MAKALELER

Bug Böcek - Tiyatro DOT

2010.03.11 00:00
| | |
3606

Tracy Letts'in yazdığı 'Bug/Böcek' Dot Tiyatro'nun üstün performansı ile izleyene sunulmuş durumda...

Kaçış, Yalnızlık: Vahşi Kapitalizm Tiyatro DOT Bug Böcek
  
    Son dönem batı yazınsalında sıklıkla rastladığım 'savaş sonrası korku' bunalımı psikanalitik sorun bağlamında karşımıza çıkıyor. Bu korku öyle boyutlara geliyor ki, her alanda düşsel dünyanın iç dinamiğinin çökmesine neden oluyor. Böylece insanların birbirlerine olan güveni günden güne iyice azalıyor. Tracy Letts'in yazdığı 'Bug/Böcek' Dot Tiyatro'nun üstün performansı ile izleyene sunulmuş durumda. Bu oyunun bir benzerini de Holüvud yapımlı 'Çıldırış' filminde izlemiştik. 


 
    Kuruluşundan bu yana farklı misyonu ile izleyici kitlesini oluşturan Tiyatro Dot, Amerikalı yazar Letts'in sıra dışı oyunundan yola çıkarak, günümüz dünyasının nerde durduğunu gösteriyor seyredenlerine. Konu bütünüyle flu departmanların bileşenlerinden oluşmuş durumda. Ruh hastası bir insanın gerçek yaşam öyküsü ... Ya da komplo teorileri içinde boğulan birkaç insanın sahte dünyası... Konu bu bağlamda, sorgu ötesinde devam ederken insan aklının alamayacağı bir örgü çıkıyor karşımıza. 
 
    ABD 91 yılında düzenlediği Körfez Savaşı'nda karşılaştığı kritik olgular yüzünden savaşı bitirmeden geri çekilmek zorunda kalmıştı. Bu dönem içinde yoksullaştırdığı, içten içe yok ettiği Irak Halkı'nı tükenmişliğin ötesine doğru sürüklemişti. Ve yıllar sonra yarım bıraktığı vahşeti tamamlayarak 'sömürge imparatoru' olma yolundaki gayretini tüm dünyaya göstermiş oldu. Oyunu izlemeye giderken İstiklal Caddesi'nde bir grup TKP'li genç ellerindeki bildirileri insanlara dağıtmaya çalışıyordu. Bildiri de ABD'nin uyguladığı küresel politikalarla ilgili önemli uyarılar bulunuyordu. Göz ucuyla okuyup hızla salona yetiştiğimde oyunun elimdeki bildiriyle nasıl paralerlik gösterdiğine tanık oldum. Vahşi Kapitalizm olgusu, çığırından çıkmış kanla beslenen devletlerin sarıldığı yılan konumunda…


 
    Toplumların savaş sonrası yaşadığı korkular, devletlerin oluşturmak istediği insan yığıntılarının kokuşmuşluğu ile aynı doğrultudadır. Oyunu yöneten Sevgili Murat Daltaban bu bilincin farkında olarak sahneleme tekniklerini denemiş. Sahne ovalinde duran izleyici kesim sorgu alanına doğru hızla çekiliyor. Özellikle de 'id' duygusunun ağır biçemde gösterilişi, cinsel objelerin de iç içe girmesiyle heyecan hat safhaya tırmanıyor. Durağanlaşmayan, devamlı suretle yeni bir durumun ortaya çıkacağı hissiyatı içinde kıvranan izleyici kesim, anti polemik spektrumda dar bölge sıkıntısı çekmiyor. 
 
    Shakespeare dönemini incelerken Rahmetli Mina Urgan 'Shakespeare ve Hamlet Kitabı' dönem itibariyle oval sahnelerin önemine dikkat çeker. Shakespeare bu dönem içinde çoğu oyununu 360 dereceden izlenilen sahnelerde sergiler. Her bakış açısının farklı bir misyonu vardır. Dot Tiyatro'nun da sahnesi Shakespeare dönemiyle içten içe benzerlikler göstermekte. İki bölümün karşılıklı sahneye bakışı ve oyuncuların oynadıkları alanlar farklı duyguların açığa çıkmasına neden oluyor. Bu konjoktörde Sevgili Daltaban başarılı bir işe imza atmış. 


 
    Mekan Tasarımı'nda Akın Nalça'yı pek başarılı bulamadım. Gösterilen bölüm otel odasından çok, geniş bir evin küçük odası niteliğindeydi. Özellikle de o radyonun durduğu geniş raflı dolapta neyin nesi anlayamadım! Sonra 2.perde de küvet yerine küçük sıradan bir masa pekala düşünülebilinirdi. 
 
    Işık Tasarımı'nda Kemal Yiğitcan iyi iş çıkarmış. Ortamda oluşan gerginliğe katılan havada bambaşka yeri var. Ses Tasarımı'nda Ömer Sarıgedik çoğu yerde oyunu sekteye uğratıyor. Bazı sahnelerde müziğin sesini o kadar çok açtı ki, oyuncuların ne söylediğini kimseler duyamadı. Sonra Peter'in bir radyo açma sahnesi var 1.perdede… Adam daha radyoya elini uzatmadı ama bir de baktım müzik gelmeye başladı. Neden bir koşturmaca içine girmiş anlayamadım. Bu hızlı tavırları oyunu oynayan oyuncuların da konsantrayon eksikliği yaşamasına neden oluyor. Kostüm de Işık gibi gayet başarılı…
 
    Oyunun konusuna kıssadan değineyim: Arsi ve Egnıs bir otel odasında yalnızlıklarını paylaşan iki kadındır. Egnıs, kocasından ayrılmış, küçük yaştaki çocuğunu kaybetmiş, hayatını bedeniyle eş doğrultuda yaşayan sıradan bir kadındır. Arsi ise hemcinsleriyle hayatını devam ettiren ilginç biridir. Ve bir gün Peter adında tanımadığı gizemli birini getirir odaya. Bu insan anlattıklarıyla, yaşadıklarıyla Egnıs'ın hayatını bambaşka alanlara doğru hızla sürükler. Amerikan toplumunun içine düştüğü kaos böylece başlamış olur. 
 
    Egnıs rolündeki Tülay Günal yine beni büyüledi. Daha önce 'Jeanne d'Arc'ın Öteki Ölümü'nde izlediğim zamanda bu hissiyata kapılmıştım. Çok büyük yetenek! Başarılı bir oyun çıkardı baştan sona. Özellikle de Serhat Kılıç'la yaşadığı kavga sahnesinde cidden dudağının patladığını zannettim. Bu kadar darpa maruz kalmak hiçte kolay değil. Eski kocasıyla yaşadığı kavga sahnelerinde Serhat Kılıç'ın bir ara cidden ölümcül vuruşlar yaptığını düşündüm. Jery Goss rolü Serhat Kılıç'la bütünleşmiş. Bu rolü oynayacak ikinci bir oyuncu aklıma gelmiyor. Bakışları, duruşu, sert mizacı cuk diye oturmuş. Yalnız ikinci perde de bir sahne vardı. Küvet içinde mikroskobik çalışma yapan Peter'ın yanına silahıyla geliyor ve Peter'ı öldürmekle tehtit ediyordu. Bu kadar sert ve güçlü biri nasıl olurda çok basit şekilde silahını Peter'a kaptırır?... Bu sahne cidden düşündürücü… 
 
    Eski eşini ziyarete gelen Goss, Egnıs'a '…bir deri bir kemik kalmışsın…' diyor. Bu cümleler oyunda pekte akla mantığa uygun değil. Tülay Günal'ın hiçte bir deri bir kemiğe dönmüş hali yoktu. Gayet iyi görünüyordu. Oyun burada sekteye uğruyor. Metinde ufak bir değişiklik yapılsa fena olmayacak. Sevgili Murat Daltaban burayı atlamış. Küçükte olsa, mühim bir durum…
 
    Peter karakteri oyunun çözüm noktası. ABD ordusunun eski ve kaçak bir üyesi. Irak'ta savaşarak savaşın tüm acımasızlığı ile yüz yüze kalmış, hatta kendi bünyesinde uygulanan deneylerle robotlaşan, böceğe dönüştürülmüş hali konunun gizemini daha da arttırıyor. Bu kişi paronayak mı yoksa bir canavara dönüştürülmeye çalışılan seçilmiş bir insan mı? Bu sorunun yanıtı sahnede cevap buluyor. Alper Kul yukarıda sıraladığım bileşenleri çok iyi tahlil etmiş. Karakterle kendisini bütünleştirmiş. Sevişme sahnesindeki hızlı davranışını biraz daha kontrol edebilirdi. Sonra ikinci perdedeki doktorla yüzyüze geldiği sahnede, hangi yönden çıktığının farkındadır umarım. Tüm oyun boyunca kullanılan kapı neden o sahnede es geçilmiş? Tülay Günal'la sahne içindeki performansları iyi. İkisi de sağlam oyuncular…
 
    Arsi karakterinde Selen Uçar çokta uzun olmayan rolünü başarıyla yerine getirdi. Konuşması, tavırları epeyce hoşuma gitti. Keza doktor rolünde Gökçer Genç grubun iç dinamiğine ayak uydurmuş durumda. Konuşma üslubu ve anlattıklarıyla kısa, öz olan sahnesini oyunun geneline yayıyor. Öldürülme sahnesinde yere düşüşü ve orada tüm oyun boyunca bekleyişi kendisi için hiçte kolay olmasa gerek. 
 
    Dot Tiyatro oynadığı dar alanı iyi kullanan bir grup. Daha önce izlediğim 'Çok Uzak' ve 'Sansürcü' oyunlarındaki deneyimleri hiçte sekteye uğramamış. İleri düzey kültür oyunlarını oynayarak tiyatro seyircisini daha büyük alanlara götürüyorlar.

Anahtar Kelimeler: Bug Böcek, dot, Tiyatro dot



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir