MAKALELER

Çalı Kuşu - Tiyatro Kedi

2009.02.09 00:00
| | |
2398

Sizce Nasıl?
İstanbul'un yerleşik tiyatrolarından biri olan Tiyatro Kedi, Reşat Nuri Güntekin'in romanından İpek Kadılar Altıner'in uyarladığı,...

     TİYATRO KEDİ 'DEN BİR TÜRK EDEBİYATI KLASİĞİ: ÇALIKUŞU…
 
    “Çalıkuşu bugün, müebbeden yaşıyor…”
 
    2002 yılından bu yana Profilo Kültür Merkezi'nde, yılda ortalama üç prodüksiyonla ve güçlü oyuncu kadrosuyla seyirci karşısına çıkan Tiyatro Kedi, Türk Edebiyatı'nın ölümsüz eseri Çalıkuşu'nu klasik bir yorumla sahneye taşıyor… Bu haliyle yıllar önce, başrollerini rahmetli Sadri Alışık, Kenan Kalav ve Aydan Şener'in paylaştıkları TRT dizisi olarak yayınlanan Çalıkuşu'nu anımsatan oyunu izlerken insan geçmişe dönüyor. Çalıkuşu bir yandan tek kanallı dönemlerin naifliğini yansıtırken, bir yandan da günümüzde reyting uğruna bir entrika yumağı haline dönüştürülerek özünden uzaklaştırılan edebiyatımızın klasik eserleri için üzülenlere alternatif oluyor…
 
     Roman Üzerine…
 
    Reşat Nuri Güntekin, Çalıkuşu'nu 1922 yılında kaleme almış ve eser yazıldığı dönemde çok beğenilerek Türk Edebiyatı klasikleri arasında yer almıştır. İstanbul'daki kalburüstü yaşamı simgeleyen bir yalıda başlayan roman, daha sonra Anadolu'nun çeşitli yerlerinde geçmekte, Kurtuluş Savaşı yıllarının izlerini taşımaktadır… Yazar romanda; yokluk ve sefalet içindeki Anadolu halkının eğitimden mahrum kalmış, cahil ve bağnaz düşünce yapısından yola çıkarak, İstanbul ile Anadolu kültürü arasındaki farklılığı, kadına bakış açısını, ayrıca savaş yıllarının Anadolu insanı üzerindeki etkisini gözler önüne serer. Romanda bir yandan da günümüzde neredeyse yok olmaya yüz tutan masum aşk anlayışı son derece sade bir anlatımla yansıtılmaktadır.
 
    Reşat Nuri Güntekin, Osmanlı'nın son yıllarının sosyo-kültürel bir fon oluşturduğu romanı önce “İstanbul Kızı” adıyla dört perdelik bir oyun olarak yazmış, eser Vakit Gazetesi'nde Çalıkuşu adıyla roman biçiminde yayımlanınca çok ilgi çekmiştir.
 
“Sonunda ayrılığın; güneşin batması gibi, hiçbir tedbirle önüne geçilemeyecek bir felaket olduğunu anladım.”
 
    Masum bir aşk hikayesini anlatan romanın, aslında toplumsal eleştiri niteliğinde olduğu söylenebilir… Gerçekçi yaklaşımından ötürü de, yazıldığı dönemin en önemli yapıtları arasındadır. Osmanlı'nın son dönemlerinde geçmesi sebebiyle modern yaşam tarzına geçişin ilk sinyallerini vermektedir… Notre Dame de Sion adlı Fransız Lisesi'nde öğrenim gören, yüzü Batı'ya dönük, modern düşünce yapısına sahip bir kız olan Feride, İstanbul'un zengin ve köklü ailelerinin yaşam şeklini yansıtsa da; özünde bu yeni yaşam şekli için arzulanan Cumhuriyet kadını modelini simgelemektedir. Ana karakter Feride 'nin hatıra defteri şeklinde yazılmış olan Çalıkuşu, duygusal bir olayı anlatmakla birlikte dönemin toplumsal sorunlarını eleştirel bakış açısıyla da ortaya koymakta, Türkiye 'de yeni ve modern dönemin başlamasını özendiren bir roman olarak kabul edilmektedir.
 
 Mustafa Kemal ve “Çalıkuşu”…
 
    27 Ağustos 1922… Büyük Taarruz'a üç gün kala, Mustafa Kemal, İsmet Paşa, Fevzi Paşa ve Fahrettin Altay karargahta son hazırlıkları tamamlamaktadırlar… Taarruz planı sona erdiğinde, bir milletin kaderini tayin etmekle yükümlü olan paşalar gergin ve yorgundurlar… Ertesi sabah saat üçte buluşmak üzere toplantıya beş-altı saat ara verilir… Tekrar buluştuklarında Mustafa Kemal traşlı ve son derece dinç bir görünümle aralarına katılır… Herkes konuşmanın yine taarruz planı ile başlayacağını düşünürken Mustafa Kemal söze başlar: "Gece Reşat Nuri Bey'in Çalıkuşu romanını okumaya başladım. Çok beğendim. İhmal edilmiş Anadolu'yu ve genç bir hanım öğretmenin yaşadığı zorlukları ne güzel anlatmış. Bitirince, size de vereceğim." (Turgut Özakman, Şu Çılgın Türkler, s.600).
 
    Bu sözler, yaşamı cephelerde geçen, alışkanlık gereği yaşamı boyunca gecede sadece dört saat uyuyarak sürekli yazan ve okuyan Mustafa Kemal Paşa'nın edebiyatı ne kadar önemsediğini de gösteriyor.
 
Uyarlama ve Reji…
 
    İpek Kadılar Altıner uyarlamasıyla izlediğimiz Çalıkuşu'nda, romandan farklı olarak Feride'nin hikayesindeki geri dönüşler bölümlere ayrılarak işlenmiş… Böylece, Feride'nin yaşamındaki kesitlerin tümünü oyunun her sahnesinde görmek mümkün… Bu tekniğin son derece akıllıca olduğunu düşünüyorum, çünkü romanda Feride'nin başlayıp biten bir öyküsü yoktur. Kendi iradesiyle yönlendirmeye çalıştığı bir yaşam çizgisi vardır ve fevri kararının getirdiği acıları peşinden sürükleyerek yaşamını sürdürür. Uçarı bir genç kız olan Feride, güçlü bir aşkla bağlı olduğu Kamuran'ın kendisini aldattığını öğrendiği noktada ondan kaçar. Yaşamındaki bu değişim aynı zamanda onun kişiliğindeki dönüşümdür. Şımarık genç kız, gururuna yenik düşerek aşkından vazgeçer, ama aynı zamanda da gerçek hayata adım atar. İşte bu noktada, genç kızın sırça köşkünden çıkıp acımasız hayata yaptığı yolculuk, Çalıkuşu romanıyla birlikte değişim sürecine giren edebiyat anlayışını da simgelemektedir… Ulaşılmaz, ihtişamlı hayatlardan sıyrılarak halka yönelen edebiyatımız için bu roman bir dönüm noktasıdır…
 
    Feride karakterinin ilk gençlik, nişanlılık ve olgunluk dönemlerini üç oyuncunun canlandırması da, bence yaratıcı bir buluş. Karakter, öncelikle kişiliğinden kaynaklanan gururu nedeniyle, ardından da Anadolu macerasında ilk kez yüz yüze geldiği bağnaz zihniyetin ve güç savaş koşullarının etkisiyle belirgin bir değişim-dönüşüm süreci yaşar. Biraz kaderine müdahale eden yönelişiyle, biraz da çocukluğunda anne-babasını yitirmesiyle başlayan acıların ve yalnızlığa meydan okuyan kişiliğinin etkisiyle ele avuca sığmaz bir kızdır Feride. Aslında bu güçlü kabuğun ardında hassas, duygusal yapılı küçücük bir kız çocuğu vardır. Dolayısıyla da karakterin evrelerinin üç farklı oyuncu tarafından yansıtılması, sahnede etkili mizansenler oluştururken, bu çok bilinen öyküyü de tekdüzelik riskinden kurtarmış.
 
    Hakan Altıner'in reji yorumu genel olarak başarılı. Uyarlamadan kaynaklanan geriye dönüş sahneleri ile Feride karakterinin geçirdiği evrelerin üç oyuncu tarafından canlandırılması, ayrıca bu oyuncuların zaman zaman senkronize hareket etmeleri ya da birbirlerini fiziksel, duygusal ve düşünsel olarak tamamlamaları çarpıcı bir yorum olmuş. Feride'nin Bursa'da öğretmenlik yaptığı okuldaki Musiki Öğretmeni Yusuf, Hacı Arif Bey'in “Olmaz İlaç Sine-i Sad Pareme” adlı eserini seslendirdiği sırada sahnede bir oyun kişisi olarak görünüyor da, neden ölüm döşeğindeyken soyut bir hasta olarak yansıtılıyor buna bir anlam veremedim. Eğer Feride'nin, onun aşkından habersiz olduğunu ve karşılıksız bıraktığını vurgulamak adına ölüm döşeğinde soyut bir insan bedeni yansılanıyorsa, o halde oyuncu eseri seslendirdiği sırada da sahnede görünmemeli, sesi perde arkasından gelmeliydi.
 
      Oyunculuk…
 
    Feride'nin ilk gençlik, nişanlılık ve olgunluk dönemlerini yorumlayan Ebru Cündübeyoğlu- Elif Çakman- Dilek Aba üçlüsünün rol yorumları genel anlamda başarılı… Feride'lerin senkronize sahnelerinde yaratılan etki açısından iyi bir teknik uygulanmış. Duygu birliği konusunda da uyumlu olan oyuncular, Feride'nin evrelerini kendi içlerinde doğru şekilde çözümleyerek yansıtmış olsalar da, Feride'nin Dame de Sion'da öğrenim gördüğü ilk genç kızlık dönemini canlandıran oyuncunun hareketleri biraz acemice. Ellerini nereye koyacağını bilemiyor gibi… Feride'nin uçarı kişiliğini yansıtmaya çalışırken kullandığı abartılı el kol hareketleri, karakterin ele avuca sığmaz, muzur yönünü ortaya çıkartmak yerine, eğitimi eksik kalmış bir çocuk izlenimi veriyor… Oysa, Dame de Sion'da kızlara zarafet dersleri de verilmektedir, kaldı ki Feride yalıda, görgülü bir ailenin yanında yetişmiştir, güzel ve zarif bir kızdır. Dilinin kemiği yoktur, ama sahnede yansıtıldığı gibi sokak çocuğu tavırları da yoktur, onun aşırılığı sadece sivri dilindedir. Karakterin lise yıllarını canlandıran oyuncunun ellerinin beş parmağını açarak konuşması, zarafetten yoksun tavırları son derece abartılı. Bu yorumda şımarık bir kızdan öte zeka yoksunu bir kız tavırları gözleniyor. Ancak aynı oyuncu, küçük Feride'nin okuldaki arkadaşlarına hava atacak malzeme bulmak için bahçedeki yaşlı adama sözde kur yaptığı sahnede ve Feride'nin yanına aldığı küçük Munise rolünde başarılıydı.
 
    Feride'nin liseyi bitirdiği ve Kamuran'la nişanlandığı dönemi oynayan oyuncu ise, Feride'nin zarafetini, kırılgan ve duygusal yönünü gerek güzel ses tonu, gerekse sahne duruşu ile ustalıkla yansıtıyor.
 
    Feride'nin tüm karakter özelliklerinin oturduğu olgunluk dönemini oynayan Ebru Cündübeyoğlu güzelliği, zarafeti, sahne duruşu, ses tonu, romanın yazıldığı döneme uygun iyi yetişmiş romantik hanımefendi tavırları, mimikleri ile genel olarak başarılı olsa da, sürekli Türk filmlerinden çıkmış gibi hıçkırık tonunda konuşmasının işlevsiz olduğunu düşünüyorum. Eğer Feride'yi canlandıran diğer oyuncular da aynı şekilde konuşsaydı belki o zaman bu tercih bir anlam kazanabilirdi.
 
    Kamuran'ı oynayan Atılgan Gümüş'ün oyunculuğu ise, ne yazık ki çok zayıf. Kamuran pek irade sahibi bir karakter değildir, hanım evladı tavırlarıyla tam bir konak çocuğudur, ama bunu yansıtmanın farklı yolları olmalıydı… Atılgan Gümüş, kendine güvensiz, tutuk bir oyunculuk sergileyerek, romanda zaten Feride karakterinin gölgesinde kalan Kamuran'ı daha da silik hale getiriyor. Feride ne yaparsa kendine yapmaktadır, kader çizgisinde Kamuran'ın bilinçli bir etkisi olmamıştır, ama sonuçta Feride karakterinin var oluş nedeni olan melankolik bir aşkın simgesidir ve bu kadar zayıf bir oyunculukla yansıtılmamalıdır diye düşünüyorum. Atılgan Gümüş'ün oyunculuğunda biraz Türk filmlerindeki yapmacıklık seziliyor, keşke bu rolü daha fazla hissederek oynasaydı.
 
    Kamuran'ın annesi ve Feride'nin teyzesi, Siyahlı Kadın, okul müdireleri, Zeyniler Köyü'ndeki Hatice Hanım, Feride'yle evlenmek isteyen Zabit İhsan'ın teyzesi gibi farklı kadın karakterleri peş peşe canlandıran Deniz Türkali'yi sahnede izlemek güzeldi, fakat performansı biraz düşüktü. Türkali'nin, canlandırdığı birden fazla karakter ve sahne değişimlerinde çok yorulduğu gözleniyor. Rol geçişlerinde hiç zamanı kalmadığı için yorgunluktan dili sık sık sürçüyor, hatta bazen sendelediği görülüyor. Aslında Feride'nin öyküsünün köşe taşlarını oluşturan kadınları Dilek Türker canlandırıyor, belli ki turnede bu görev Deniz Türkali'ye düşmüş, ama belki de o kadar çok rolü aynı kişiye yüklememek gerekirdi, bu durum tecrübeli bir oyuncu için bile çok yorucu.
 
    Feride'nin Anadolu macerasının en önemli kişilerinden biri olan Doktor Hayrullah rolünde Tarık Papuççuoğlu son derece başarılı… Sempatik, güven veren, babacan tavırları ile karakterin huysuz ama yumuşak kalpli kişiliğini başarıyla yansıtırken, dizide aynı karakteri oynayan rahmetli Sadri Alışık'ı anımsatıyor ve izlerken bir gülümseyip bir hüzünleniyor insan.
 
    Dönemin bürokratlarını canlandıran Mehmet Ulay ise, büründüğü tüm rollerdeki başarısını Çalıkuşu'na da taşıyor.
 
Müzik ve Sahne Tasarımı…
 
    Sahne geçişlerinde İstanbul Kanatlarımın Altında filmine ait müziklerin kullanılmasının çok yersiz olduğunu düşünüyorum, kaldı ki Mustafa Altıoklar'ın bu filmini izlememiş olanlar bile, Tuluyhan Uğurlu'nun film için yaptığı o güzel besteleri tanımış olmalılar… Çalıkuşu'nun zaten Esin Engin imzalı, herkesçe bilinen mükemmel bir dramatik müziği var ve oyunun bence bu orijinal beste dışında bir müziğe ihtiyacı da yok. Çok isteniyorsa sahne geçişleri için İstanbul'u anımsatan pek çok enstrümantal müzikten biri kullanılabilir (Göksel Baktagir-Ceyhun Çelikden “İstanbul Senfonileri” gibi) veya özgün bir beste yaptırılabilirdi… Çalıkuşu'nun orijinal müziği oyun epeyce ilerledikten sonra sahneye çıkıyor, evet belki etkiyi arttırıyor, ama bu noktaya kadar sahnede Çalıkuşu'nu izlerken, müzikler yüzünden Hezarfen Ahmet Çelebi'yi anımsamak insana çok tuhaf geliyor doğrusu.
 
    Mekanın ve dekorun sadeliği, Feride'nin yaşamındaki evrelerin iç içe geçirilerek geriye dönüşlerle verilmesi için olanak sağlamış. Birden fazla mekanın az dekor parçasıyla tanımlanması, hem anlatımı, hem de sahne değişimlerini kolaylaştırmış. Sahnede en belirgin dekor parçası olan fon perdesinin eski ve estetik dışı oluşu ne yazık ki dikkat çeken bir unsur. Çanakkale'de Feride'yle evlenmeye talip olan Zabit İhsan Bey'in yaralı olarak revire geldiği sahnede, yüzündeki yara makyajı çok yapaydı. Fon perdesi ve bu makyaj dışında sahne plastiğinde estetik dışı bir unsur yok.
 
    Kostümler genel olarak karakterlerin sosyo-kültürel özelliklerini ve dönemi yansıtacak biçimde tasarlanmış olsa da, Zeyniler Köyü'ndeki Hatice Hanım rolünde Deniz Türkali'nin ayağında varlıklı büyükşehir kızı Feride'nin topuklu ayakkabılarının aynısından olması gözden kaçan önemli bir detay. Fakir bir köylü kadının Feride'nin ayakkabısından giymesi özellikle Kurtuluş Savaşı yılları için olası değil. Kaldı ki köylü bir kadında o dönem için kentliliğin simgesi olan topuklu ayakkabı aykırı durmuş, keşke patik giydirilseymiş. Belki de oyuncu, hızlı rol değişimi sırasında bir önceki rolün kostümüne ait olan ayakkabıyı değiştirmeyi unutmuştur diye düşünmek istiyorum.
 
     Son Söz…
 
    Oyun genelindeki tempo düşüklüğü nedeniyle insan “nerede o eski canlı, renkli Çalıkuşu” diye düşünse de, Klasik Türk Edebiyatı'nın bu değerli eserini günün insanını cezbedecek eklemeler yapmaya gerek duymadan aktardığı için Hakan Altıner'i kutluyorum. İnsan ilişkilerindeki özeni yitirmeye başladığımız bu yüzyılda, eski insanların erdemli, duyarlı, zarif ve kırılgan niteliklerini, Çalıkuşu'nun özüne zarar vermeden yansıtan Tiyatro Kedi'ye, bu oyunla bize anımsattıkları tüm insani değerler için teşekkür ediyorum. Ayrıca, oyunun ikinci perdesi başladığında, Sabancı Kültür Merkezi'nin salonuna geç girerek bir süre sessizliği sağlayamayan İzmir seyircisi adına turne oyuncularından özür diliyorum. Maalesef, sahne sanatları etkinliklerine geç kalmak, İzmirli'lerin adet haline getirdiği bir durumdur. Bir İzmirli olarak, kent insanımızın bu konuda biraz daha duyarlı davranmasını, etkinlikleri takip etmeye gösterdiği özeni sahnedeki sanatçılara da göstermesini bekliyorum… İyi seyirler. 

Anahtar Kelimeler: Çalıkuşu, tiyatro kedi



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir