MAKALELER

Çek Pavel Vangeli’nin Cazcı Kuklaları...

2012.03.13 00:00
| | |
2069

Sizce Nasıl?
Piyano başında melon şapkasıyla bir iskelet bir yandan caz parçalarını seslendiriyor, bir yandan da dans ediyor. Keyifler gıcır yani....

 

Çek Pavel Vangeli’nin Cazcı Kuklaları : Melekler, Şeytanlar, İskeletler ve diğerleri…
  
Piyano başında melon şapkasıyla bir iskelet bir yandan caz parçalarını seslendiriyor, bir yandan da dans ediyor. Keyifler gıcır yani. Caz ve kuklalar. İzmir Fransız Kültür Merkezi’ni dolduranlar bir yandan ayaklarıyla caz müziğine tempo tutuyorlar, bir yandan da cazın ve kuklaların keyfini çıkartıyorlar. Hayattan zevk almak az şey mi?...


Piyano başında melon şapkasıyla bir iskelet bir yandan caz parçalarını seslendiriyor, bir yandan da dans ediyor. Keyifler gıcır yani. Caz ve kuklalar. İzmir Fransız Kültür Merkezi’ni dolduranlar bir yandan ayaklarıyla caz müziğine tempo tutuyorlar, bir yandan da cazın ve kuklaların keyfini çıkartıyorlar. Hayattan zevk almak az şey mi? İşte bu sefer bunun cevabı caz müziği ve kuklalarda gizli. 

Şimdi romantik ve büyülü hikayelerin geçtiği zamanlarda, eski Prag’dayız. Melekler şehri Prag. Soğuk bir rüzgar eser. Zil sesleri eşliğinde sahnede bir melek belirir. Rüzgarın sert havası yumuşak bir müziğin içinde erir gider. İlahi müziğin yumuşaklığı yerini cazın canlandıran havasına bırakır. Caz eşliğinde canlanan Melek kutsal havadan anında sıyrılıp yeniyetme genç kız hafifliğinde dans etmeye başlar. Elinde tuttuğu altın topla oynayan beyaz kanatlı bir Melek. Topu ayağının ucunda zıplatmasına bakılırsa iyi futbolcu olur. Meleğimiz o kadar marifetli ki caz tınıları eşliğinde altın topunu kanatlarının ucunda bile oynatabiliyor. 

Prag sadece Melekler değil, aynı zamanda Şeytanlar kenti. Elinde akordeon, ağzında sigarası, koyu kahve rengi teniyle fiyakalı bir şeytan. Muhteşem caz tınılarına eşlik eden yanık bir Blues tonu tutturmuş gidiyor. Gel de sen bu şeytani çekiciliğe aşık olma. Ağzından düşmeyen sigarası, bizzat seslendirdiği caz parçaları ve arada mutlaka üstüne basa basa “caz, caz, caz” deyişiyle karizmatik “cazcı Şeytanımız”, “futbolcu Meleğimiz” bu çılgınlar sirkinin baş aktörleri. 

Başrolde 1930’ların caz müziği var. Yardımcı rollerde ise caz tınılarına eşlik eden melekler, şeytanlar, soytarılar, şişman bir zenci, iki kazazede ve iskelet yer alıyor. İzmir Uluslar arası Kukla Günleri kapsamında, Fransız Kültür Merkezi’nde sahne alan Çek Kukla sanatçısı “Pavel Vangeli Kukla Tiyatrosu” (Pavel Vangeli Puppet Theatre), “Neşeli Kuklaları”  (The Swinging Marionettes) ile izleyicilere caz ve kukla dolu bir gece sundu. Arka planda, döner bir makara ile değişen bez panolarda, öykülerin sürüklediği çeşitli yerlere gideriz. Caz müziği ve her öyküye sinen neşe atmosferiyle eski Prag sokaklarından, bir sirk çadırına, oradan ıssız bir adaya ve bir mezarlığa taşınırız. Altı ayrı öykünün anlatıldığı kukla gösterisinde, caz ve swing parçaları eşliğinde karakterler akordeon, keman, kontrbas, flüt ve piyano gibi çeşitli müzik aletleri çalıyor. Öyküler eğlenceli ama şiirsel bir dil kullanılarak sunuluyor. Pantomim sanatının da eklendiği gösteri, sıradan kukla tiyatrosundan öte zengin bir kabare gösterisine dönüşüyor.  

Caz müziğinin hakim olduğu varyete tiyatrosu tadında bir kukla gösterisi izliyoruz. 70 cm. boyundaki  kuklalar esprili hareketleri, serbest tavırları ve cazın ruhunu yakalamada gösterdikleri başarıyla kalpleri fethediyorlar. Caza ve kuklalara bir kez daha aşık oluyoruz.
Ama cazcı şeytanın yeri başka. Söylediği caz parçalarının arasında attığı kötücül kahkahalarıyla bizi gülmekten öldürüyor. Şirin şey seni. Siyah kuyruğu, sırtındaki yarasa kanatları ve caz yorumu ile gösterinin en karizmatik karakteri. 

Eski Prag sokaklarından ayrılıp bir sirk çadırına doğru gidiyoruz. Karşımızda kırmızı sırt çantalı yaşlı bir palyaço var. Aynı zamanda keman çalan bir maestro bu. Biraz problemli galiba. Üç defa anons edilmesine rağmen sahneye çıkmayan, sonra da yüzünde bıkkın bir ifadeyle sahneye lütfeden palyaço, biraz keman çaldıktan sonra resmen sahnede uyuya kalıyor. Hatta horlamaya başlıyor. Horultular arasında kırmızı sırt çantasından dünyanın en küçük palyaçosu çıkıyor. Yetenekli üstelik. Hem caz şarkıları söylüyor hem de dans ediyor. Boynuz kulağı geçiyor. Çırak, ustayı deviriyor. Cazın ve kuklaların mucizesi işte.

Sırada okyanusun ortasında nokta gibi duran ıssız bir ada var. Fonun bir kısmı yırtık. Bu küçük delikten bir gemi çıkar. Gemideki insanlar dalgalı denize savrulurken gemi yavaş yavaş batar. Gemiden iki kazazede kurtulur. Karaya çıkarlar. Ellerinde can simitleriyle bir yandan dans eder, bir yandan hayatta kalışlarını caz parçaları söyleyerek kutlarlar. Sözün özü cazın ve tiyatronun olduğu her yerde hayat var.

Şimdi amazon ormanlarındayız. Bir “jungle” da. Flüt çalan ve dans eden yerli bir kız belirir. Sürpriz. Sahneye kontrbas çalan ve şarkı söyleyen bir caz sanatçısı çıkar. 1900’lü yılların başında Lousiana’dan vahşi ormanlara  ışınlanmış gibi durur. Bilmediğimiz uzak diyarların esrarengiz melodileri bir anda cazın neşeli tınılarına yerini bırakır. Gözleri oynayan kontrbasçı 1930’ların parçalarını seslendirirken yerli kızla ufaktan flört etmeye başlar. Cazın ve aşkın tınıları birbiri içine geçer ve mutlu son. Caz aşkın ve hayatın müziği.

Son bölümün başlığı “to be or not to be” (olmak ya da olmamak). İskeletlerin büyük gösterisi. Piyano başında siyah papyonlu bir iskelet görünür. Sürekli espriler yapan, siyah melon şapka takmış, çenesi düşük bir piyanistimiz var. Sevimli, şirin ve çekici. Çok iyi giyinemediği için seyircilerden özür diler. Ne espri ama. Üstelik gösteri yapmayı da seviyor. Oturduğu tabureyi bir kenara atar. Piyanoyu ayakta çalarken, bir yandan şarkı söyler, bir yandan da dans eder. Havalı hareketlerle ortamı ısıtır. Gösterinin sürprizi, pembe tül eteklikler giymiş üç tane iskelet olarak ortaya çıkar . Şov kızları. Biraz kemikleri çıkmış ama olsun. Büyük alkış alırlar. Bizi 1800’lerin sonunda Amerika’da vahşi batıdaki barların birine götürürler. Çılgınca dans eden üç kadın iskelet ve çenesi düşük bir piyanist hareketli caz parçalarından örnekler sunarken sıra dışı gösterileriyle büyük alkış alırlar. Kukla tiyatrosu iskeletlerin verdiği caz konseriyle sona erer. 

Bu iç ritmi yüksek gösteri, kukla sanatçısı Pavel Vangeli’nin büyük bir enerjiyle yönettiği kukla tiyatrosu çok sesli bir “caz kukla orkestrasına” dönüşüyor.  Sanatçıyla cazı ana tema olarak kullandığı gösterisini, kuklaları, caz müziğini ve öykülerini konuştuk.

SDK – Kukla sanatçısı olmaya nasıl karar verdiniz?


Pavel Vangeli – Küçük kızlar sayesinde oldu. 16-17 yaşlarındayken amatör bir grupla birlikte Prag’ta  çalışıyorduk. Gösterileri izleyen sevimli, şirin kızlar kuklalarla çok yakından ilgilendiler. Çok tatlıydılar. Onların bu içten ilgisi beni heyecanlandırmıştı. Tabii kuklalar da çok önemliydi. O anda kukla dünyasında bir çok şeyin  mümkün olduğunu düşündüm. 

SDK – Kuklalara sizi iten ve kukla sanatçısı olmanızı etkileyen olay neydi?


Pavel Vangeli – Annem ve babamla o sıralarda bir sürü problemim vardı. Kuklalar insanın içindekileri dışa vurarak, başka bir gerçekliğe sorunlarınızı yansıtabileceği bir ortam sağlıyor. Kuklalar, insanın iç dünyasını dışa açan mükemmel araçlar. Bu da beni kuklalara daha çok yaklaştırdı. 

SDK – Sahnedeki kuklaları siz mi yapıyorsunuz?


Pavel Vangeli – Hayır. Kuklaları ben yapmıyorum. Profesyonel, işinin ustası kukla yapımcılarıyla birlikte çalışıyorum. Sahnede en iyi şekilde tasarlanmış ve rahatça hareket ettirebileceğim, hareketlerine hakim olabileceğim kuklalarla çalıştığıma emin olmalıyım. Nasıl kuklalar istediğimi kukla ustasına anlatıyor, ayrıntılarıyla açıklıyorum. Ama her zaman istediğiniz olmuyor.

 

SDK – Neden?


Pavel Vangeli - Çünkü kuklaları yapan ustalar işin teknik yönünü de düşünmek zorundalar. Kuklaları sahnede daha iyi oynatabilmek için işin inceliklerini bilen çok iyi ustalarla çalışmak lazım. Ben ipli kuklalarla çalışıyorum. Bu nedenle, kuklaları sahnede rahat oynatabilmem için teknik olarak çok iyi tasarlanmış olmaları gerekiyor. Bu arada, günün şartlarını ve teknolojiyi de takip etmek lazım.   
  
SDK – Gösteriniz altı farklı hikayeyi anlatıyor ve bu öyküleri anlatırken çok çeşitli ve çekici kuklalar kullanıyorsunuz. Öykülere göre, bu kuklaları nasıl tasarlıyorsunuz?
 

Pavel Vangeli- Anlatılan öyküye göre, bir kukla karakterinin oluşturulması aşamasında ilk önce kukla yapımcısı ile aklımdaki fikirleri paylaşırım. Hayalimdeki karakteri ayrıntılarıyla anlatarak, kuklayı yapabilmesi için düşüncelerimi ve isteklerimi söylerim. O da bana “olur” ya da “olmaz” der. Neden “olmaz” diye sorarım ama onu yapması için asla zorlamam. Fikirler üzerinde tartışırız. Kuklanın yapım aşamasında olumlu ve olumsuz yönlerini konuşuruz. Bu tartışmalar ve konuşmalar benim için çok öğretici oluyor.,

 

SDK - Ben en çok “şeytan” ve “melek” öyküsüne bayıldım. Özellikle, şeytanın sigara içmesine, akordeon çalarken sürekli “caz, caz,caz ” demesine takıldım. Buradaki şeytan karakteri üzerine konuşabilir miyiz? 


Pavel Vangeli – Burada, “şeytan” erkek dünyasını temsil ediyor. Sigara içiyor, içki içiyor, caz parçaları söylüyor. Caz söylemek onu çekici, seksi kılıyor. Burada ön plana çıkan caz müziği, sigara ve içki içen maço erkeği, “karizmatik” bir karaktere dönüştürüyor. Şeytan burada sevimli, çekici ve komik bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Ona bu ruhu, sahnede söylediği caz müziği veriyor.,

SDK – Neden caz? Gösteride ana tema caz müziği üzerinden gidiyor. Farklı enstrümanlarla müzik yapanların hepsi caz söylüyor.,
,Pavel Vangeli – Caz, gerçek hayata dair bir müzik. Bana göre, gerçek müzik cazla bitiyor. Ben cazı ve şansonları çok seviyorum. Hayatta küçük hikayeler var. Bu hikayeler çok küçük, çok basit ve çok önemli mesajlar içeriyorlar. Caz müziği bu mesajları insanlara en iyi biçimde iletiyor. Çünkü insanın ruhundan gelen bir müzik bu.

 

SDK – Sahnedeki gösterinin ritmiyle, söylenen caz parçaları sanki bir paralellik taşıyor muş gibi geliyor. Öyle değil mi?


Pavel Vangeli – Tamamen öyle. Çünkü caz hayatın ritmini yansıtıyor. Kalbimizin vuruşu gibi      
Bir caz parçası şöyle der. “Dünyanın ritmini dinle. Kalbimiz de aynı şekilde atar. Tık, tık, ….tık, tık,….tık, tık,…” Bu hayatın kendisidir, hayatın ritmidir. Buradaki “tık, tık,…,tık,tık” aynı zamanda caz müziğinden gelir. Caz müziğinde de aynı ritmi buluruz.

 

SDK – Sahnedeki küçük hikayeleri yazarken nerelerden esinleniyorsunuz? Mesela, caz  söyleyen iskeletler çok sıra dışı ve çok komikti.


Pavel Vangeli – Şu anda iskeletlerin tam olarak aklımda nasıl şekillendiğini anımsamıyorum ama benim için iskeletler son derece doğal figürlerdi. Bütün hikayeler farklı şartlar altında ortaya çıkıyorlar. İskeletler burada ölümü çağrıştırıyorlar. Kader gibi bazı şeyler zamanı geldiğinde son bulur ama benim düşünceme göre, ölüm bu sondan bağımsızdır ve bir çeşit şakadır. Ölüm genel olarak acı, hüzün olarak algılanır ama aynı zamanda sınırda bir duygudur. Ölüm şaka gibi ama hayatın bir gerçeğidir. İşte bütün bu düşüncelerden yola çıkılarak iskeletler bölümü yazıldı.

 

SDK – Öykülerinizdeki karakterlerin izleyiciye verdiği mesaj nedir?


Pavel Vangeli -  Genel olarak aşktan bahsediyoruz. Bir de öykülerin kahramanları alışılmışın dışındaki ortamlarda müzik yapıyorlar. Mesela vahşi ormanda caz yapan kontrbasçı gibi. Sanki bir caz kulübünde şarkı söyler gibi ormanın ortasında caz yapıyor. Alıştığı dünyanın dışında, kendilerini “caz ile var eden” bu karakterler, “insanın her yerde, her koşulda kendini bir şekilde var edebileceğini” anlatıyor.  

 

SDK – Öyküleri yazarken çıkış noktanız ne oluyor?


Pavel Vangeli – Gösterim için çeşitli fikirler topluyorum. Sonra bunların içinden hoşuma gidenleri yazıyorum. Ortaya doğaçlamaya uygun öyküler çıkıyor. Mesela okyanusun ortasında bir adaya çıkan iki kazazedenin hikayesi de bunlardan biri. Fikirleri kes, yapıştır yöntemiyle bir araya getiriyor sonra da doğaçlamaya uygun hale getiriyorum.

Kukla sanatçısı Pavel Vangeli gösterinin sonunda kuklalarını toplarken, caz tınıları hala kulaklarımızda. Zamanın bir noktasında, her şeyden bağımsız, cazın geçerli olduğu bir dünyada hala dans eden, şarkı söyleyen arada “caz, caz” çığlıkları atan bu çekici, şirin, komik cazcı kuklalara, özellikle iskeletlere ve seksi şeytana bir kez daha dönüp bakıyorum. Hayata gülümseten caz ve kuklalar. Kalplerimizi ısıtırken günümüzü de güzelleştiriyorlar….

Seval Deniz Karahaliloğlu 

6. İzmir Kukla Günleri Diğer Söyleşiler: (Seval Deniz Karahaliloğlu)

Japon Otome Bunraku Tiyatrosunun Yaşayan Beş Ustasından Biri : Masaya Kiritake

Çek Pavel Vangeli’nin Cazcı Kuklaları : Melekler, Şeytanlar, İskeletler ve diğerleri…

“Bir Dilim Ekmek ve Kağıdın” Sebebi Hikmeti : Finn Campman

Bütün Zamanların Avaresi

Heykel + Kukla + Kağıt = Kağıt Kukla Kağıt Tiyatrosu: “Kes, Biç, Dik ve Paylaş!”

Burgaz Devlet Kukla Tiyatrosu’ndan “Ormanda Eğlence”

Christophe’un Masal Sokağı : Milo (Keltoş), Jojo, Marie, Jorge ve Diğerleri

Anahtar Kelimeler: pavel vangeli, izmir kukla festivali



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

Görüş Bildir