MAKALELER

Çocuk Tiyatrosu Üzerine

2019.09.08 00:00
| | |
3484

Sizce Nasıl?
Hangi oyundan sonra seyirci, oyundan sonra oyuncuya sarılmak için sahneye koşar? Çocuk oyunlarından sonra.

Hangi oyundan sonra seyirci, oyundan sonra oyuncuya sarılmak için sahneye koşar? Çocuk oyunlarından sonra. Çocukların doğrudan’lıkları, oldukları gibi oluşları, sevgiyle dolu alkışları, üç kişinin, beş yüz kişinin aynı anda söyledikleri bir “evet” leri,  ya da “hayır”ları… İşte o zaman bu sessiz kalabalığı tanıyorsunuz. Oyunu izlemeye hazırlık için sağlanan sessizlik sonu büyüyen sesin gür ormanının görüyorsunuz. Bir an yok denecek kadar sessiz… Derken hep birden tek ses konuştuklarında onlardan yükselen geleceği görüyoruz. Kendini büyümeye bırakmış, çocukluğun ülkesinde, bir ara yerde değil de kendilerine ait bir zaman diliminde olduklarını görüyoruz. Geleceği görüyoruz. Çocuklar hep birlikte bağırdığında güçlerini görüyoruz. O minicik gövdelerin birleşince koca bir odun parçasını yerinden kaldıran karınca güçlerini görüyoruz.

Çocukları anlamak için herhangi bir gün sokağa çıktığınızda yetişkinler ne konuşuyor diye bakmak yeterli. Günümüzde en çok para konuşuluyor. Çocukların dünyasına en yabancı kavram.  Günümüzde çocuklar konuşma sırasının kendilerine gelmesini bekleyen, ama sıra çoğu zaman yetişkinlerden bir türlü kendilerine gelmeyen kişiler. Günümüzde tiyatro, çocukların ihtiyacı olan boş alanı sunuyor. Evde anne babayla, okulda öğretmenlerle belirlenen, yalnız kaldıklarındaysa yine bir yetişkin icadı olan bilgisayarlarla belirlenen bir zamanı-mekânı yaşıyor çocuklar. Oysa çocukların, çocuklarca kurgulanmış bir dünyanın içinde kaybolmaya sonra da yine kendi çocuksu yöntemleri ile bulunup, kendi kendileri baş başa kalmaya ihtiyaçları var.  Çocuk oyunu yazarken bu dünyayı kurmaya çalışıyoruz. Çocukların günümüzde en çok ihtiyaç duydukları konu bence bu. Kendi kendileriyle kendi varoluşlarını keşfetmelerine yarayacak bir yöntemle baş başa kalmaları. Bu, pencerede yahut halıdaki küçük bir desenden oyunlar çıkarıp oynamaktan tutun da bir tiyatro oyununun içinde kaybolmaya kadar varır. Çocuk. tiyatronun içinde kaybolmayı seviyor. Oyunla birlikte yarattığı gerçekliği seviyor. Günümüzde oyun alanlarının kısıtlı oluşu, anne babaların çocukların eğlenmesi için sunabilecekleri seçenekleri de azaltıyor, çocuklarda bir oyun açığı beliriyor. Oynamayan çocuk sağlıklı büyüyemiyor. Çocuklarımızı yetiştirirken gözden kaçırdığımız şeyler var. Onları birer okul çantası gibi yetiştiriyoruz. İçlerine her şeyi dolduruyoruz, her şeyi alsınlar hiçbir şeyden mahrum kalmasınlar… Böylece bir ilkokul çantasından bir iş adamı çantasına evirilen bir süreç başlıyor. Ama o yeterince oynamamış çocuk hep bir yerlerde kalıyor. 

Kendini geçekleştirememiş anne babalar, içlerinde kalan ne varsa çocuklara yüklediler. “Her şeyde birinci ol.”“Yaşına başına bakma herkesi geç” “Her şeyin en güzeli ol.”“Senin dediğin doğrudur.”“Benim kızım, oğlum her şeyi bilir.” Acımasız bir yarışçı kuşak geliyor. Her şeyi bilecek, yetenekli ancak duygusal dünyalarında bocalayacak bir kuşak; çünkü duygu dünyalarında doğal yaşantıya bırakılmadılar. Şişirildiler. “Hadi, hadi, şimdi sırada ne var?” “Eee şimdi ne yapıyoruz” “Çok sıkıcısınız.” Etkinlik çocukları, işlev çocukları. Sırada sevgi var dendiğinde tökezleyecekler. Karşılıklı birbirinin benliğinde egoyu hiçe sayarak yok olmayı göze almak demek olan biraz da sevgi karşısında çok tökezleyecekler. Çünkü kurmalı saat gibi yetiştirildiler; içlerine sevgi konmadı. Dertleşilen kişiler oldu bu çocuklar ve büyüklerin sorunlarıyla büyüdüler. Çocukken bile büyükmüş gibi yaptılar, anlatılan dertleri ustaca dinleyip, usturuplu yanıtları yerli yerince verebilmek için. Ebeveynlerinin yaşamları üstlerinde yürüyüp giderken, “neyse sonra yaparım” dedikleri bir ödevmiş gibi geriye attılar çocukluklarını. Yaşanmayan bir çocukluksa oralarda çekilmiş bir yay gibi gerer büyürken insanı. Sonra kimin kucağına düştüğünü bile bilmezsin bu sevgisiz yay gerginliğinden. Yeter ki azıcık gerçek. Yeter ki kendi hikâyem olsun. Yeter ki azıcık sevgi.

Kayıp yaşantılarınıza duyduğunuz hayıflanmalar yüzünden, prensler, prensesler gibi yetiştirmeyin çocuklarınızı. Burnundan kıl aldırmayan küçük hanımefendiler, beyler gibi yetiştirmeyin. Kibirli ve her şeyi bilmiş, şımarık yetiştirmeyin. Kendi yaşantınızın boşluklarını çocuklarınıza yüklemeyin. “Ben yapamadım sen yap, yen hepsini,” düşüncesiyle yetiştirmeyin.  Küçük savaşçılar, yetenek diye sağım sağım kurstan kursa sağılan, hınçlı, hırslı hasta çocuklar yetiştirmeyin.

Büyüklerine saygı duymayan, büyüklerini doğrudan savaşacağı, ya da yarışacağı kişiler olarak gören her şeyi bildiğini sanan çocuklar yetiştirmeyin. Kendi çağında çok fazla susmuş olmak yüzünden haksızlıklara, çocuklarını savaşa süren kişiler olmayın. Sonra ortada bir savaş yokken zırh kuşanmış kişiler olarak alay edilirler. Yaşam karşısında kurgulandırılmış, konumlandırılmış ikincil bir duyguyu yaşamak yerine samimi olmalarını bekliyorsanız, önce sizler samimi olun. Her an sahnede olmak isteyen, iki yetişkin konuşurken garip seslerle iletişimi kesmek için gürültü, gurultu yapan ya da ayak, bacak, kol sallayan, annesinin üstünü başını çekiştiren, dilediği olmayınca annesini tokatlayan bir kuşak geliyor. Değiştirmek mi istiyorsunuz? Öyleyse hemen başlayın. Alacağınız çok yol var. Bunun bir kuralı yok. Her anne baba o çocuğun davranışlarına uygun olarak sezgisel olarak çözümü bilir. Özen göstermek. Emek harcamak. Dinlemek. Onu var etmek; eksiklenip yarışçı birisi olamaması için.

Bunca güçlük içinde çocuk olmanın çok zor olduğunu düşünüyorum. Çocuk tiyatrosu yapıyoruz çünkü çocuklara “umut var” demek istiyoruz. Tıpkı bir rüyanın doğallığında “umut var” demek istiyoruz. Düşününce bizim çocukluğumuzda da bir türlü bitip tükenmek bilmeyen sorunlarını görünce içten içe kızardık. Madem dünya bu kadar kötü öyleyse neden bizi dünyaya getirdiniz demek ister gibi…  Şimdiki çocukların da buna benzer bir durum yaşadıklarını düşünüyor ve hep “umut var” demek istiyoruz. Çünkü çocukların büyümek için en az kalsiyum kadar umuda da ihtiyaçları var.

En güzeli doğa ile baş başa vakit geçirmelerini sağlamak. Doğaya, güneşe, ormana doymalarını sağlamak.  Oyun, çünkü doğayı da yanına aldıktan sonra gelişen bir güçle başlar. Barış Manço’yu bu gün tekrar tekrar özlüyoruz çünkü “7 den 77 ye” de çocuklara kendilerini ifade etme imkânı veriyordu. Çocuklar konuşabiliyordu. Günümüzde çocukların en çok ihtiyaç duydukları bu. Dinlenilmek. Söz hakkı. Çünkü büyümek için ciddiye alınmak gerekli.  Büyümek için kendine güven duymaya ihtiyaçları var. Tiyatro çocukları bir yaşam deneyiminden geçirerek özgüvenlerini artırır. Deneyimin getirdiği güveni sağlar.

Sevgi ile büyüyen, tiyatronun başka dünyaların kapılarını açan dünyası ile büyüyen çocuklar, gerçek yaşamda, yani büyüdüklerinde, içine düştükleri yetişkinlerin katır kutur dünyalarında, çoklu düşünme yöntemleri tecrübeleri ile bizlerin şu an çözmekte güçlük çektiğimiz birçok sorunu kolaylıkla çözebileceklerdir. Çünkü düşünme biçimlerimiz engellere göre oluşuyor. Var olan üzerinden düşünebiliyoruz. Oysa olabilecek olan üzerinden düşünmek, var olanın eskiliğini görmeyi değişebilirliğini görmeyi gerektirir. Gençlikte kendine bir yaşam kurma gayesi ile yaşlılıkta değiştirilebilir olanı görse bile belki de fiziksel güçten yoksunluğunun bir yansıması olarak, sınırlarını kolay kolay terk etmiyor insan. Oysa çocuklukta her yeri aynı anda görebilen bir uçurtma gibi insan. Kuralların, geleneklerin olması gerekenlerin henüz oturmamış olması aynı zamanda bir avantaj.

Hangi oyundan sonra oyuncu seyirciye sarılmak için sahneden aşağı koşar? Çocuk oyunlarından sonra. Hayatın değişebilir, değiştirilebilir kıvamını tıpkı oyuncular gibi en iyi gösterenler çocuklar olduğu için. Dinamik, canlı, devingen halini…

 

Anahtar Kelimeler: çocuk tiyatrosu



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir