MAKALELER

Burgaz Devlet Kukla Tiyatrosu'ndan - Ormanda Eğlence

2012.04.07 00:00
| | |
3686

Sizce Nasıl?
Sahnede yeşiller giymiş kadınlı erkekli sanatçılar. Biri oyununun anonsunu yapıyor.


 

“Duyduuuuuk, duymadık demeyin, “Ormanda Eğlence” vaaaar.” İşte oyun başlıyor! Sahnede yeşiller giymiş kadınlı erkekli sanatçılar. Biri oyununun anonsunu yapıyor. Masalsı bir dünyanın kapıları aralanmak üzere. Koltuklar kıpır kıpır, minik kalpler pıt, pıt, pıt atıyor. Bir heyecan, bir heyecan. Minik kuş cıvıltılarını anımsatan sesler yerini yavaş yavaş sessizliğe bırakıyor. İşte sahne karardı ama daha küçük kırmızı perdeli başka bir sahne çıktı ortaya. Işıklandırılmış, pırıltılı bu küçük sahneye birden rengarenk kuklalar çıkıyor. Sahnenin yanında Türkçe konuşan kadın sanatçı oyunu açıklamaya başlıyor. “Sevgili konuklar, “Ormanda Eğlenceye” hoş geldiniz. Bu bir yetenek yarışması olacak. Yarışmacılar tek tek sahneye çıkacak, şarkı söyleyecek ve dans edecekler. Konserin sonunda, birinciyi sizin alkışlarınız belirleyecek”. Minik eller çağıldar. Yani, durum anlaşılmıştır.

 

Alın size bir tadımlık. Kuklaları sevmek, kısa bir süreliğine bile olsa çocuk yanımızı tekrar ortaya çıkarmak, sıcak ve güzel kalmış bir şeyleri bir kez daha anımsayabilmek için sizleri, “Burgaz Devlet Kukla Tiyatrosunun” İzmir Uluslar arası Kukla Günleri kapsamında, İzmir Devlet Tiyatrosu Melek Ökte Sahnesinde sergilediği  “Ormanda Eğlence” isimli gösteriye götürelim dedik. 

 

Eveeet, gösteri başlıyor. Şimdi karşınızda, yetenekli suaygırı. Muhteşem trompetçi. İyi cazcı. Eski cazcılardan kim kaldı öyle değil mi? Çok da şıkız. Çizgili mavi pantolonu, siyah smokin ceketi, altın yaldızlı papyonu ile suaygırımız tam bir centilmen. Üstelik trompetiyle seslendirdiği caz parçasıyla kulağımızın pasını alıyor. Cazcı suaygırı kocaman bir alkışı hak etti. Bu arada kuklalar küçük sahnede belirdiği anda arkalarında yer alan sanatçılar tarafından oynatılıyorlar. Kuklalar öylesine doğal biçimde yönlendiriliyorlar ki bir süre sonra, arka planda “Burgaz Devlet Kukla Tiyatrosu” sanatçılarının yer aldığını unutuyoruz. Sanki, kuklalar tek başlarına kendi kendilerine hareket ediyor, şarkı söylüyorlar gibi geliyor bize. Sonra sevimli bir  kaplumbağa alıyor sahneyi. Şarkısını söylüyor, üstelik dans ediyor. Minik kalplerden bu yetenekli kaplumbağaya kocaman bir alkış. 

 

Sırada Harlemden geldiğini düşündüğümüz çikolata renkli ayıcıklarımız var. Basket antremanına gidecekken yanlışlıkla müzik yarışmasına gelmiş gibi duran ikili sıkı repçi bunlar. Çok da havalılar. Önlerinde numaraları olan parlak, saten kısa şort takımlar giymişler. 58 numara mavi askılı şort takımı ver 82 numara kırmızı askılı şort takımıyla şirin ayıcıklar  “basket maçını kırmış” havasındalar. Boyunlarında Harleme özgü uzun altın kolyeler ve başlarında kavuniçi mavili bandanalar. Bu çocuklar çok sıkı. Bir de isimleri var. “Honey Grubu”. Yani bal anlamına geliyor. Ayıların balı ne kadar çok sevdikleri düşünülürse, kendilerine uygun bir isim seçmişler.  Rep müziği eşliğinde dans ediyor, şarkı söylüyorlar. Program sonunda salon alkıştan yıkılıyor.

Şimdi sırada gösterinin sürprizi var. Beyaz tütüler içinde beş yeşil kurbağa bale yapıyor. Balerin kurbağalar. Hiçbir ayrıntı unutulmamış. Kırmızı dudakları, kahverengi iri gözleri ve incecik görüntüleri ile çok şirinler. Başlarında beyaz tül süsleri, kollarına geçirdikleri beyaz tülleri, bembeyaz tütüleri ve ayaklarında beyaz pointleri ile artık onlar zarif balerinler. Yeşil kurbağaların, beyaz kuğulara terfi ettiği o büyülü an. Beş balerinimiz bizi “Kuğu Gölü” balesine götürüyor. Ve bütün zamanların en ünlü bale partisini, “kuğuların dansını” başarıyla sergiliyorlar. “Kuğu Gölü” balesinin müziği eşliğinde, yeşil balerin kurbağaların yeteneği ile büyüleniyoruz. Sanat ve hayal gücü sınır tanımıyor. Öyle ki bir an için insan orada beş kuğunun dans ettiğine yemin edebilir. Yani, o kadar yetenekliler. Bizden balerinlere 10 puan. Salon aynı fikirde değil ama olsun. Yine de azimli kurbağalarımızı sevdiler. Bu arada arka planda, kuklaların iplerle bağlı olduğu ahşap düzeneği büyük bir başarıyla oynatan iki sanatçıya da büyük alkış. Kukla sanatının zirve yaptığı an.

 

Bu neşeli ormanın bir çok yetenekli sakini sırayla sahne alır. Derken, üç iddialı karga yarışmaya dahil olurlar. Biz de varız! “The Crows” rock grubu. İki çılgın gitarist ve iddialı bir bateristten oluşan grup son moda hard rock parçalar seslendirirler. Çok renkli parlak kostümleri, maviye ve parlak kırmızıya boyadıkları saçlarıyla tam rock yıldızı olmuşlar. Bir an kendimizi “uçmuş bunlar abi” dedirten bir rock konserinde zannediyoruz. Çılgın rockçılar sizi. Salon bu rockçı kargaları pek sevdi. Kazanan grup “Kargalar”. Çocuklar çılgın gibi alkışlıyor. Oyun sonrasında kuklaları okşamak, sanatçılarla konuşup hatıra fotoğrafı çektirmek için sahneye doluşuyorlar.   

 


     
“Burgaz Devlet Kukla Tiyatrosu”nun geçmişi profesyonel çocuk tiyatrosu olarak kurulduğu 1954 yılına kadar uzanıyor. 1962 yılında devlet statüsüne geçince, Bulgar ve dünya çocuk edebiyatının klasikleri arasına giren birçok masalı sahneye uyarlamaya başlıyorlar. Tiyatro kurulduğundan bu güne kadar, Avrupa, Asya ve Afrika’da sergilediği sayısız performansla 3 milyondan fazla izleyiciye ulaşmış. “Burgaz Devlet Kukla Tiyatrosunun” yönetmeni Hristina Arsenova ile kuklalara, sahneye koydukları eserlere ve kuklaların oluşum hikayelerine dair konuştuk.

 

SDK – Kukla sanatıyla ilgilenmeye  nasıl karar verdiniz?


Hristina Arsenova – Benim ailem sanatçı kökenli. Babam drama oyuncusuydu. Ben de drama ve yönetmenlik okumaya karar verdim. Konservatuara girince orada aynı zamanda büyük bir kukla sanatçısı olan çok iyi bir hocam oldu. Ondan çok etkilendim ve kuklalarla ilgilenmeye başladım. Sonra, hocamdan kukla yönetmenliğini öğrendim.   

SDK – Profesyonel olarak kuklalarla çalışmaya nasıl başladınız?


Hristina Arsenova – Okulda öğrenciliğim sırasında İngilizce öğrendim. Orada ilk defa bir kukla yönetmeninin yanında çalışma fırsatı buldum. Beş yıl sonra, tiyatro yönetmenliği üzerine bir yarışma düzenlendi ve bu yarışmayı kazandım. 1994 yılında Burgaz Kukla Tiyatrosunun yönetmeni oldum. 

 

SDK - Yönetmen olduktan hemen sonra ne tür çalışmalar yaptınız?


Hristina Arsenova – Genellikle eserleri sahneye koyarken dışarıdan yönetmenler ve besteciler davet ediyoruz. Müzikal kukla tiyatrosu yapmak bir çeşit sihir gibi bir şey. Mesela, “Bob Bon Ole” isminde müzikal bir gösteri yaptık. Çeşitli öykülerden derlenen küçük parçalardan oluşturulmuş eğlenceli müzikal bir gösteriydi. Müzikali sahnelemek için bir tur düzenleyerek çeşitli kentlere gösteriyi taşıdık. Bu gösteri için Türkçe ve İtalyanca öğrendik ve çıktığımız turnede bize çok yararı oldu. 

SDK- Sahneye koyacağınız eserleri nasıl seçiyorsunuz?


Hristina Arsenova – Şu anda bilemiyorum. Duruma göre değişiyor. Bazen yetişkinlere yönelik festivallere giderken yetişkinler için öyküler sergiliyoruz. Ya da küçük seyircilere oynayacaksak onlara uygun olarak hazırladığımız öyküleri açık alanlarda, bahçelerde  sahneliyoruz. Bazen de sadece  bir yazarın eserini alıp bir iki sanatçıyla sahneye koyuyoruz. Mesela, “Christmis’tan Bir Önceki Gece” isimli eseri yılbaşı öncesi 10 sanatçıyla sergiledik. Beş ayrı repertuarımız var. Bu nedenle, istediğimiz anda 25 farklı oyun seçebiliyoruz. Bazen bir, iki, üç ya da beş oyuncunun yer aldığı oyunlar oynuyoruz. Son 15 yıldır tiyatromuzda modern eserler sahneleniyor. Yeni, genç ve yaratıcı sanatçılar tiyatromuza katılıyor. Bu nedenle daha modern, farklı ve yaratıcı sahnelemeler yapabiliyoruz.

SDK- Hiç edebiyat uyarlamalarınız oldu mu?


Hristina Arsenova – Evet, edebiyat uyarlamaları yapıyoruz. Son olarak, William Shakespeare’in “Beğendğiniz Gibi” isimli eserini İstanbul Festivali’nde sergiledik. Bu eser yetişkinlere uygun bir sergileme oldu. Gençlere ve yetişkinlere yönelik bu eseri 2.000 kişiye oynadık.

SDK – Çekici, rengarenk, ışıltılı çok güzel kuklalarınız var. Bu kuklaları kim yapıyor?
 

Hristina Arsenova -   Bünyemizde çalışan çok sayıda sanatçı var. Kuklaları yapmak için ilk  önce karakterlerin resimlerini çizmek gerekiyor. Böylece ilk önce kuklanın resmi ortaya çıkıyor. Bulgaristan’da özel kuklalar yapan usta sanatçılar var. Sonra kukla yapımı aşamasına geçiliyor. Mesela burada, “Ormanda Eğlence” oyunun yönetmeni Iroslav Petkov, sahne tasarımcısı ve kukla yapımcısı Evgenia Lacheva bir araya gelerek ortak bir çalışmayla kuklaların ortaya çıkma aşamasında belirleyici rol oynuyorlar. Defalarca konuşuyorlar, karakterlerin nasıl olması gerektiğini tartışıyorlar, fikir alış verişinde bulunuyorlar ve bu sürecin sonunda kuklalar ortaya çıkıyor. Burada yönetmenin görüşü ve bakışı çok önemli. Çünkü kuklaların elindeki oyunun metnine uygun olması ve o metnin ruhunu yansıtması gerekiyor. Yönetmen hayal gücünü kullanarak elimdeki metne en uygun kuklalar nasıl olmalı, ihtiyacımız olan kuklalar nasıl olmalı diye sorar ve bu soruların yanıtlarına uygun kuklaları bulmaya çalışır. Eğer oyun bir müzikalse, bu kuklaların karakterlerine uygun müziklerin yazılması ya da uyarlanması gerekiyor. Mesela, “Ormanda Eğlence” isimli bu müzikalin müzik tasarımı ise Petko Manchev’e ait. Bazen bir metindeki karakterleri yansıtan kuklaları yapmak bir yılı bulabiliyor.

SDK- Gördüğüm kadarıyla kuklalarınız ipli kukla değil. Kuklalarınızı oynatım tekniği olarak nasıl tanımlıyorsunuz?


Hristina Arsenova – Bizim kuklalarımız “masa üstü” kuklalar. Arkalarında sanatçılar tarafından oynatılan kuklalar bunlar. Aslında çok çeşitli kukla tiplerimiz var. Oynadığımız oyunun metnine göre değişen ipli kuklalar, el kuklaları, sopalı kukla, masa üstü kuklası ve içine girilebilen kuklalarımız var. Bu kuklaların büyüklükleri de değişiyor. 15 cm.lik kuklalardan, insan boyundaki kuklalara kadar farklılık gösteriyor. Biz bu büyük kuklalara maskot diyoruz. Oyunun metnine göre farklı kukla tipleri kullanıyoruz.   

SDK – Oyunu sahnelerken kuklaları oynatan sanatçıların, açıkta kuklaların arkasında olduğunu görüyoruz. Sanatçıların saklanmadan böylesine açıkça ortada olmasına ne diyorsunuz?


Hristina Arsenova -  Sanatçılar özellikle bir yerlere saklanmıyorlar çünkü bu gösterinin bir parçası. Gösterinin yapısı böyle. Bulgaristan’da bazı kukla tiyatrolarında, kuklaları oynatan sanatçılar siyah giyerek kendilerini saklayabiliyorlar. Ama burada seyirciler kuklaları kimin konuşturduğunu ve hareket ettirdiğini görebilmeli. 

SDK – “Ormanda Eğlence” isimli oyunu Türkçe sergilediniz. Oyuncular nasıl bu kadar güzel Türkçe konuşmayı öğrendi?  
Hristina Arsenova – Aslında öğrenmediler. Çok kısa bir zaman içinde Türkçe metinleri ezberlediler. Kelimelerin söylenişleri üzerine, yani nasıl telaffuz edileceği üzerine çok çalıştılar. Söyleyecekleri sözleri ellerindeki kağıttan okuyorlar. Bir şeyler söylüyorlar ama ne anlama geldiğini kelimesi kelimesine bilmiyorlar. Evet genel anlamı tabii ki biliyorlar ama her kelimeyi değil. İlk birkaç oyunda, izleyiciler çok şaşırdı. Oyunun sonunda, sanatçıların Türkçe metni ezberlediğini bilmeyen herkes bize, “ne kadar güzel Türkçe konuşuyorsunuz” diyorlar. Kuklaları  oynatan sanatçıların, Türkçe kelimelerin doğru telaffuzlarını öğrenmeleri çok önemli. Çünkü oyunu çocuklar izliyor ve çocukların sahnede konuşulan Türkçeyi anlaması lazım.

SDK - Oyunun sonunda çocuklar kuklalara büyük ilgi gösteriyor, onlara dokunmak, kuklaları okşamak istiyorlar değil mi?


Hristina Arsenova – Sadece çocuklar değil yetişkinler de kuklalara çok büyük ilgi gösteriyorlar. Özellikle, açık alanlarda oynadığımızda. Ayrıca her oyunda seyircilerin yarışmayı kazanan grup hakkında değişik tercihleri oluyor. Mesela bazen balerin kurbağaları, bazen ayıcıkları hatta suaygırını çok seviyorlar ama genel olarak rockçı kargalar yarışmanın birincisi seçiliyor. En büyük alkışı “The Crow” grubu alıyor. 

Gösterinin sonunda herkes birinci. Bu, “en büyük benim” hesaplarının olmadığı naif bir dünya. Herkesin birinci olduğu, farklı özelliklerin ve yeteneklerin birbiriyle barışık ve dost olduğu sıcacık bir dünya. Hiç kimsenin kaybetmediği, dışlanmadığı, dışarıda, açıkta bırakılmadığı, sevecen bir dünya. Bu kuklaların dünyası. Adını koyamadığımız ama içimizde bir yerlerde var olduğunu bildiğimiz sıcacık duyguların harekete geçtiği, dokunulası bir gerçeklik duygusuyla ortaya çıktı anlar. Kuklaların ortak paydasında buluşanlar, gösterinin sonunda kuklalara dokunmak, onları okşamak, onlardan akan sıcaklık duygusunu içlerine almak, biraz daha içselleştirebilmek için birbirileriyle yarışıyorlar. Burada kaç yaşında olduğunuzun pek bir önemi yok. İçtenlik, samimiyet ve sıcaklık sizleri eşitliyor. Bir de kalpten gelen gülüşler. 

Kukla günlerinden, bir tadımlık sunalık istedik. Ağzınıza bir parmak bal çalalım. Hani tadı damağınızda kalsın. Belki çoluk çocuk hep birlikte bir kukla gösterisine gitmek istersiniz. Ya da kalbinizdeki çocuğu elinden tutup “İzmir Uluslararası Kukla Günleri”ne getirmek ve kuklalarla doyasıya eğlenmek. Evet, İzmir Kukla Günleri başlıyooor. 


Seval Deniz Karahaliloğlu  


6. İzmir Kukla Günleri Diğer Söyleşiler: (Seval Deniz Karahaliloğlu)

Japon Otome Bunraku Tiyatrosunun Yaşayan Beş Ustasından Biri : Masaya Kiritake

Çek Pavel Vangeli’nin Cazcı Kuklaları : Melekler, Şeytanlar, İskeletler ve diğerleri…

“Bir Dilim Ekmek ve Kağıdın” Sebebi Hikmeti : Finn Campman

Bütün Zamanların Avaresi

Heykel + Kukla + Kağıt = Kağıt Kukla Kağıt Tiyatrosu: “Kes, Biç, Dik ve Paylaş!”

Burgaz Devlet Kukla Tiyatrosu’ndan “Ormanda Eğlence”

Christophe’un Masal Sokağı : Milo (Keltoş), Jojo, Marie, Jorge ve Diğerleri

Anahtar Kelimeler: burgaz, kukla, festival, hristina arsenova



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

Görüş Bildir