MAKALELER

Ben Ruhi Bey Nasılım - İstanbul Devlet Tiyatrosu

2005.02.23 00:00
| | |
5005

Sizce Nasıl?
Ansızın çıkan bir rüzgarın belleğine taşıdığı anılardan, Ibsen'nin "hayaletlerinden" kaçıyor Ruhi Bey...


  Ölümle yaşam, geçmişle gelecek arasında sıkışmış, çıkış yolu ararken size doğru koşuyor. Eski bir dost, dinlemek zorunda kaldığınız bir yol arkadaşı gibi sokuluyor usulca...

  
Aynalarda suretiyle konuşur gibi dertleşiyor sizinle. İlk soruyu kendisi soruyor: Ben Ruhi Bey, Nasılım? ve hayatın içinden kopup gelen imgelerin üzerinden kayarak hızla kalbinize akıyor Ruhi Bey...
 
Nasılım? Kendi hatırını sormak, yalnızlığın en acı ve çarpıcı ifadelerinden biri olsa gerek. Edip Cansever, başyapıtı Ben Ruhi Bey Nasılım'ı işte bu yalın soru etrafında oluşturuyor. Çoğu kez sosyal yaşamın bir gerekliliği olarak laf olsun diye sorduğumuz ve "iyiyim" yanıtıyla geçiştirilen bu soruyu kendimize sormanın ve cevap almanın ne kadar zor olduğunu düşündürmekle kalmıyor Cansever, aynı zamanda bu basit sorudan yola çıkarak kimlik ve varoluş sorunlarını irdeliyor.
 
Cansever'in 1976 yılında kaleme aldığı Ben Ruhi Bey Nasılım, şiir biçimde yazılmış bir tiyatro oyunu olarak tanımlanabilir. Ancak, eserin bilinç akışı tekniği kullanılarak yazılmış olması, yapıtın kesin olarak sınıflandırılabilmesini zorlaştırıyor. Örneğin, Selim İleri yapıtı, "bir romanın şiiri" olarak tanımlıyor. İleri, tespitinin dayanak noktası olarak, eserin "kişileriyle, dramatik çatısıyla, çok yönlü duygulanımlarıyla ve değişik zaman dilimleriyle bir yaşamı dile getirmesini" gösteriyor. İleri'nin de belirttiği üzere, Ruhi Bey, tiyatro, şiir ve hatta roman türlerinin birbirini tamamladığı, olgun bir anlatı. Bu nedenle, eser sahne için yazılmış olsa da sahneyle sınırlı kalmayarak keyifli bir okuma da vaat ediyor.
 


Ben Ruhi Bey Nasılım, biçim bakımından olduğu gibi içerik bakımından da sınıflandırmalara ve kesin yargılara direnen bir oyun. Ruhi Bey, sadece kağıt üzerinde kalan, tek boyutlu kurmaca bir karakter değil. "Ruhi" adının da çağrıştırdığı üzere, oyunun baş karakteri belirsizliklerin hüküm sürdüğü ruhsal/psikolojik bir oluşum, dönüşüm halini temsil ediyor. Bir başka deyişle, Ruhi Bey, ışığın hareketleriyle sürekli renk değiştiren bir portre gibi devingen ve değişken bir kişiliğe sahip. Oyunun farklı yorumlara açık yapısını, Edip Cansever'in şiir anlayışının bir uzantısı olarak görmek mümkün. Şiir Üstüne Söyleşi Notları'nda, Cansever, "uzun şiirlerimde hiçbir sorunsalı yanıtlamaya kalkışmam" diyor ve ekliyor, "sorular sormaya, bu soruları çoğaltmaya (ama yanıtsız bırakmaya) çalışırım hep.... Zaten insanın iç dünyasını kesin olarak tanıtlamak demek, saltık insanı yokken var etmek anlamına gelmez mi?" Bu nedenle Cansever'in Ruhi Bey'de sözünü ettiği yaklaşımına sadık kalarak kesin tanımlamalardan uzak, psikolojik derinliği olan bir karakter oluşturduğunu söyleyebiliriz.
 
Oyun, Cansever'in şiiri, tiyatro tekniğiyle buluşturduğu ustaca düşünülmüş girişle, Ruhi Bey'in çocukluğuna ve ilk gençlik yıllarına ait bölük pörçük anılarını sayıklamasıyla başlar. Ailesiyle birlikte yaşadığı konağa, taşları kırık havuza, evlerinin yakınındaki limonluğa ait silik imgelerdir Ruhi Bey'in hatırladıkları. Kendisini de oldukça belirsiz bir imge olarak tanımlar Ruhi Bey:
...
O ben ki
Bir kadında bir çocuk hayaleti mi
Bir çocukta bir kadın hayaleti mi
Yalnızca bir hayalet mi yoksa.

 
Kopuk imgelerin birbiri ardına sıralandığı oyunun bu ilk dizelerinde Cansever, Ruhi Bey'in bilinçaltını yansıtır. Bu belirsiz imgeler, Ruhi Bey'in bilincinin yerine gelmesiyle birlikte şiirin diğer bölümlerinde anlam kazanarak çeşitli hikayelere dönüşmeye başlarlar. Oyunun başındaki belirsizlikle kafası karışan izleyici, anlatıyı perdeleyen sayıklamalardan Ruhi Bey'le birlikte uyanır, onunla birlikte bilinç kazanır ve hikayeye dahil olur.
 
Geçmişini hatırlamaktan korkan Ruhi Bey belleğine karşı direnmeye çalışılır başlangıçta, ancak bir süre sonra pes eder ve bilincinin akışına bırakır kendini. Bu andan itibaren Ruhi Bey'in hayatına girmiş çeşitli kişilerden (bir çiçek sergicisi, meyhane garsonu, meyhane patronu, Yorgo adında bir kürk tamircisi, bir genelev kadını ve cenaze kaldırıcısı Adem'den) dinleriz Ruhi Beyi, Ruhi Beyleri. Her karakter, Ruhi Bey hakkında küçük bir hikaye anlatır, onu daha iyi tanımamızı sağlamayı umarak. Bu açıdan bakıldığında Ruhi Bey, tek bir karakterin farklı bakış açılarından yansıtıldığı Orson Wells'in Yurttaş Kane filmi ve Virginia Woolf'un Dalgalar romanıyla benzerlikler gösterir. Sözünü ettiğimiz eserlerin ortak özelliği, ele aldıkları karakterleri klasik benlik anlayışını kökten değiştirerek modernizmin öncülüğünü yapan Sigmund Freud'un benlik anlayışına uygun şekilde kesin yargılardan uzak, devingen kişilikler olarak yansıtmalarıdır. Sekiz farklı anlatıcının ağzından dinlediğimiz Ruhi Bey, her anlatıcıyla birlikte yeni bir boyut kazanarak oyunun sonunda, başlangıçta olduğundan çok daha karmaşık bir kişiliğe dönüşür. Ruhi Bey'in hiçbir zaman tam olarak tanımlanamayacak değişken kişiliğini Cansever, iki anlatıcının ağzından şu dizelerle aktarır:
 
Bu meyhaneyi yirmi yıldır işletirim
Doğrusu Ruhi Bey gibisini hiç görmedim
Mısırçarşısı'nda baharatçı dükkanları vardır, bilirsiniz
Ruhi Beyi ben o dükkanlara benzetirim
Binlerce şeydir çünkü Ruhi Bey
Nanedir, ada çayıdır, zencefildir
Bu çevrede herkes onu tanır
Bana sorarsanız tanımaz ("Patron Masaya Gelir" bölümünden)
Bütünüyle bir semte benziyor Ruhi Bey
Binlerce, on binlerce kedinin hep birden kımıldadığı
Kedilerden örülmüş bir semte
Ve soğuk bir tuvalde yerini bulamamış renkler gibi
Soğuk ve ayakta tutan çelişkileri
Bir görünümden bir başka görünüme kolayca sıçranan ("Acaba" bölümünden)

 
    Anlatılan hikayeler de, anlatıcıları da önemsizdir aslında. Ne var ki, Ruhi Bey'in geçmişi üzerine kapadığı kapıda küçük bir delik açar her hikaye. Ne Ruhi Bey'i tam olarak görmemize ne de onu gözden kaçırmamıza izin verir hikayeler. Zengin bir aileden gelir Ruhi Bey. Ama annesi, babası kimdir bilemeyiz. Ailesinden kalan malı mülkü satıp yalnızlığı seçmiştir Ruhi Bey. Nedenini öğrenemeyiz. Kimin kim olduğunu çıkarmaya çalıştığımız silik bir fotoğrafı andıran Ruhi Bey'in hayatı, fotoğrafa bakan kişinin hayal gücüyle doldurulabilecek eksikliklerle yüklüdür.
 
Şimdilerde meyhaneleri ve arka sokakların vicdan azabı, adsız otelleri mesken tutmuştur Ruhi Bey. Geçmişiyle yüzleşirken, yaşamla ölüm arasında gidip gelir. Anımsar, anlatır; anlattıkça kurtulur geçmişin hayaletlerinden:
 
...
Hepsini, hepsini gömdüm, geliyorum
Havuzun kırık taşlarını
Limonluğu ve kırmızı konağı
...
Gömdüm hepsini, geliyorum
Bütün ölülerimi gömdüm, geliyorum.

 
Kaçtığı anılarından kurtulmuştur artık Ruhi Bey. Özgürdür. Yaşama sarılır sıkı sıkıya. Oyun, Ruhi Bey'in "insan yaşıyorken özgürdür" dizelerini tekrarlamasıyla noktalanır.
 
Oyunun genel değerlendirmesine gelince:
 
Söze, İstanbul Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelen oyunun çeşitli ödüllerle taçlandırılmış başarılı bir yapım olduğunu belirterek başlayalım. Oyunda canlandırdığı Ruhi Bey rolüyle Altıncı Afife Jale Tiyatro Ödülleri En İyi Erkek Oyuncu ödülüne layık görülen Uğur Polat büyüleyici performansıyla göz kamaştırıyor. Uğur Polat'ın, geçen sezon sahnelenen Altona Mahpusları'ndaki başarılı tek kişilik sahneleriyle hatırladığımız Levent Ülger'le birlikte tiyatro severlerin yakından takip etmesi gereken bir isim olduğunu düşünüyorum. Anlattıkları hikayelerle Polat'a eşlik eden Taner Birsel, Rüçhan Çalışkur, Mahmut Gökgöz, Ali Fuat Çimen, Mete Horozoğlu, Ali Ersin Yenar, Celal Kadri Kınoğlu, Canan Sanan, Yurdaer Okur, tiyatro denilince genellikle tempolu farsların akla geldiği ülkemizde, sesin tiyatrodaki önemi vurguluyorlar adeta. Cansever'in güçlü imgelem dünyasından kopup gelen kelimeler oyuncuların ağzında hayat buluyor; hikayeler ete kemiğe bürünüyor ve karanlık tiyatro salonunda el değiştiriyor usulca.
 
Dokuz farklı karakterin monologları üzerine kurulu Ben Ruhi Bey Nasılım'da, oyunun ışık ve sahne tasarımları hazırlanırken, hareket düzeni geri planı itilerek, anlatılan farklı hikayeleri birbirine bağlayan psikolojik bir atmosferin oluşturulması amaçlanmış. Sahne ortasındaki büyük konak kapısı, Ruhi Bey'in geçmişiyle şimdiki zamanı ayıran bir tür zaman ayracı olarak kullanılmış. Kapalı kapı, aynı zamanda Ruhi Bey'in belleğine karşı olan direnişini sembolize ediyor. Nitekim, bilincine yenik düşen Ruhi Bey'in konağın kapısı açmasıyla birlikte, geçmişine ait sekiz karakter belirerek anlatıyı teslim alır. Geçmişin, şimdiki zamanı; anıların, belleği istilasıdır adeta sahnede yaşanan. Fiziksel bir olaydan çok ruhsal bir dönüşümüdür.
 
Oyunun psikolojik atmosferinin yaratılmasında etkili olan diğer öğeyse, Ruhi Bey'in monologlarının duygusal temposuna göre değişen ışık tasarımıdır. Değişken ışık altında oyuncular, belirli kişiliklere sahip karakterlerden çok, Ruhi Bey'in bilincinin birer parçası, anılarının belirsiz yansımaları gibi görünürler. Dinamik ışık tasarımının, hareketin kısıtlı olduğu sahneye canlılık getirerek izleyicilerin dikkatinin dağılmasını engellediğini de söyleyebiliriz.
 
Ben Ruhi Bey Nasılım, ışık (Ethem Özbora) ve sahne (Önder Arık) tasarımlarında olduğu gibi yönetmenlik konusunda da etkin ve yerinde yorumlara sahip bir oyun. Orijinal metninde, oyun Ruhi Bey ile anlatıcılar arasında gerçekleşen bir diyaloğu andıran koro bölümüyle sona erer. Cansever'in, anlatıcılarla Ruhi Bey'in aslında aynı kişiliğin parçaları olduğunu anlatmak istediği bu bölüm, oyunun monologlar üzerine kurulu psikolojik atmosferini bir anda yok etme tehlikesini de beraberinde getirir. Brecht'in epik tiyatrosuna kayan bir mesaj kaygısıyla "yaşama sevincinin" iletilmek istendiği bu bölüm, yönetmen Cüneyt Çalışkur'un yerinde yorumuyla oyundan çıkarılmış. Ancak, Çalışkur, Cansever'in iletmek istediği mesajı göz ardı etmemiş. Oyunun sonunda, anlatıcılar Ruhi Bey'le aynı kıyafeti giyerek yarı saydam bir camın arkasında belirirler. Kim kimdir anlaşılmaz. Çiçek sergicisi de, en az cenaze kaldırıcısı Adem kadar Ruhi Bey olur. Böylece, tek bir benliğin değişik yansımaları olan anlatıcılar, bir araya gelerek Ruhi Bey'i oluştururlar, ama yarı saydam camın arkasında hâlâ anlamlandırılmayı bekleyen silik bir fotoğraf gibi belirsizdirler.
 
Yurtsuz göçebe gibidir Ruhi Bey.
Başını koyduğu her yeri evi bilir.
Sadece müdavimlerinin uğradığı sararmış bir meyhanede ya da sokak lambalarının aydınlatmaya yetmediği zifir bir sokak arasında ansızın çıkar karşınıza.
Size doğru sokulacaktır usulca.
Çekinmeyin! Tanışın Ruhi Bey'le.
Nasıl olduğunu sorun. Anlatacaktır...

 
Hamiş: Ben Ruhi Bey Nasılım adlı oyunu () adresinden okuyabilirsiniz.
 
Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü yüksek lisans öğrencisi
e-mail: taner_can@hotmail.com

Anahtar Kelimeler: ben ruhi bey nasılım, istdt, istanbul devlet tiyatrosu, uğur polat, edip cansever



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir