MAKALELER

Bensu Orhunöz

2020.01.20 00:00
| | |
3034

Sizce Nasıl?
Hüzne, isyana, yalnızlığa, nice ödeşmelere hükümlü, bir daha hiç dönmeyecekmiş gibi giden, bazen içe konuşan...

SAHNEDE CANLANDIRDIĞI HER KARAKTERİ KENDİNİN KILDI...

Hüzne, isyana, yalnızlığa, nice ödeşmelere hükümlü, bir daha hiç dönmeyecekmiş gibi giden, bazen içe konuşan, duygularıyla dalaşan kadınları yaşar kıldı sahnede.

Yeteneği, oyunculuk tekniği, beden dili, kırılgan güzelliği sanki bütün o karakterler için biçilmişti. Tiyatro, taa çocukluğunda çemberlemişti hayatını.Her defasında ağır bir işçilikle işleyip, kotarmıştı rollerini.Sahne hakimiyeti, yankılı oyunculuğu had hudut tanımamıştı hiç.

Hatırlıyorum, bir dizi filmle, gencecik yaşında bir anda Türkiye'nin en ünlü yüzlerinden biri oluvermişti.

Bilge'ydi.Hani, Nazan Hanım ile Şükrü Bey'in kızları, Ali'nin ablası Bilge.

Kendi kendini yetiştirmişti aslında, bazen el yordamıyla, bazen çok çalışarak, deneyerek, insanı ve hayatı gözlemleyerek.Zaten oldum olası hep yüreğine doğruydu yaptığı seyahatler...

Büyük, göz kamaştıran başarılara imza atmıştı.

Şimdi nasıl unutabilirim ; ' Bihter ' , bana göre yaratmış olduğu en güçlü karakterlerden biriydi.Defalarca, kimbilir kaç kez izlemiştim
 " Aşk- ı Memnu "yu. " Misyon ", " Yedi Tepe Aşk ",  " Gılgameş " , " Arzunun Onda Dokuzu ", " İki Kadın " ve diğerleri..." Titanik Orkestrası " örneğin." Oedipus Kolonos ", " Sirke Tadında Böğürtlen Reçeli ", " Radyonun İçindekiler ".

Bütün bunları konuşma, anlatma zamanı şimdi.Eksiksiz, noktasına, virgülüne dokunmadan.

Hani, şimdilerde satılıyor mu bilmem ama, sayfa başlarında kuş, çiçek resimleri olan hatıra defterleri vardı bir zamanlar.Genelde " Yüzün kadar temiz bu sayfayı bana ayırdığın için..." diye başlayan satırlar, " sepet sepet yumurya sakın beni unutma " cümlesiyle noktalanırdı.

İşte, o defterlerden birinde Bensu Orhunöz' e hitaben yazılmış:

" Gelecekte çok iyi bir tiyatro oyuncusu olman dileğiyle " notu vardı.

Oyuncu olmak mı ? Anneannesi haklıydı.Öyle ya, birşey sorulduğunda gülümseyip, önüne bakan, cevap veremeyen, çekingen, utangaç, içekapalı bu güzel kız nasıl, oyuncu olabilirdi ki ?

Ama daha o küçücük yaşında çevresindeki insanları, onların davranışlarını gözlemlemesi, her detayı eksiksiz incelemesi geleceğine dair bir işaret fişeği olabilir miydi ? Belki de.

On bir yaşındaydı, evet.Çanakkale Tahta At Çocuk Festivali'nde 'köyden kente göç' konulu resim yarışmasında birincilik ödülüne değer bulunmuştu.

Ve o oyun, " Maviler ve Sarılar " adlı çocuk oyunu..hemen sonrasında Ankara Sanat Tiyatrosu yapımı " Alpagut Olayı ".

Etkilenmişti...acaba oyuncu mu olmalıydı ? Bunu başarabilir miydi gerçekten ? Güzin Çorağan'ın yeğeni olmak önündeki kapıları açar, olası engelleri ortadan kaldırır mıydı ? Aradan yıllar geçecek, ikinci anne olarak tanımladığı Güzin Çorağan ile Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı  intihanı için beraber çalışacaktı..

Saint Michel'de okurken tiyatro kulübüne girdi.Ve " İtfaiyeci Prokorcuk " oyunuyla sahneye çıktı.

Işıklar...alkışlar,  o heyecan..o adrenalin sağanağı.

Sahnede olmak...hayatın arka bahçesinde dolaşmak..hayallerine sarılmak zamanıydı.

Dünyayı sanattan yana okuyordu, okumaya devam edecekti.

Nabzı, daha o yıllarda repliklerde atıyordu.Dionysos'un kulağına fısıldadığı tılsımın gücünü hissetmişti içinde.

Ve birden öyle bir gerçekle yüzleşti ki...rol gereği bir başkası olmak.Artık Bensu değil, yaşar kıldığı kimlikti...anneannesi yanılmıştı.Bir başkası olmak özgürlüktü.Bir başkası olduğunda mahçup, ürkek, tutuk Bensu farklı, hiç olmadığı biriyle kolayca yer değiştiriyordu.

Tayfun Çorağan ile konservatuvar sınavına çalıştı..zorlu bir süreçti.

Ailesi " Önce oku, bir mesleğin olsun, tiyatroyu nasılsa yaparsın, " konusunda ısrarlıydı.

Bensu Orhunöz hem İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Filoloji, hem de İstanbul Belediyesi Konservatuvarı Tiyatro Bölüm'lerini kazanmıştı.

Filoloji mi, yoksa konservatuvar mı ? Ailesi istiyor diye üniversite, ama gönlünde yatan sadece oyunculuktu.

Aslında annesi de geçmişte benzer bir durum yaşamış, babasının ısrarıyla sanat eğitimi yerine, diş hekimliği eğitimi almıştı..

Bensu Orhunöz o hicranı, o ufunetli 'keşke' yi yedeğinde yaşam boyu taşımak istemiyordu.

" Bak anne, seninle aynı yazgıyı paylaşmamı, o gönül kırıklığını hissetme mi, gelecekte pişmanlık duyma mı ister misin ? "

Annesini bir an düşündü.Ve " Hayır, " dedi.

" Sonrasında hep destekledi ailem.Hele annem, sanatçı olmamdan gurur duyduğunu,söylerdi sık sık.Her oyunumu izlerlerdi. Daha ilk profesyonel oyunumda, kızımızı tiyatroya verdik, diye altın kolye hediye etmişlerdi bana.

" Aslında çocukken biraz maymun iştahlıydım.Resim mi, dans mı, edebiyat mı, diye düşünür, daldan dala atlardım.Ama tiyatro tüm bu saydıklarımı bünyesinde barındıran bir meslekti...

" İstanbul Belediye Konservatuvarı'nda bir yıl okudum.Yıldız Kenter, Mehmet Birkiye, Çetin İpekkaya, Müjdat Gezen ve bana şiiri sevdiren Suat Özturna hocalarım oldu.Bir sonraki yıl Mimar Sinan Üniversitesi'ni kazandım.Oğuz Aral, Semra Karlıbel, Haluk Kurtoğlu, Zeliha Berksoy, Cihan Ünal ve Müşfik Kenter'den dersler aldım.Arada Mustafa Avkıran da workshoplar yapardı bizlerle.

" Müşfik Kenter, ' önce insan ama iyi insan olun ', derdi.Bazen tek bir cümlesiyle bize ip uçları verir, önümüzdeki engellerle başetmemizi sağlardı.Bu mesleği ibadet gibi görmemizi, söylerdi hep.İnsanın yüreği açık olursa, kirsiz, passız olursa, sahnede karşındaki oyuncu ya da oyunculara cömert davranabileceği gerçeğini, ondan öğrendim.

" İyi, safkan oyuncu olmak, yeterli bir malzemeye sahip olmayı gerektiriyor her zaman.Bu meslek bitmeyen bir eğitim çünkü.Okuyacak, daha, daha çok çalışacaksın...elde ettiğin bilgileri aktarıp, paylaşacaksın.

" Sesim güçsüzdü.Yılmadım..şan dersleri aldım.

" Oyunculuk tekniğimi sürekli olarak yineliyor, geliştirmek için çaba gösteriyorum.Provalarda ağzıma kalem alıp diksiyon çalışmadığım bir an yoktur.Bilir misiniz ki, Yıldız Hanım, Müşfik Hoca ağızlarında kurşun kalem ezber geçerlerdi.Neden, sahnede iyi konuşabilmek, doğru tonlamaları verebilmek için.Bizim meslekte düzgün konuşmak o kadar önemlidir ki...şimdilerde sahnede 'mıy mıy' konuşan, sesleri zor duyulan, öyle çok oyuncu var ki.

" Hatırlıyorum, ' Vanya Dayı 'ya çalışıyoruz.Sahnede harita yerine boş kağıt kullanıyoruz...belli ki harita bulamamışız o an.Müşfik Hoca rollerimizi tarif  ederken, durumu fark etti.' Bu sizin işiniz, aksesuarınız yoksa yapacak, bulup buluşturup, hazır edeceksiniz,' dedi.

" O gün bugündür provalara bir valizle gelirim..gerçek aksesuarlar tamamlanana kadar evden taşıdıklarımla ısınırım rolüme.."

Mezuniyet sonrası Bensu Orhunöz, İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu kadrosuna 'yevmiyeli oyuncu' olarak girer.Kurumda ilk oyunu " Telefon Kimin İçin Çalıyor ? " u, " Balon " adlı çocuk oyunu ve 
" Tartüffe " izler.

Bir yıl Paris Devlet Konservatuarı'nda stajyer öğrenci olarak eğitim alır.Stuart Seide ile çalışır.

" Fransa'da devam edebilirdim.Ama geri döndüm.Tiyatro dille yapılan bir iş çünkü.
 
" Şanslıydım.Deneyimlerini, görüşlerini, bilgilerini sonuna kadar şevkle paylaşan hocalarım oldu.Bu mesleğin gerektirdiği özveriyi tanıttılar bana.Sonra hep iyi yönetmenler, oyuncularla, doğru, sezondan sezona geçen, ses getiren projelerde çalıştım.Mesela ' Aşk- ı Memnu ' beş sezon devam etmişti.

" Aşk- ı Memnu ' ya hazırlanırken, Halid Ziya'nın hemen tüm eserlerini okudum.Yazar belli ki, 
' Bihter 'i yaratırken, Emma Bovary ve Anna Karenina'dan da etkilenmişti...ben ' Bihter 'i daha batıya dönük bir kadın olarak ele alıp, yorumladım..."

Salih Sarıkaya ' Adnan Bey ', ' Betül Arım ' Firdevs Hanım ', Ayhan Kavas ' Behlül ', Selma Kutluğ ' Matmazel de Courton ', Alev Oraloğlu
 ' Peyker', Sevinç Erbulak 'Nihal ' ve Bensu Orhunöz ' Bihter ' olarak, gerçek bir tiyatro hadisesine imza atmışlardı." Aşk- ı Memnu " oyunu bugün bile unutulmazlarım arasındadır...o projde herkes, zamanımızda örneğine az rastlanan, mükemmel bir adanmışlık ve tiyatro tutkusuyla çıkmıştı yola, bu o kadar belliydi ki.

" Mesleğe başladığımda şan, şöhret umurumda değildi.Ancak ' Bizimkiler ' dizisiyle adeta sokakta yürüyemez oldum..milyonların gözünde ' Bilge 'ydim.

" Ün o kadar geçici ki aslında.İzleyici doruğa çıkardığı bir oyuncuyu kolayca unutabiliyor.İşte bu noktada şöhreti hazmetmek, iç ve dış dünya arasında uzlaşmazlıklar yaşamamak ve özdenetim önem kazanıyor.Aksi takdirde alkol, uyuşturucu, kendinden vazgeçiş durumu giriyor devreye.Çok örnekleri var, biliyorsunuz.

" Piere Arditti ile Fransız Televizyonu için bir film projesinde beraber çalışmıştık.Bana ' Sakın tiyatroyu bırakma," demişti.

" Tiyatro bizi her gece eğitir.Her oyun ayrı bir egzersiz, bir eğitim, yepyeni bir başlangıçtır.

" Ne tuhaf, sahneye konan bütün piyesler tutacak, kapı, baca yıkılacak sanılır.Ama bazen fena halde yanılınır.Tutması ya da tutmaması, inanın bu oran yarı yarıya...yani, yüzde elli.Risk almak gerekiyor her zaman.

" Yetenek, evet.Eğitim, evet.Yine de bir oyuncu için çalışmak, denemek, araştırmak ve tabii kendini ve dünyayı sorguluyor olmak bir zorunluluktur.

" Müjdat Gezen, her yıl bir karakter çıkartın, her yıl bir başka karaktere çalışın, derdi...

" Gılgameş' de yılan rolündeydim ve oyun boyunca yerde sürünüyordum.."

Bensu Orhunöz " İki Kadın " oyununda canlandırdığı ' Mine ' karakteriyle bir kez daha zirvede bir oyunculuk sergiler..bir defa daha belleklerden silinmeyecek bir yoruma imzasını, silinmemek üzere, atar.

2013 yılında sesini güçlendirmek, gelecekte herhangi bir müzikalde rol almak için şan derslerine başlar.St.Michel'de, Gençlik Günleri'nin açılış gecesinde, çeşitli barlarda söyler şarkılarını.Sol anahtarını kendi kendine öğrenir bu arada.8 Mayıs 2019'da Gülriz Sururi'nin vaktiyle seslendirdiği şarkılardan bir konser verir.Başta Türkçe, Fransızca, Almanca, İngilizce, Rumca olmak üzere yüz şarkı katar dağarcığına.

" Dünyayı aşkın kurtaracağına, her işin aşkla yapılması gerektiğine ", inanıyor Bensu Orhunöz.Ve buğulu bir  pencere camına " Sadece 'aşk' sözcüğünü yazarım, " diyor.

' Mine ', ' Bihter ' ve ' Titanik Orkestrası 'ndaki kadını düşünüyorum dakikalardır.Vakit alyor, kendi dünyama dönmem.Geçmiş zaman kipinde asılı kalmış replikler, oyun şarkıları, tekstler, fotoğraflar arasındayım çünkü.

Hayatın hunhar imlasından kurtulmuşcasına boşlukta..hafiflemiş ve mutluyum.Ve artık biliyorum her röportajın kendine ait bir yaşam öyküsü var.

Anahtar Kelimeler: Bensu Orhunöz



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir