MAKALELER

Ben Ruhi Bey Nasılım? - Tiyatro Terminal

2017.03.14 00:00
| | |
1732

Sizce Nasıl?
Karanlık. İçli bir klarnet sesi. Yüreğimizi derinden yakan bir şiir gibi akıyor. Sonra ışıklar yanıyor...

Karanlık. İçli bir klarnet sesi. Yüreğimizi derinden yakan bir şiir gibi akıyor. Sonra ışıklar yanıyor. Işığın altında sere serpe dört bir yana dağılmış kırmızı karanfiller. Aşkın ve acının rengi. Trençkotlu bir kadının eli değiyor karanfillere. İçimizde bir yerlerde her şey kırmızıya boyanıyor. Sonra Ruhi Bey’in sesini duyuyoruz.

"Ben Ruhi Bey, nasıl olan Ruhi Bey nasılım /  bir yaz ikindisinden çıktım geldim / diyelim bir Pazartesiydi, biraz da şöyle geldim /  kapıyı iyice kapadım -kapadım mı, evet kapadım- çitlembik ağacının altından geçtim /  Frenk üzümlerinden bir iki salkım kopardım / dişlerimle sıyırdım / sardunya renginde ve sardunya tadında idiler / biri fotoğrafımı çekiyorkenki gibi durdum azıcık gülümsedim ve dünya bana gülümsedi / çakılların üstünden yürüdüm yürüdüm ki, bir sese benziyordum sanki / yüzyıllarca önce kırılmış bir kemik sesi / iyice duydum / çıkarken bahçe kapısını açık bıraktım..”

Dış ses susar ve Ruhi Bey’i krem rengi takım elbisesiyle görürüz. Ama artık Ruhi Bey değil karanfilleri tezgahında satan çiçekçiyi dinleriz. Ruhi Bey iyi müşterilerinden biridir. Çiçekçi hafızasını yoklar. Ne biliyordur Ruhi Bey hakkında? Oyun boyunca Ruhi Bey yaşadığı yerde, kendisini tanıyanların gözünden anlatılır. Çiçek satıcısı, patron, meyhane garsonu, otel katibi, terzi Yorgo, genelev kadını, cenaze kaldırıcısı Adem’in gözünden tanırız Ruhi Bey’i. Onların gözüyle görürüz. Sadece Ruhi Bey’i mi? Hayatı, yaşadıkları mahalleyi, akışkan bir zaman diliminde elimizden kayıp gidenleri de görürüz.  

Tiyatro Terminal’in sahneye koyduğu “Ben Ruhi Bey Nasılım” Edip Cansever’in 1977 yılında  ödül alan şiiri yıllar sonra tiyatro sahnesine yansıyor. Şairin kendisiyle yapılan bir söyleşide “şiirlerimdeki kişiler satranç taşlarına benzerler, onlar düşsel ya da gerçek bende olup bitenlerin toplamıdır” der. Edip Cansever’in yaşarken tiyatro oyunu olarak görmeyi çok istediği bu oyun şimdi Tiyatro Terminal tarafından 19 Mart tarihinde SanatMahal Sahnesinde Bursa izleyicisi ile buluşuyor.

14. Direklerarası Tiyatro Ödülleri'nde Burak Özhan'a “En İyi Erkek Oyuncu” ödülü kazandıran oyunu Necmettin Amaç sahneye koyuyor. Oyunda başrolleri Burak Özhan ve Jülide Derya paylaşıyorlar. Oyuncuların beden dillerini büyük bir başarıyla kullandıkları ve dans ederek anlattıkları bölümün koreografisini  Jülide Derya yapmış. Oyundaki özgün müzikler Bilge Kuzu’ya, oyunun akışı sırasında yer alan dış sesler ise Şebnem Doğruer, Necmettin Amaç, ve Jülide Derya’ya ait. Oyunun sahne tasarımı çok sade ve kullanışlı olarak hazırlanmış. Çok az eşya ile çok şey anlatan sahne tasarımında Emrah Kürekçi ve Hakan İsmail Şiriner’in imzası var. Oyunun ışıklarını ise Hasan Bayrakçı tasarlamış.    

Ruhi Bey'in bütün yaşamı düşleri ve geçmişi üzerine kurulmuş. İlk cinsel deneyimini üvey annesi ile yaşayan Ruhi Beyin gençlik anıları yakasını hiç bırakmaz. Kendine yabancılaşan Ruhi Bey babası, üvey annesi ve çevresindekilerle olan ilişkilerinde en aza indirger. Sonuç, koyu bir yalnızlık olur. Zamanla tamamen kendi içine döner ve kendi içinde kurduğu bir dünyada yaşadıklarını yeniden sorgular. Gündelik hayatta gördüğümüz, bir şekilde dokunduğumuz sıradan insanlar Ruhi Bey’e hiç değmeden geçer giderler. Çevresinde sessizce akıp giden bir nehir gibi gelip geçen bu insanlar onun karmaşık ruh hali hakkında izleyicilere küçük ip uçları verirler.

“Ruhi Bey Ben Nasılım?”  Tiyatro Terminal’in BKNZ (Bakınız) adını verdiği küçük cep tiyatrosunda, Alsancak 1467 Sokak. No: 6/1 adresindeki bir apartman dairesinin birinci katında sahneleniyor. Oyunculara dokunma mesafesinde, seyirciyle yüz yüze sahnelenen oyun, insani sıcaklığın iç içe geçtiği bir atmosferde izleniyor. Oyun çok iyi bir yüzüne tiyatro örneği olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle evimizin oturma odasında oynanıyormuşçasına hissettiğimiz samimiyet duygusu oyunu daha sahici kılıyor. Ancak 25 izleyici alabilen salonda sandalyeler elips biçiminde diziliyor. Ruhi Bey oyunu bu dairesel boşlukta oynar. Sade bir dekor. Bir tabure, çiçeklerin konduğu bir raf, bir masa, bir sandalye, kostümlerin asıldığı ahşap askılık, metalik renklere boyalı bir saat geniş zamana yayılan hikayeyi zihnimizde canlandırmamıza yardımcı olur.

Oyunun en etkileyici bölümlerinden biri de kadını canlandıran Jülide Derya’nın gölgesinin odanın yan tarafına gerilmiş olan beyaz perdeye düşmesidir. Krem rengi trençkotu ve topuz yaptığı saçlarıyla kadının gölgesi hayal gücümüzü harekete geçirir. O hep merak ettiğimiz gizemli sevgiliyi anımsatır. Ruhi Bey rolünde izlediğimiz Burak Özhan canlandırdığı karakterin adamı olur. Özellikle terzi Yorgo rolünde çok güzel bir aksanla öyküsünü anlatır, bizi Yorgo olduğuna inandırır. Aslında bütün karakterlerde aynı samimiyet, aynı sahicilik ve aynı inandırıcılık duygusunu yakalarız. Bu nedenle, Ruhi Bey’in öyküsü giderek sevdiğimiz bir yakınımızın öyküsü haline gelir.    

 

Genel ev kadının gözünden Ruhi Bey’i izlediğimiz zamanlarda dış sesi duyarız. Sokağın gürültüsü, trafik sesi, kornalar, sokak satıcılarının bağırmaları bizi İstanbul’a muhtemelen Galatasaray’da bir mahalle arasına götürür. Sonra Burak ve Jülide’nin beden dillerini mükemmel bir biçimde konuşturdukları danslarına şahit oluruz. Hiç konuşmazlar. Bu sırada sadece dış sesin anlattığı Ruhi Bey’i dinleriz ama ikilinin vücut dilleriyle anlattıkları hikaye de dinlediğimiz öyküye derinlik katarak hikayeyi zenginleştirir.

 

Oyunu zenginleştiren bir başka özellik oyunda canlı müziğin olması. Klarnetten duyulan müzik parçaları bölüm aralarını belirliyor. Bu arada Ruhi Bey’i canlandıran Burak Özhan’ın kostüm değiştirmek bir karakterden diğerine geçmesi için zaman tanıyor. Oyunun temasına uygun kırılgan ama duyarlı bir müzik hem duygusal sürekliliği sağlıyor hem de oyundaki şiir dilini destekliyor.

 

Bütünüyle bir semte benziyor Ruhi Bey / binlerce, on binlerce kedinin hep birden kımıldandığı / kedilerle örülmüş bir semte / ve soğuk bir tuvalde yerini bulamamış renkler gibi / soğuk ve ayakta tutan çelişkileri / bir görünümden bir başka görünüme kolayca sıçranan / her şeyin ama her şeyin çok dıştan fark edildiği / eh belki de bir satır fazlalığı ya da bir satır eksikliği / belki de genç bir sairden ödünç alınan.
 

Kristal aynalar salonunda, binlerce aynanın içimizde paramparça olduğu bir öykü bu. Her bir parça bir anıya saplanır, acının ortak paydasında içimizde tek tek kanar. Zaman akar gider. Her şiirde bir zaman parçası içimizde ölür. Her bir anıda Ruhi Beylerden biri bizleri selamlayarak sonsuzluklar galerisinde yerini alırken, oyunda gördüğümüz her karakterin aksi sedası giderek silinir.

 

her insan biraz ölüdür / biz de biraz ölüyüz / Ruhi Bey ölüler ki bir gün gömülür
içimizdeki ölüler, dışımızdaki ölüler / insan yasıyorken özgürdür / insan /
yasıyorken özgürdür /….

 

Bütün Ruhi Beyler tanıdıklarımız, tanımadıklarımız, es geçtiklerimiz, sevdiklerimiz, içimizde bir türlü bir yerlere yerleştiremediklerimiz tüm zamanlarda bize gülümserken sormadan edemeyiz. Sahi, “Ruhi Bey Siz Nasılsınız?”

 

 

 

 

Anahtar Kelimeler: ben ruhi bey nasılım, tiyatro terminal, Edip Cansever



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

Görüş Bildir