MAKALELER

Bengisu Gürbüzer

2009.04.02 00:00
| | |
3431

İçindeki sese kulak verip tiyatronun kendisi için bir tutku olduğunu anladıktan sonra bir an bile tereddüde düşmemiş,asla tiyatroya ihanet etmemiş bir oyuncu Bengisu Gürbüzer...

 

 

 

İçindeki sese kulak verip tiyatronun kendisi için bir tutku olduğunu anladıktan sonra bir an bile tereddüde düşmemiş,asla tiyatroya ihanet etmemiş bir oyuncu Bengisu Gürbüzer.Yıllardır devlet tiyatrosuna oyuncu olarak hizmet veren Bengisu Gürbüzer bu yıl Konya Devlet Tiyatrosu’nda Bayazıt ile hem oyuncu hem de yönetmen olarak seyircileri selamlıyor.
                      
 “Birileri tiyatroya olan ilginin farkına varmalı.Keşke camia içinde bağlarımızı arttırıp birbirimizi geliştirip daha görünür kılabilsek.”


Tiyatroyla ilgili aklınızdaki ilk resim nedir?Ne zaman,nerede tanışıyorsunuz tiyatroyla?

Ben tiyatroyla çok küçük yaşta Ankara’da tanıştım.Ailem çok iyi bir tiyatro izleyicisiydi.Annemle babam küçük yaştan itibaren beni de tiyatroya yanlarında götürürlerdi.Çıt çıkarmadan oyunları izlerdim ve niyeyse alkış sesinde de ağlamaya başlardım.Uzun süre buna bir anlam veremedim.Annem korkuyorum zannederdi ama sanırım bu kıskançlıktı.Tiyatroya dair ilk resimler hep Küçük Tiyatro’ya ait.İçimde hep tiyatro aşkı vardı.Liseden sonra ODTÜ Genetik Mühendisliği’ni kazandım.Orada okurken ailemden gizlice konservatuvar sınavına girdim.Kazandığımda aileme ben okulu bırakıp konservatuvara gideceğim dediğim zaman bana olan bakışlarını hiç unutmuyorum.

Böyle iyi bir üniversitede zor bir bölümde okurken okulu bırakıp tiyatroyu seçme kararınıza ailenizin tepkisi nasıl oldu?

Ailem bu kararıma karşı çıkmadı ama tabi ki çok endişelendiler,zorlandılar.Çok önemli bir bölümü bıraktım.Şimdi o günleri hatırladığımda insan kopyalayacaktım,yine insan kopyalıyorum.Üstelik daha güzel bir şekilde kopyalıyorum diyorum.

Yanlış bilmiyorsam konservatuvardan mezun olduktan sonra Ankara’da özel bir tiyatro kuruyorsunuz.O dönemden bahseder misiniz?Kimlerle kurdunuz,ne gibi çalışmalar yaptınız?

Devlet tiyatroları eskiden düzenli sınav açardı.Şu anda biliyorsunuz çok nadir sınav açılıp da oyuncu alınıyor.Bu talihsizlik benim mezuniyetime rastladı ve 1994 yılında devlet tiyatrosuna oyuncu alınmadı.Hepimiz bir şeyler yapmak zorundaydık.Engin Günaydın,Timuçin Esen,İpek Tuzcuoğlu gibi piyasada iş yapan isimler benim sınıf arkadaşımdı.İçimizde tiyatro sevdası vardı.Ben,Alpay Ulusoy ve birkaç arkadaşım bir araya gelip tiyatro kurmaya karar verdik.Devlet tiyatrosundaki büyüklerimizi tanıyoruz,bizi desteklerler,yardımcı olurlar diye düşündük.Amcamın bir şirketi vardı.Tiyatromuzu ilk o şirketin adı altında kurduk.Atölyelere girdik,dekorlar,kostümler aldık.Her anlamda bizi desteklediler.Bunu bir noktaya kadar sürdürebildik.Sınavlar açıldı,kadrolar açıldı,bir yerlere dağıldık.Sevgili Çetin Tekindor’un bizim için bir bilet satışı vardır,hiç unutmam.Yeni Sahne’de oyun oynuyoruz,gişecimiz yok.Bir yandan bilet satıyoruz bir yandan oyuna hazırlanıyoruz.Çetin Hoca bana “ne yapıyorsun ”dedi.Hocam bilet satıyorum dedim.Peki oyunda ne yapıyorsun dedi.Başrol oynuyorum dedim.Bu ne demek,seyirci gişede gördüğü kıza oyunda inanmaz,saygınlığınızı yitirirsiniz dedi.Kalkın deyip gişeye geçti.Çetin Tekindor’u gören Sakarya seyircisinin oluşturduğu kuyruğu ve o geceki oyunu hiç unutamam.

Siz zor olanı seçip tiyatroya ihanet etmemişsiniz.Tiyatroyla ilişkisi sadece konservatuvar yılarında devam eden sonra da nerdeyse seyirci olarak bile tiyatroya yolu düşmeyen oyuncular hakkında ne düşünüyorsunuz?

Tiyatro yapmak çok zor bir iş.Işıl ışıl konservatuvar öğrencilerinin dördüncü sınıfın sonunda gözlerindeki ışık söner.Devlet tiyatroları sınav açmıyor ya da açamıyor.Herkes özel tiyatro da kuramaz.Ekonomik koşullar belli.Ne yapacak bu insanlar?Mecburen piyasaya giriyorlar ve  o piyasa koşullarına alıştıktan sonra da tekrar tiyatronun sıkıntısını çekmek istemiyorlar.Ben o insanları eleştirmiyorum ama oyunculuğun er meydanı tiyatrodur.Doğru çekim,ışık,montaj ve dublajla televizyonda herkesi oynatabilirsiniz.Ama seyirciyle nefes nefese oynamak ve alkış almak başkadır.Televizyon bambaşka bir dünya.Karşılaştırması pek mümkün ve doğru değil.

Oynadığınız oyunlara baktığımızda Bağdat Hatun,Atinalı Timon,Burada,Üç Kadın,Tahta Çanaklar,Şahane Düğün,Soyut Padişah gibi önemli eserlerde rol aldığınızı görüyoruz.Bu oyunların hepsinde de başarılı performansınızla dikkat çekiyorsunuz.Bunda şansın,yeteneğin ve çalışmanın payını nasıl değerlendirirsiniz?
    
Yetenek görecelidir.Kimine göre çok yetenekli kimine göre değilimdir.Ama hiç tevazu göstermeyeceğim çok çalışkanımdır,gerçekten çok çalışırım.Bir role çalışırken çok kurgularım.Günlük yaşamda algılarımı açarım ama sahnede algılarım tamamen kapalıdır.Kim ne demiş,ne yapmış dikkate almam.Konsantrasyonumu hiçbir şey bozamaz.Dinlemem gereken bir içgüdüm,bir metin ve bir yönetmen vardır.Bu üçünü birleştirir ve yolumda yürürüm.Seyirciyi yakalamaya çalışırım.Tiyatro aynadır derler,ben tiyatro prizmadır diyorum.Birebir değil kırarak yansıtırız ve o yüzden birçok kişiyi etkileriz.

Aynı anda birden fazla oyunda rol alıp aynı süreç içerisinde değişik karakterlerle sahneye çıkmak zor olmuyor mu?

Bir oyunun hazırlanma süreci provadır ve prova sonunda oyun oluşur.Prömiyerden sonra size sadece oynamak kalır.Bu her oyun için böyledir.Her rolü kostüm gibi düşünüp neyi oynuyorsam tiyatroya gelir rolümü giyerim,oyun bitince de rolü üzerimden çıkarır hayatıma Bengisu olarak devam ederim.Prova sürecinde belli şeyleri oluşturduktan sonra kendinizi yakarak yapmıyorsunuz rolünüzü,vücudunuza teknik olarak yerleşen şeyler var.

Rolle gerçek hayatın ayırdında zorlandığınız anlar oluyor mu, rolünüzden ne kadar etkileniyorsunuz?
    
Rolle gerçek hayatı karıştırmamak gerektiğini düşünüyorum.Oynadığım rolden elbette etkilenirim,zaman zaman günlük hayatımda rolümden izler yakaladığım olabilir.Özellikle prova sürecinde rolüm neyse o kadın gibi dolaşırım.Ama bu sahnede,tiyatronun içinde,koridorlarında olabilir.Bunu olduğu gibi günlük hayatıma asla taşımam.Örneğin bir gün otobüs yolculuğu yapıyordum.Akşam oyunum var ve doğal olarak rolümü düşünüyorum,içimden tiradımı tekrarlıyorum.Gözlerim dolmuş,dudaklarım oynamış.Yanımdaki kadın bir şey mi oldu,canınız mı sıkkın dedi.Böyle anları yaşadığımız tabi ki oluyor.

2003 yılında klasikleşmiş bir tiyatro eseri olan Yerma’da başrol oynuyorsunuz.Bu oyunun sizin kariyerinizdeki önemi nedir,nasıl hatırlıyorsunuz o dönemi?
    
Lorca’nın benim için kıymeti çok büyük.Konservatuvar son sınıfta ilk başrolüm Korca’nın Kanlı Düğün’ündeki Ana idi.Yerma’yı çok seviyorum.Yerma çorak demek.Eski yazarların hiçbir şeyi boşa yapmadığını düşünüyorum,ismi bile ona göre koyuyorlar.İtiraf etmek gerekirse Yerma’yı oynarken hayatımın çok zor bir döneminden geçiyordum.İlk eşimden ayrılmıştım ve oğlumun velayet davası vardı.Mutlaka bir repliği tekrar bu kadar içten söylerim ama “keşke tek başıma çocuk sahibi olabilseydim”lafını hiç unutmuyorum.Yerma İspanyoldur ama o kadar bizdendir ki adını Yerma yerine Ayşe yapın,yine oynarsınız.Türk kültürüne çok yakındır,Yerma’nın yaşadıkları özellikle köylerde çocuğu olmayan Türk kadınının yaşadıklarıyla neredeyse birebirdir.

Lorca’ya göre “Tiyatro bir ülkenin kültürünü gösteren en iyi araçtır.Tiyatrosunu yükseltmeye çalışmayan bir ulus ölmemişse bile ölmektedir.”Bu düşünceye ne kadar katılıyorsunuz,bizim ülkemizin ve seyircimizin durumu nedir sizce?

Her gün aynı oyunu oynayıp da sıkılmamızın nedeni seyirci.Her gün farklı bir seyirci var ve seyirci çok keyifli bir şey.Özellikle devlet tiyatrosunda olunca turnelerle bütün ülkeyi dolaşıp köy meydanlarında bile oynayınca çok farklı seyircilerle karşılaşma şansımız oluyor.Seyirciden çok fazla şey öğreniyorum.Bazen anlamayacağını düşündüğünüz şey de o seyirciden öyle bir tepki geliyor ki.Asla elit seyirci,varoş seyircisi diye ayırmıyorum.Konya’da 11.yılım.Yıllarca seyirci gelsin diye bekledik,seyirciyle birlikte büyüdük ve şu anda bütün oyunlarımız kapalı gişe oynuyor.Tiyatronun kültürel,eğlendirici yanının yanı sıra bir de eğitici tarafı var,bunu kimse inkar edemez.Tiyatro bir çatışma üzerine doğmuştur.İnsan da bir çatışma üzerine var olur,en başta böylesine zayıf,ölümlü bir bedenle böylesine güçlü bir beyinin çatışması söz konusu.Dram da komedi de trajedi de olsa seyirci mutlaka bir şey alacaktır.Bir oyuncu ya da yönetmenin yapacağı en büyük hata seyirciyi küçük görmektir.Hiç beklemediğiniz anda seyirci öyle bir tokat yapıştırır ki kalırsınız.Her oyun böyle değil tabi,amacına ulaşamayan oyunlar da oluyor.Bizim görevimiz kültürel anlamda hep yükseltmek.Bir anda tutup tepeye çekmek değil tabi ki.Öğrete öğrete,seyirciyi yakalayarak yükseltmek.

Son dönemde ekonomik krizin tiyatroları olumlu etkilediği,seyirci sayısının arttığı söyleniyor.devlet tiyatrosunda seyirci sıkıntısı yaşandığı söylenemez ama son günlerde seyirci sayısı ve seyirci profiliyle ilgili değişiklikler yaşadınız mı?
    
İnsanların gerçek iletişime açlık duyduğunu düşünüyorum.Oyunları sanal oynuyoruz,insanlarla sanal konuşuyoruz.Bayazıt müzikli,eğlenceli bir oyun değil.Çok ciddi bir trajedi.Evlenme,Gogol’ün bir eseri,sulu bir komedi değil.Resimli Osmanlı Tarihi yine tarihsel öğelerle beslenen bir oyun.Bu oyunlarda doluluk oranı kapasitenin üzerinde.Sadece tiyatroda değil diğer sanat dallarında özellikle de Türk sinemasında da ciddi bir yükseliş var.Bütün bunlar çok sevindirici.değişen bir halkımız,her şeyden etkilenen bir gençliğimiz var.Onları kandırmak hiç kolay değil.Doğru projelerle doğru beyinleri bir araya getirmemiz lazım.Tiyatro çok geniş bir yelpaze.Özellikle yaratıcılık adına.Gençlerin de en çok yaratıcılığa ihtiyacı var.Kendi adıma bu gelişmelere çok seviniyorum ve inşallah bozulmaz diye umut ediyorum.Bu kadar artan tiyatro seyircisini birilerinin fark etmesi lazım.

Devlet tiyatrosunda çalışan bir oyuncu olarak özel tiyatrolarda çalışan oyunculara göre şanslarınız ve şanssızlıklarınız neler?
    
Aslında karşılaştıramam.Biz ödenekli tiyatrolarda klasikleri oynamakla,Türk kültürünü tanıtmak ve halkımızı dünya kültürüyle buluşturmakla yükümlüyüz.Macbeth,Hamlet gibi büyük oyunları oynamak zorundayız.Bunlar tabi masraflı ve büyük projeler.Özel tiyatroların bunların altından kalkması zor.O yüzden yüz kullanırlar,isim kullanırlar,müzikalitesi yüksek,halkla daha çabuk samimi olabilecek oyunlar seçerler.Özel tiyatrolar masraflarını çıkarmak zorunda.Bu ülkede özel tiyatroların ayakta durmasını mucize olarak görüyorum ve daha fazla desteklenmeleri gerektiğini düşünüyorum.Devlet tiyatrolarında bilet fiyatları düşüktür.Bu bir amme hizmetidir.Herkes tiyatroya gidebilsin,oyun izleyebilsin diye vardır.Özel tiyatrolarla devlet tiyatroları tamamlayıcı olmalı,biri diğerinin yapamadığını yapabilmelidir.Ama mutlaka her ikisi de var olmalıdır.

Oyunculuğun yanı sıra amatör oyunculardan oluşan genç bir ekiple de çalışıyorsunuz.Bu ekiple olan çalışmanız sanırım oyun sahnelemenin yanında tiyatro eğitimini de kapsıyor.Neler yapıyorsunuz,nasıl gidiyor bu çalışmanız?
    
Gençlik merkezinde 3.yılım.Gelir misin dediklerinde bir tek gencimizin bile kaybedilemeyeceğini düşünerek kabul ettim.Orada yaptığımız sadece tiyatro değil.Arkadaşlarıma okumayı,düşünmeyi,dünyaya geniş bakış açısıyla bakmayı öğretmeye çalışıyorum.Bunun yanında da oyunlar sahneliyoruz.İki yıl önce Düğün ya da Davul’u,geçen yıl Hamlet Efendi’yi sahneledik.Bu yıl da Keşanlı Ali Destanı’nı çalışıyoruz.Orada öğrenciler,çalışan insanlar var.İçlerinden belki birkaç tanesi konservatuvara girmek istiyordur.Orada oyun sahnelemek yan işimiz.En önemli işimiz gençliğin kimliğini kendi kendine oluşturabilmesini sağlamak.Felsefeden,diksiyondan,tiyatro tarihinden konuşuyoruz.Bölge tiyatrolarında çalışanlar olarak tek görevimiz çıkıp oyun oynamak değil bence.Şehirle iç içe olup halkla o kültürü paylaşmalıyız.Bu anlamda çok işe yarar bir çalışma olduğunu düşünüyorum.Üstelik de orada çok iyi tiyatro seyircileri yetişiyor.Tiyatro felsefesi olan bir sanattır.Felsefe düşünmek demektir.Ben onlara bunu aşılamaya çalışıyorum.

Pek çok oyunda yönetmen yardımcılığı yaptıktan sonra ilk yönettiğiniz oyun Pusuda-Öç ve bu yıl sahnelenmeye başlayan Bayazıt.Bayazıt bizim kültürümüze ait değerler taşıyan,bizi anlatan bir oyun ama aynı zamanda yazarın yabancı olması nedeniyle dışarıdan bir göz.Nasıl hazırlandınız,nelere dikkat ettiniz bu oyunu sahneye koyarken?
    
Bayazıt’ı Başar Sabuncu’nun çevirdiğini ve sahnelediğini biliyordum fakat bizim dramaturjimizden geçmemişti.Geçtiğini görür görmez okudum.Çok iyi yazılmış bir oyundu fakat çok uzun ve ağırdı.Racine bu oyunu 1672’de kaleme almış ve Paris’te oynandığı zaman yer yerinden oynamış.Racine saray tarihçisi ve şairidir.Dolayısıyla sarayın içinden birisidir.Kendi entrikaları,sarayı ile bizim entrikalarımızı,görselliğimizi birleştirip hiç çekinmeden haremin içine girmiştir.Her şeyden önce oyun haremde geçer.O dönemin politik tavrı da var.4.Murat daha katı,daha sert bir yapıya sahip.Bayazıt başa geçirilirse Avrupa rahat bir nefes alacak.Politik yönleriyle birlikte Bayazıt umutsuz bir aşkın da öyküsü.Ben bir masal kurguladım.Kostüm,ışık,müzik hepsi masal gibi olsun istedim.Can Atilla’dan masal gibi,unutulmayacak bir müzik istedim.Oyunda çok sözsüz bölüm var.Oradaki söz müziktir.Işık gerçekle düşü yansıtan bir anlatıcı olsun istedim.Kostümlerin birebir olmasını istemedim.Hayal yaratalım,Fransa’dan Osmanlı’yı hayal edelim.Bir tek 4.Murat’ın kostümü birebirdir.Normalde 4.Murat oyunda görünmez ama ben oyunun sonunda 4.Murat’ı sahneye alıyorum çünkü gizli başrolümüz o.Dekor hazırlanırken Behlül’e bu karanlık,umutsuz bir oyun dedim.Harem aslında bir hapishane.Behlül’ün hazırladığı dekorla bunu hissediyoruz.Oyunda çok katı kurallarımız yok.Ne olursa olsun sonuçta bu insanlar aşık.Ve oyunu bir Türk olarak yabancı gözüyle sahneye koydum,bunu hiç unutmadım.Bayazıt ile devlet tiyatrolarında ilk defa Racine oynanmış oldu.Zor ve uzun bir oyundu.İyi bir çalışmayla 1 saat 10 dakikaya indirdik.Arkamda duran ve destek olan herkese tekrar teşekkür ediyorum.

Oyun yönetmekle bir oyunda oyuncu olmak arasında ne gibi farklar var?Hem oyuncu hem yönetmen olarak iki taraftan da baktığınızda oyuncu-yönetmen ilişkisi hakkında neler söylebilir siniz?
    
Her yönetmenin kendine göre bir tarzı var.Ben kafamda oyunu kurguluyorum,mizansenleri resim resim oluşturuyorum.Kafamda her şey belli olmasına rağmen oyuncularıma ne istediğimi anlattıktan sonra bir süre onları sahnede serbest bırakıyorum.Oyuncuların bu serbestiye ihtiyacı var.Eğer yönetmen ne istediğini çok iyi biliyorsa oyuncunun pek aklına yatmasa bile yönetmen istediğini elde ediyor.Ben kafamda oyunu müziğinden ışığına kadar kurguladığım için oyuncuyla iletişimde zorluk yaşamıyorum.Oyuncu ne yapmak istediğimi görüyor ve bu sayede onun da yaratım süreci hızlanıyor.

Bizzat sahnede olup bir karaktere hayat vermek mi yoksa yönetmen olarak hayalinizi sahneye taşımak mı sizi daha çok heyecanlandırıyor?
    
Derdim yönetmek değil.Yönetim anlamında değil de bütünü görmek anlamında yönetmenlik çok güzel.Yönetmen aslında mahzundur.Prömiyer gecesi yönetmen için her şey biter.Ama oyuncu için devam ediyordur hatta yeni başlamıştır.Oyuncu alkış aldığı zaman bunda yönetmenin de payı vardır.Her şey yönetmenin beyninden geçip onaylandığı için yönetmen her şeyden gurur duyar.Oynamak vazgeçilebilecek bir dürtü değil.Oyuncu olarak elde ettiğim başarıların meyvelerini yönetmenlikte yiyeceğimi düşünüyorum.Oyunculuk bana çok şey öğretti,kazandırdı.Oyunculuktan vazgeçemem,oynamak istediğim çok rol var ama yönetmenliği çok sevdim,devam etmek istiyorum.

Bildiğim kadarıyla eşiniz de oyuncu.Zaman zaman aynı oyunda rol alıyorsunuz hatta yönetmenliğini yaptığınız bir oyunda eşiniz de rol almıştı.Birbirinizi nasıl etkiliyorsunuz oyunculuk anlamında,bunun bir avantaj olduğunu söyleyebilir misiniz?
    
Eşinizle aynı mesleği yapıyor olmak eşler arasındaki iletişim kopukluğuna bir çözüm.Bizim mesleğimiz tartışmaya açık.Aynı şeyi paylaşmak güzel.Zaman zaman işle ilgili olumsuz bir durum yaşadığımızda ikimiz de aynı şeyden dolayı öfkeli,mutsuz oluyoruz.Böyle bir durumda eşler birbirinin kurtarıcısı olamıyor.Ama bunun haricinde keyifli.Ben iki saat oyun oynayıp eve gittiğimde eşim ne durumda olduğumu bilir.Ya da o saatlerde prova yapıp eve geldiğinde yarım saat susarsa ben ne olduğunu bilirim,kafasının dağılması lazım.Bizim işimiz çok zor.Eşim farklı bir iş yapıyor olsaydı bir süre sonra çok yorucu olabilirdi ikimiz için de.

Tiyatroya dair hayalleriniz,yapmak istedikleriniz neler?Sizi yakın zamanda hangi projelerin içinde görebileceğiz?

Oyuncu olarak sezon sonuna doğru sahnelenecek ve önümüzdeki yıla kalacak bir oyunda rol alacağım.Bununla ilgili henüz her şey netleşmedi.Yönetmen olarak kafamda iki tane projem var.Ben klasik edebiyata,yazarlara tutkunum.Bunların oyunlaştırılması gerektiğini düşünüyorum.Böyle çalışmalar yapılmaya başlandı.Mesela Yakup Kadri’nin Yaban’ı ya da Yılanların Öcü gibi eserlerin oyunlaştırılmasını istiyorum.Yazarlarımız öyle değerli şeyler yazmışlar ki bazen ne diyeyim şimdi diyorsunuz.Öyle bir söylemiş,öyle bir oturtmuş ki oyuncunuza sadece söyle ve geç diyorsunuz.Edebiyat eserlerinin tiyatroya girmesini,sahnelenmesini istiyorum.Hamlet yıllardır sahneleniyorsa bizim de var öyle eserlerimiz,buna inanıyorum.Yalnızca oyunlaştırılması lazım,üzerinde çalışılması gerekli. 

Anahtar Kelimeler: bengisu gürbüzer



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir