARLANMIŞ
Dekorun tasarımcı tarafından titizlikle hazırlandığı belli. Yönetmen, dekorun yükselen kısımlarını birbirine diagonal biçimde yerleştirmiş. Yükselen bu platformlar, hem iki karakterin birbirinden ne derece zıt olduğunu hem de liderlik özelliklerini vurguluyor. Oyun sonunda ölen Selahattin ve Richard, platform üzerinde iki liderin ve iki kültürün hesaplaşmasını ortaya koyuyor.

Projeksiyonun yansıtıldığı siyah fon çapraz olarak bölünmüş. Anlaşılıyor ki ikilik burada da devam ediyor.
Dekorda olduğu kadar kostüm tasarımında da çok başarılı Şirin Dağtekin Yenen. Kral ve kraliçeler konumlarına uygun giydirilirken Doğu'nun temsili olarak Selahattin, halkın içinden biri olarak giydirilmiş. Çektiği acı neticesinde düştüğü yorgun ve hasta halini sürekli bir abaya sarınarak geçiriyor.

LEWIS VERSUS SAİD
Yönetmen Şakir Gürzumar, tarihsel yanı gerçeklere dayanan, dönemin ve hatta günümüzün karışık bölgesi Ortadoğu'yu biçimsel yanı vurgulayarak aktarıyor. Oyunun tematik yanının güncelliğini koruyor olması da bir başka gerçek. Steen'in romanındaki gibi oyunda da Amerikan askerlerinin Ortadoğu işgali bunun en tipik örneği. Ridley Scott'ın 2005 yapımı "Cennetin Krallığı" sinema filminde de Selahattin'in oryantal bakıştan uzak ve tarafsız sunumu dikkat çekiciydi. Yeni Bernard Lewis'ler ortaya çıkıyor galiba.

 

KÜNYE
Yazan: Tarık Ali, Thorvald Steen
Çeviren : Deniz Canefe, Kenan Şahin
Yöneten: M. Şakir Gürzumar
Dekor Tasarımı & Kostüm Tasarımı: Şirin Dağtekin Yenen
Işık Tasarımı: Yakup Çartık
Müzik: Cenk Taşkan
Koreograf: Alpaslan Karaduman
Rol Dağılımı: Tolga Evren, Celal Kadri Kınoğlu, İlkay Akdağlı, Hakan Elmasoğlu, Nihal Tercan, Burcu Tuna, Yusuf Can Sancaklı, Derya Çisel Kuşkan, Duygu Baydur, Sibel Çelikoğlu, Ümit Deniz, İrem Gülnur Deniz, Murat Salih Kalfagil, Ahmet Ayaz Yılmaz, Murat Turhan, Yaşar Büker, Ozan Emre Altın, Arman Yıldız, Anıl Acar, Emre Çaltılı, Buğra Ün,
Ekin Vatansever, Sena Tuğçe Güner, Damla Gerçeker, Selin Gören, Pınar Gülkapan, Diren Coşkun, Suzan Sabancı, Ali Ertekin, Emre Emin Aravi, Tamer Serkan Subaşı, Erdem Yılmaz, Onur Kurşun, Batuhan Pamukçu, Nur Merve Akdemir, Gonca Kunduzcu

 

Anahtar Kelimeler: çöl fırtınaları, istdt, istanbul devlet tiyatrosu



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir