MAKALELER

Çehov Makinası - İstanbul Devlet Tiyatrosu II

2014.04.21 00:00
| | |
2830

Hamlet oyunundaki Cladius'un vicdan azabının “gökleri tutan kokusu” gibi bu sahnede de Lopakhin'in vicdanını sesi adeta korkunç bir feryad olmuş,gökgürültüsü gibi göklerde uğuldamaktadır.


MÜGE GÜRMAN’IN “ÇEHOV MAKİNESİ” OYUNUNUN ELEŞTİRİ VE İNCELEMESİ -II-
 
Bir sonraki sahnede,”Yoldangeçen” ve “Lopakhin” sahnesinde,”Vişne Bahçesi’ni satınalan kahya Lopakhin’i,adeta “kafayı yemiş/üşütmüş/çıldırmış” bir halde kestirdiği vişne ağaçlarının kütüklerini sayarken görürüz.

  
Okunma Sayısı: 131217-04-2014 00:22
 


OYUNUN DERİN ANA IRMAKLARINDAN/ANA TEMLERİNDEN BİRİ OLARAK VİCDAN KONUSU

Bir sonraki sahnede,”Yoldangeçen” ve “Lopakhin” sahnesinde,”Vişne Bahçesi’ni satınalan kahya Lopakhin’i,adeta “kafayı yemiş/üşütmüş/çıldırmış” bir halde kestirdiği vişne ağaçlarının kütüklerini sayarken görürüz.


Hamlet oyunundaki Cladius’un vicdan azabının “gökleri tutan kokusu” gibi bu sahnede de Lopakhin’in vicdanını sesi adeta korkunç bir feryad olmuş,gökgürültüsü gibi göklerde uğuldamaktadır.
Gürman , Lopakhin’in kaderini ve vicdan azabını bir tür kelepçeye dönüştürdüğü vişne ağacı kütüğünü Lopakhin’in bileklerine geçirterek “soyut” “vicdan”ı neredeyse “elle tutulur” bir hale getirerek “somut”lamış.  

 

 

“YOLDANGEÇEN- Özür dilerim rahatsız ediyorum…Onu duydunuz 
mu?”

“LOPAKHIN- Ne?”

“YOLDANGEÇEN- Şu sesi…”

“LOPAKHIN- Ha, şu ses.”

“YOLDANGEÇEN- Ne olabilir ki?

“LOPAKHIN- Bilmiyorum.Onu son iki gündür duyuyorum. Günde bir çok
kez…Özelikle de akşamları.”

“YOLDANGEÇEN- Beni biraz korkuttu…İşte yine! Duydunuz mu?

“LOPAKHIN- Evet.”

“YOLDANGEÇEN- İnsan sesi değil.Yo hayır.Çok garip bir ses olduğunu
söylemeliyim.tabi, bu sadece benim düşüncem.”

“LOPAKHIN- Alışırsınız. Ben alıştım.Özellikle akşamları beş-altı kez
duyuluyor…Gece inince de aynı.Tekrar tekrar işitiyorsunuz. Ama ne sesi
olduğunu bana sormayın. Belki de şehirden geliyordur.”

“YOLDANGEÇEN- Yo, şehir çok uzakta…Zaten o yönden de gelmiyor…Yok 
canım, daha çok gökten geliyormuş gibi. Burası sizin mülkünüz mü?”

“LOPAKHIN- Evet, şu anda Ermolai Alekseyevich Lopakhin’in arazisi üzerinde bulunuyorsunuz.”

“YOLDANGEÇEN- Ben sadece bir yolcuyum, gelip geçici biri.Aslında, 
Nicholas    İstasyonu üzerinde doğru yolda mıyım, onu merak ediyorum. Bana, vişne bahçesinden gidebileceğimi söylediler... Vişne bahçesinden yol kestirmeymiş…Tabii bu mujiklere asla güvenilmez. Her söyledikleri yalandır. "Bak, vişne bahçesinden geçersen buradan iki verst tutar" dediler... Fakat çok daha uzun yürüdüm. En uzun yol, vişne bahçesinden geçen yol galiba…Ya da istasyon aniden yok oldu. İki saattir yürüyorum ve biraz önce kendime şöyle dedim: "Dikkat YOLDANGEÇEN, hava kararınca insan yolunu işte böyle kaybeder…" Bir de bu acayip sesler! Allah’tan botlarınızın sesini duydum da… Sonra sizi izlemeye başladım… Şey, eğer izin verirseniz sorabilir miyim..? Nicholas İstasyonu’na buradan gidebilir miyim?” 


Vicdan konusuna daha sonra Vanya Dayı’da ve hemen diğer tüm sahnelerde bir şekilde rastlıyacağız.

“TARİHTE OLAYLAR İKİŞER DEFA CEREYAN EDERMİŞ ; İLKİNDE DRAMATİK,İKİNCİSİNDE PARODİ” ŞİARINCA MARTIDAKİ DRAMATİK ANA OĞUL İLİŞKİSİ BURADA O SAHNENİN SKEC’İNE/PARODİSİNE DÖNÜŞMÜŞ
 Bir sonraki Treplev-Arkadina sahnesinde , “Vişne Bahçesi”nin bu marazi ana-oğul (artist bir anne ile avangard yazar adayı oğul) ilişkisinde çatışma , alay havalarda uçuşurken/gırla giderken , başarısız intihar girişimleri ile alay eden anne ve yaralarını sarmasını umutsuzca istiyen/bekleyen oğul arasındaki kavga Gürman’ın rejisinde naturalizmden tragedya/opera formu arasında gider gelerek seyirciye Martı’daki sahnenin parodisi ; operakomik bir stilde , katmanlı bir anlatım sunulmuş.

“ARKADINA- Beni öldüreceksin Kostia, beni öldüreceksin…
(CHEKHOV’a)
Beni öldürecek…Gerçekten…Sinirlerimi tepeme çıkartıp beni hasta etmeye çalışıyor.Önce, şu acemice intihar girişimleri…Şimdi de, onunla bir çocuk gibi uğraşmam için elinden geleni yapıyor…
(Oğluna)
Kostia, bana neden böyle davranıyorsun?

BİR BİLGE YAZAR OLARAK ÇEHOV VE GENÇ YAZARA ÖĞÜTLER
Devamındaki Treplev-Çehov sahnesinde ise usta yazar genç meslektaşına edebiyat ve yazarlık dersi verirken Gürman Çehov’u şapkadan tavşan çıkaran sihirbaz misali doktor çantasından mızrak uzunluğunda büyülü bir asa çıkaran –adeta-bir ermişe/bilgeye dönüştürmüş olduğuna tanık oluyoruz.

 

“CHEKHOV- Eğer bir yazar olmak istiyorsanız? Sözcüğün en derin anlamıyla bir yazar; bağımsızlılığınızı her koşulda korumalısınız. Sizin göreviniz sorular sormaktır, onları çözmek değil. Yazılarınızda sinsi öğüt vermekten kaçının. Mesaj vermeye bile çalışmayın. Mesaj vermeye çalışan bir yazar, eninde sonunda işi çarpıtır. Yaşamı olduğu gibi, hiçbir şey kanıtlamaya çalışmadan göstermelisiniz. Yazar, karakterlerinin hizmetinde olmalıdır, karakterler yazarın hizmetinde değil.
(TREPLEV’in yarasına merhem sürer.) 

Araya girip, karakterlerini yargılamaya kalkıştığınız an, oyun bitmiştir, tüm bahisler kaybedilmiştir. Kağıtları kurduğunuzu gören hiç kimse sizinle oynamak istemez. Okurlar, ya okumayı bırakır, ya da isteksizce, zoraki olarak sürdürürler. Bir yazarın yapabileceği en kötü şey ise; karakterleri gibi, yargı, infaz, koruyuculuk ve yorum yapmaktır. Siz ön plana çıktıkça, karakterleriniz silikleşerek kaybolacaktır.
(TREPLEV’e yeni bir bandaj yapar.)

Onun gücünü alıp, kişiliğini çaldığınızda ve sonunda onu öldürdüğünüzde siz de bitersiniz. Diğer taraftan; siz onun arkasında kayboldukça, o daha çok yaşar. Siz ona daha çok yaşama şansı verirseniz, sizden sonra da yaşama şansı olan, kanlı-canlı gerçek bir karakter yaratabilirsiniz… Edebiyat, Konstantin Gavrlilovitch, çünkü büyük edebiyat, aynı zamanda ölüme karşı yapılan bir yarıştır. Gerçek bir duygu yoğunluğuna yaklaştıkça, ölüm geri çekilir… Bir öykü anlatmak istediğinizde, başından beri doğal gözlem durumunda olmanız gerekir. Bu yol size, en azından, gerçekten yaşayan bir şey yaratma şansı verir. Eğer yeteneğiniz varsa, ki sizin var, öykünüz melodrama kaymadan akar gider. Dünyayı tüm basitliği ve gerçekliğiyle ortaya koyar.”


TUSENBACH-SOLYONY (ÜÇ KIZ KARDEŞ) İLE WLADEMİR-ESTRAGON (GODOT’U BEKLERKEN) OYUNUNA ; ÇEHOV ÜZERİNDEN BECKETT’E SAYGI DURUŞU
Teğmen Tusenbach-Yüzbaşı Solyony’nin (Üç Kız Kardeş’ten iki karakter) düello  sahnesindeyiz.. ,  (“Yaratıcıları”-kendi Godot’larını “Bekleme” aksiyonları ile ) –bu iki karakter , onların da yaratıcıları da olan , düello çantasını getirecek  Çehov’u beklerler…Yazarımızın ve yönetmenimizin  göndermeleri çok açık ,çok net :“Godot’u Beklerken” oyunundaki Wlademir ve Estragon’u imlemiş/gönderme yapmış/saygı duruşunda bulunmuşlar….

“Varolmanın dayanılmaz acısını yaşayan” iki hasımdan Tusenbach ,  “Ağaçlardan en ‘uzun’ ve genç olanı ilk fırtınada yıkılacak” derken Gürman , sahnelemede ‘uzun’bacaklı “YoldanGeçen”e bir pencere açarak göstermiş.Tusenbach böylece hem kendine (kendi gençliğine) hem de Uzun Bacaklı Yoldan Geçen’in kaderine -katlamalı bir anlatımla/şekilde- -için için-“yanmakta”/hayıflanmaktadır.

“SOLYONY- İnsan aklıyla Rus aklını birbirine karıştırmayın. Rus beyni diğer beyinler gibi çalışmaz. Bizim beynimiz, Rusya ananın sonsuz uzayında boğulmaktadır. Ve işte bu yüzden de Rus ruhu mutsuzdur. İşte bizim büyük çelişkimiz bu. Yeterince hava alamıyoruz. Rus beyni boğulan bir adam gibidir. Anavatanın sınırsız uzayında boğulurken, hava solumaya çalışır. Boğulmaya başladığı anda da, düşünmeye başlar. Fakat siz, Baron Tusenbach, siz sadece yarım Russunuz. Bu yüzdende bunu anlamanız olanaksız. Sizi öldürmek, benim için, Rus ruhunun bütün gizemleri ve sefilliğini anlatmaktan çok daha kolay…
Bugün, ne güzel bir gün Nikolai Lvovich…Şu kargayı duyuyor musunuz? Oldukça acayip, değil mi? Bugün hava harika, ama yarın yağmur yağacak. Şu anda bu dünyaya ait olan hiç bir şeyi anlamıyorum.”

“TUSENBACH- İkimiz de aynı fasit dairenin tutsaklarıyız Yüzbaşım. Bizi kaçınılmaz bir biçimde yakalayan, her yanımızdan çepeçevre saran, bizi sıkarak boğan dairenin… Başka hiçbir çıkış yok… Ölümden başka… Ancak, olmaya ki…”

“SOLYONY- Karga sesi değil, gerçekten… Daha çok cıvıldıyor…ya da
başka…Ölümden daha beter ne olabilir?”

“TUSENBACH- Daha kötü ne olabilir?Ne diyeyim…Delilik…Gerçek
delilik…Delilik, şeyleri olduğu gibi görür.Hepimizi iyileştirir.Bu parlak deliliğin ne olduğunu biliyormusunuz?Bir gece kabusu gibidir.Onun kabus olduğunu bilirsiniz. Çılgın gibi uyanmaya çalışırsınız ama, başaramazsınız…    Bu, en üst düzeyde bir acıdır… Bunu bilmek insanı…ve… Biraz tütününüz var mı, Yüzbaşı? Tütünü buraya getirecek yerde, aceleyle Irina’da bırakmışım.Canım da nasıl tütün içmek istiyor.”

“SOLYONY, tütünü çıkartır. İkisi de sigara sararlar. SOLYONY sigaralarını yakar. İkisi de sessizce sigarlarını içerler.”

“SOLYONY(kuş seslerini dinler)- Sığırcık olmalı.”

ÇEHOV’UN VANYA DAYI ÜZERİNDEN KENDİ KENDİ VE VİCDANI İLE HESAPLAŞMASI
Vanya Dayı-Çehov sahnesinde , bir başka katlamalı ve katmanlı anlatımla karşı karşıyayız.Vanya Dayı,Sibirya’da Saharin adalarında çok kötü koşullarda mahkumiyetini yaşarken Çehov’un ,-hapishaneler ve mahkumlarla  ilgili yaptığı bir gezi roportaj sırasında- yolu onunla çakışır.
Vanya Dayı’nın mahkum olmasına neden olan ; öldürdüğü  eniştesi Aleksandr Wlademir’in  aslında Çehov’un ta kendisi olduğunu anlarız bu sahne finalinde.Gerçek bir aydın olarak yazar kendini de eleştirmekten çekinmez,özeleştiri verir ve Vanya Dayı üzerinden kendi kendisiyle hesaplaşır.

YAZARA  , BU OYUNU FİLM YAPMASI HALİNDE BİR FANTEZİM VAR
Ben olsam , seyircinin bu paralelliği ve göndermeleri daha iyi alımlayabilmesi için,şöyle yapardım :Oyunun daha ilk başındaki kabus sahnesinde- bir şekilde- evin diğer gerçek akraba üyelerini (Vanya Dayı vb.) Çehov’un sanrılar gördüğü yatağın başında gösterirdim.
Hatta Çehov’un ailesinin ve çiftliğindeki bütün “gerçek karakterler”i ilk sahnede gösterir,sonra da diğer sahnelerde bu gerçek karakterlerin büyük yazarımız Çehov’un çılgın hayalgücüyle ne denli çarpılarak, değişerek oyunlarındaki “kurgu karakterler”e dönüştüğünü  yansıtırdım!Ne ki yazarımız bunu yazmayı akıl edememiş işte !...(Filmini yaparsa bari bu önerimi dikkate alsa…)

GROTESK OYUNCULUKTA BİR DORUK OLARAK LEVENT ÖKTEM VİRTÜÖZİTESİ
Gürman ise bunu anlamayı Orhan Veli gibi “sanat eleştirmenlerine ve tarihçilere ve birde Çehov uzmanlarına bırakmayı tercih etmiş. “Grotesk uslubunu” ,oyunculukta ,özellikle başoyuncusu Levent Öktem’in Vanya Dayı tiplemesi  ile billurlaştırmış,som hale getirmiş yönetmenimiz.(Bana göre Levent Öktem bu rolü ile ülkemizin en iyi en usta oyuncularından biri olduğunu kanıtlıyor.Bir rol bu kadar mı incelikli,karşıtlıklarıyla ve sıfırdan başlayarak adım adım grotesk bir şekilde çıldırmasındaki nüanslar ile sanatının doruğunda…) 
Mutlu olduğunu söylediği anlarda hıçkırıklara boğulması , öldürdüğü adamın hayaleti ile duvardaki kendi gölgesi üzerinden kavga etmesi , af söylentisi üzerine “saçma” bir şekilde paniğe kapılması ve mahkumiyetinin zorla sona erdirilmesinden korkması , “Suç ve Ceza”’ya, -oyunun lait motifi olan-“vicdan”ı sahne sonunda bizzat anarak atıf yapması …tüm bunlar ve dahası ile bu sahne oyunun en sağlam grotesk sahnelerinden biri haline getirmiş. 


KENDİMİ TUTAMIYORUM VE BİR ÖNERİ DE YÖNETMENİMİZE YAPIYORUM 
Ben olsam perde arasını (iki perdenin dengeli-eşitliği açısından ve duygu ve tansiyon bakımından yüksekte bittiği için bu -Vanya Dayı-doruk sahne ile verirdim. Gürman ise tavizsiz/ödünsüz yorumunu burada da sürdürüyor. Bilerek ve isteyerek seyircinin  ve benim beklentilerimizi teammüden kırıyor !Peki ama niye ?

ALIŞILDIK/EZBER/ŞABLON/TAKLİTTEN UZAK BİR SAHNELEME
Eski-klasik-şablon-yaşamayan tiyatronun alışılageldik ve kullanıla kullanıla artık etkisizleşmiş teknik ve klişe anlatım biçimleriyle işi yok onun. Bambaşka,anlatım biçimleri ile yeni,yaşayan bir tiyatro peşinde çünkü o.

OYUNDAKİ  HERŞEY YARIM VE BU YARIMLARI TÜMLEMEK İÇİN SEYİRCİLERİN DE ALIŞKANLIKLARINI DEĞİŞTİRMESİ ; PASİF ALICILIKTAN AKTİF DUYGU VE HAYAL KATILIMCILIĞINA GEÇMESİ GEREKİYOR
Bu yüzden sahne sonları –herkesin anlayacağı ve alkışlayacağı şekilde- yüksekte,aniden/ansızın hatta bazen da Anfisa-Çehov sahnesinin finalindeki gibi,cümlenin yarısında bitiyor…  (ANFISA- Sizinki acınacak bir öykü! Eğer, en azından ...)

KOLAY OLANA DEĞİL ZOR OLANA , UCUZ OLANA DEĞİL PAHALI OLANA;GÜLÜP GEÇMEYE/RAHATLAMAYA/BOŞALMAYA DEĞİL DE; DUYUMSAMAYA / NÜFUS ETMEYE / DOLMAYA  BU YOLCULUK
Bu yüzden perde arası ; bir sonraki (Revneskaya-Çehov) sahnesi sonunda sahnede en son Revneskaya ve ölen çocuğunun hayaletinin mankeni kalana kadar boşolan sahnenin son nokta ışığında(vicdan azabından “ölen”/çıldıran Revneskaya ile) sessizce veriliyor Gürman’ın rejisinde. (Komedi dozu çok olan Vanya Dayı yerine trajedi dozu yüksek Revneskaya sahnesini tercih etmiş Gürman.)

FACEFOOD/HEMEN TÜKETİLEN DEĞİL ETKİSİ UZUN YILLAR SİLİNMEYECEK SARSICI BİR SANAT EDEBİYAT VE TİYATRO BİGBANKI VAR SAHNELEMEDE
Kolaya/ucuza hazıra alışmış seyirciye ve bana “uyanmamız” ve kalitesiz facefood tiyatrolardan “sanat” ve “tiyatro”dan “bir çeşit gıda zehirlenmesi yaşamamamız” için deyim yerinde ise sarsıcı,deyim yerinde ise seyirciyi silkeleyici,ezber bozucu çarpıcı bir tokat gibi tiyatro ile karşılıyor bizi Gürman’ın yorumu. (Bizden alkış değil daha çok bilgece bir  “anlama”/kavrama ve sezme bilme /varma/erme bekliyor gibi…)

SANAT VE TİYATRO BİRİKİMİ OLANLA OLMAYAN HİÇ BİR OLUR MU
“Gürman’ın tiyatrosu”, ya da Gürman’ın tarzı/biçemi/uslubu ; tiyatroyu bir eğlence aracına indirgeyen anlayıştan çok farklı. Evet,eğlence yine var …Ne ki “eğlenebilmek için bu kez seyircinin çaba sarf etmesi ve aktif bir şekilde oyuna katılımı şart.

SONUÇ DEĞİL TÜMÜ  SÜREÇ ; TİP DEĞİL TÜMÜ KARAKTER OLAN BİR OYUN
Karakteri karakter yapan şeyin tipten farklı olarak psikolojik/ruhsal bir değişime/dönüşüme uğrayan olduğu öğretilmişti bize okulda. Doğruymuş.Karakterlerdeki dönüşümleri yönetmenimiz  ve oyuncularımız da “sonucu” değil de bu “süreci” sergileyerek seyirciyi anlattıkları düşe katmayı başarıyorlar…

“KABA SABA GÜLDÜRÜLERLE TİYATROYU BİLMEYENLERİ KENDİNİZE GÜLDÜREBİLİRSİNİZ AMA BU BİLENLERİ ÜZER” DER SAHAKESPEARE YA…
Shakespeare’in dediği gibi , “Kaba gülünçlüklerle ‘tiyatroyu bilmeyenleri’ güldürebilirsiniz ama bu bilenleri üzer !... Bilgili bir düşman bilgisiz koca kuru bir kalabalıktan daha önemli olmalı sizin için !” İşte Gürman’ın hedeflediği seyirci bu tek kişi ile kristalize edilmiş olan ideal seyirci ve amacı bu türden “tiyatroyu bilen/seven” izleyicilerin çoğalması.


BİRİKİMİNİZ/DONANIMINIZ/EĞİTİMİNİZ   KADAR TAD/ZEVK/KEYİF ALINABİLECEK SIRADIŞI BİR OYUN
Eğer bunun adı kültürel ve sanatsal manada bir seçkincilik/elitizm ise evet Gürman’ın tiyatrosu , kültür-sanat-birikim-çaba ve katılım elitizmi ile yerleşik tiyatro anlayışına meydan okuyor. 
    
Tiyatronun bir birikim işi,okuma,edebiyat sevme işi olduğunu bize anımsatıyor Gürman.Kültür,birikim,akıl,sezgi,mantık istiyor bu tiyatro.Sanat tarihi birikimi ve  hayal gücünü sınırsızca kullanabilme yeteneği bekliyor izleyiciden.Bir “çaba” içinde olması beklenen,en azından hayal gücü ile aktif katılım bekleyen “bir yeni tiyatro bakış açısından” sözediyorum. 

“UNUTULAN UŞAK” FİRS’TE TOYGUN ATEŞ DE , KADİFEDEN YUMUŞACIK SESİ VE SICACIK OYUNCULUĞU İLE SİZİ VİŞNE BAHÇESİNDEKİ  FELSEFENİN VE ŞİİRİN BÜYÜLÜ DÜNYASINDA GERÇEKÜSTÜCÜ BİR MACERAYA ÇIKARIYOR
İkinci perde , birinci sahne Firs-Çehov sahnesinde , “Vişne Bahçesi” oyununun  finalinde konakta unutulan yaşlı uşak kaplumbağa kostümü ile karşılıyor bizi.Neden ? (CHEKHOV: Sen gerçek bir filozofsunsun, Firs.)(FİRS : Rüyalar tosbağa gibidir.)  Oyundaki bu iki replik Gürman için bir çağrışım bigbang’i yapmış olmalı ki  böyle bir yoruma gitmiş…
    Hayat ve  rüya ikilemi/dualitesi,bilindiği üzere, “Platon’un ‘Mağara Benzetmesi’nden” Hint ve Tasavvuf düşüncesindeki “öldüğümüzde asıl dünyaya uyanacağımız-Mevlana da ‘-Ölüm günüm düğün günüm.’ der- uzanan “bu dünya ve öteki dünya /paralel evrenler” vb. pek çok olguya işaret eden bir çağırışım/göndermedir.
    (FİRS - Akıllı insanlar rüyalarını gerçekleştirmek için asla uğraşmazlar. Çünkü, bunun olanaksız olduğunu bilirler.(…) İnsan rüya görüyor, rüya görüyor, sonrada rüyaları tarafından yutuluyor.) 
      Rüya ve Sanat ilişkisi ise bu satırlara sığmayacak denli uzun bir konu. Rüya ve Tiyatro deyince aklımıza sembolist yazar Materlink’in “Melisande” oyunu ile absürd , dışavurumcu tiyatronun rüya ve kabuslara çok sık başvurduğunu , bu oyunun da konseptinin/çerçevesinin bir rüya ile çizilmiş olduğunu belirtmekle yetinelim.(Cümlemizi tamamlamayı okuyucumuza bırakalım.)
    Diğer sahnelerin analizine girmeyi gereksiz görüyorum.Zira onlar da buraya kadar saydığımız temel ilkelere uyarlar. 
ANNA PETROVNA-ÇEHOV SAHNESİ
    Anna , Çehov’a nasıl ölüneceğini öğretmeye gelmiştir elinde kefen ile.Ne yalan söyleyeyim benim de işlevini , önemini pek de anlayamadığım bir sahne bu.Ne ki balemsi hareketleri , jestleri,mimikleri ile bir çeşit ölüm meleğini ; hemşireyi canlandıran oyuncumuzun genç ve enerjik yorumu yine de izlenir kılmış bu sahneyi.
ÇEHOV VE ÜÇ DOKTOR SAHNESİ
    ( CHEBUTKIN, ASTROV ve LVOV. Sonra daYOLDANGEÇEN.)

     Üç doktor bilimsel bir şekilde Cehov’un naşı başında Çehov’un edebi yönünü masaya yatırıp adeta edebi bir otopsiye girişirler.
“CHEBUTKIN- Chekhov, kuşkusuz bir büyük büyük, hatta çok büyük
büyük, aynı zamanda da çok sıkıcıydı.”
    “ASTROV- Sıkıcı!”

“CHEBUTKIN- Sırayla dört-beş öykünü okumaya çalışın... Sıkıcıdır... 

Daha çok okudukça, daha da sıkıcı bir hale gelir. İşte Bay Chekhov’un sorunu bu.”

“LVOV- Orada size katılıyorum.”

“CHEBUTKIN- Ayda bir hikaye okursanız iyidir. Üst üste pek çok 
okuduğunuzda giderek daha, daha da sıkıcı bir hale gelir. Ama onun şimdiye dek yaşamış en büyük yazarlar arasında olduğu yadsınamaz.”

“ÇEKHOV- Bana karşı ne yoğun bir muhalefet var. Bunlarla böyle nasıl 
yaşayabilirim? Cellat da, kurban da benim iki eşit parçam. Bazen şiddetle yalnızlığı arar, bulur bulmaz da korkunç sıkılır, bu kez de şiddetle arkadaş ararım...Güzellik beni büyüler. Yalnızca tanrısal güzelliği tanırım. Ancak yaşamım boyunca yalnızca çirkinlik gördüm, güzellik iğdiş oldu. Güzellik çürüdü. Güzellik ölüm tarafından yendi... Ben dindar değilim. Dinden nefret ederim. Tanrılardan nefret ettiğim gibi ahlak dışılığı da özlerim....Tanrıdan nefret ederim çünkü gerçekte yoktur... İdeologlar da beni çok güldürür, onların pozitivist felsefesinin iyi bir yaşam vaadi, aptalca ve harcılalemdir... Her neyse, kendimi gelecekte yaşamaktan alıkoyamıyorum. Belleğim geleceğe yöneliktir.Gelecek benim idolümdür.”
    
“YOLDANGEÇEN-  Düşünün, Chekhov’un tabutunu 
beklemek için Nicholas istasyonuna gittim.Ancak biraz geç kalmışım. Tören başlamıştı, askeri bando peronda bir cenaze marşı çaldı, kendi kendime büyük bir yazarın cenazesi için özel bir tören düzenleyen yöneticilere aferin dedim ve cenazeyi bandonun arkasından takip ettim. Sonra yolun yarısında öğrendim ki yanlış bir cenazedeyim.Anlayacağınız bu, Mançurya’da öldürülen, cenazesi Almanya’dan getirilerek Chekhov’la aynı ana denk gelen General Keller’in töreniymiş. Böylece istasyona geri döndüm. Ama tabii ki istasyon bomboştu... Yalnızca yazarın tabutunu getiren tren vagonu duruyordu. Onu görür görmez kahkahayı patlattım, çünkü vagonun rengi yeşildi ve üzerinde İstiridye Nakliyat markası vardı. İşte o an rahatladım, çünkü yöneticilerin her zamanki aptallıklarından bir kez daha emin olmuştum. İşte bu senin için Rusya... Ve sonunda doğru törene geldim. Gerçi artık hiçbir şeyden emin olamıyorum, ama siz böyle söylediğinize göre...”
    
ÜÇ KIZ KARDEŞ VE ÇEKHOV
Metne baktım.Metinde yok;sahnelemede (Gürman’ın rejisinde) üç kız kardeş müthiş bir bale ile sahneye girerler.Ağır çekim pandomim yürüyüşü ile sahne alırlar balerin kıyafetleri ile.Yanılmıyorsam Kuğu Gölü Balesi’nden Tchaikovsky eşliğinde…

“CHEKHOV- O zaman biraz müzik dinleyebilirmiyiz? (IRINA kalkar, 
Gramofona gider.) Olga, Masha, Irina...Üçünüzü birden burada görmek ne güzel. Oturun Irina, Masha, siz de Olga... Şuradan sandalye alın... Şu kağıtları yerlere atın... Goltsev’in el yazmaları, hiç durmadan yolladığı, yüzlerce el yazması... Çılgınlık bu, sanki Rusya’da herkes yazar olmak zorunda... Ama hiç birini okuyacak gücüm yok... Eee, Moskova’ya gidiyorsunuz ha, bravo!”
    
“CHEKHOV(koltuğuna çökerken): Her zaman, güçlü, yoğun, delice
ve akıl dışı bir tutkuya sahip olmamakla suçlandım. Ama neyse, yaşamım boyunca sevdim. Bu akıl dışı bir tutku değilse nedir? Hiç körkütük aşık olamazmışım serzenişleri... Ama unuttukları bir şey var, ben ömrüm boyunca hasta olarak yaşadım. Hastayım ve yaşadıkça da hasta olarak kalacağım. Daha bebekken bile hastaydım... Öksürük, basur, peritonit (karın zarı iltihabı), migren, kalp yetmezliği, görme bozukluğu, beyin humması, kısaca her şey vardı. Ama en önemli uzmanlık alanım, kan tükürmektir, benim sevgili kadınlarım. Hani şu kızgın nöbetler halinde gelen...Kesinlikle çok güzel...hem de romantik...Ve ben yaşamım boyunca kan tükürdüm.Yirmi dördümde başladı ve asla durmadı.Yirmi yıldır kan tükürüyorum...Eee Moskova’ya gidiyorsunuz ha?”


BOBBİCK ROLÜNDE HAKAN VANLI YİNE HARİKA BİR OYUNCULUKLA KARŞIMIZDA TEK KİŞİLİK SHOW’UMSU OYUNCULUĞU  İLE İZLEYENLERİ BÜYÜLÜYOR
“BOBBİCK-Hatırlıyorsunuz. Söz bana gelince herkes kahkahaya boğulur. ÜÇ KIZ KARDEŞ’in ikinci sahnesinde Solyony’nin repliğini hatırlıyor musunuz? Eğer bu çocuk benim olsaydı onu tavaya atıp kızartarak bir güzel yerdim.
“Komik, gerçekten çok komik, bütün oyunlarınız içindeki en gülünç an bu. Milyonlarca izleyicinin kahkahaya boğulduğu an. Tam bir mutsuzluğun ortasında, hiç beklenmedik bir biçimde  konumlanmış. Evet, işte bu benim... Tavada kızarttığınız çocuk... O benim, Bobik, Natasha ve Andrei’nin oğlu.”
Bobick karşımıza iki kere çıkar.İlki birinci perdenin finalinde Revneskaya sahnesinde,Fransa-Nis’te , Kurupiyer olarak.İkincisinde de ikinci perdenin/oyunun finalinde Çehov’un(ruhunun ?) her beş yılda bir ziyarete geldiği Rusya-Yalta’daki müzeye dönüştürülen ve Çehov karakterlerinin balmumundan heykellerinin sergilendiği-Çehov’un yazlık evinde.
Annesi İrina,onun bir Rus Generali olmasını ister , sonunda bir gün o general kostümüne kavuşur ama Hotel Metrodeteli olarak !Annesi ile ilgili anılarını anlatırken Nikolas İstasyonu bir daha karşımıza çıkar ve oyunun başındaki Yoldangeçen’in yetişmeye çalıştığı Çehov’un cenazesinin kalkacağı Nikolas İstasyonu parantezi kapanır.
Annesi İrina sonunda Moskova’ya gider ama Moskova yerinde yeller eser,savaş yüzünden Moskova (da) “yıkılmıştır”…Babası baba gibi üç isimli iken (Andre SergeyewitchProzorov) ; o ise bir köpek ismine sahiptir sadece (Bobbick).
Annesinin asla  dönme dediği Moskova’ya döner ve oradan oraya sürüklendiği her yerde sürgün açlık ve işsizlik ,savaş ve hastalıkla karşılaşır.
 
“Bolşevikler her şeyimizi almışlardı.  Ama bütün bunları niye anlatıyorum ki? İki savaş, bir devrim, iki kıtlık ve bir büyük terör; siz bunların hiç birini yaşamadınız... Siz, bütün bunlar başlamadan, selam verip ayrılacak kadar zekiydiniz... Her neyse, o hiçbir zaman sizin kaşığınızdan çıkmadı. Gidin şimdi, Anton Pavlovitch...Yola çıkma zamanı geldi... Birazdan okul gurupları gelmeye başlar... Bir dahaki ziyaretinizde size Yalta’ya gelişimi anlatırım...”

SAHNE TASARIMI
Dekor : Yarım metreye yakın siyah kare bir diktörtgen üzerine düşen bir saat kadranı…Zaman zaman oyuncular yelkovan ve akrep gibi üzerlerinde yatarak uzanarak yer alacaklar…Arkada siyah bir duvar üzerine geçişlerde dönüp duran bir tren görüntüsü…Siyah duvarın üç kapısı iki de penceresi olduğunu ancak açıldıkları zaman görebileceğiz…
Ön sahne (orkestra) bu dünya ve kapının arkası öte dünya…Ki Çehov karakterleri o ölüler diyarından gelen ruhlar gibi , yürüyen ölüler gibiler,sahnede yaşamaya canlanmaya ete kemiğe duyguya insana dönüşüyor gibiler.Mezarlarından çıkmış zombiler/ölüler gibi beyaz allıklar sürülmüş yüzleri ve kostümleri de gotik tarzda,mezarlarından yeni çıkmış ölüler gibi bir halleri var makyajları ve dimdik olmuş saçlarıyla…
  
OYUNCULUK
Ben en çok (sırasıyla) Levent Öktem’i (İvanov ve DR.Chebutkin),Hakan Vanlı’yı (Bobbick) , Erkan Taşdöğen’i (Lopakhin) , Şahin Çelik’i (Solyony) ,Toygun Ateş’i (Firs) ,Fatih Sönmez’i (Çehov) , Arda Baykal’ı (Yoldan Geçen), Çağrı Şensoy’u (Tusenbach ve Dr. Lilov) ,  Nalan Okçuoğlu’nu (Anfiza) , Duygu Gökhan’ı (Arkadina) , Eren Balkan’ı (Ravneskaya)  ve Sanem Öge’yi ((Anna Petrovna) , İsmet Vural ve Alper Saldıran (Treplev) beğendim grotesk oyunculuklarındaki üstün performansları için.
    Onlara , kısa ama etkili oyunları ile diğerlerinden kısa sahneleri de olsa performansları  hiç de aşağı kalmayan oyuncular ; Pınar Tuncagil (İrina) , Aslı Özsaraç (Masha) ve Didem Erten (Olga) başarılı kompozisyonları ile eşlik ediyorlar.  
    

ÇEHOV MAKİNESİ OYUNUNUN ALDIĞI ÖDÜLLER :
2013 Afife Jale Ödülleri - Yılın En Başarılı Yardımcı Kadın Oyuncusu - Gözde Çetiner
2013 Afife Jale Ödülleri - Yılın En Başarılı Giysi Tasarımcısı - Şirin Dağtekin Yenen
2013 Ekin Yazın Dostları Ödülleri - Giysi Tasarımı - Şirin Dağtekin Yenen
2013 Ekin Yazın Dostları Ödülleri - Işık Tasarımı - Akın Yılmaz
2013 Yeni Tiyatro Dergisi Ödülleri - Yılın Yardımcı Kadın Oyuncusu - Ayça Bingöl
2013 Yeni Tiyatro Dergisi Ödülleri - Yılın Kostüm Tasarımcısı - Şirin Dağtekin Yenen
2013 Yeni Tiyatro Dergisi Ödülleri - Yılın Dramaturgu - Müge Gürman
XIII. Direklerarası Seyirci Ödülleri - En İyi Kostüm Tasarımcısı - Şirin Dağtekin Yenen
2013 Lions Tiyatro Ödülleri - Yılın En Başarılı Yönetmeni - Müge Gürman


 

Anahtar Kelimeler: çehov makinası, istdt, istanbul devlet tiyatrosu



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir