MAKALELER

Ben, Çıplak Memelerini Değil” Dansı İzlemeye Geldim!

2011.05.30 00:00
| | |
4809

Sizce Nasıl?
Kırmızı çoraplı, kırmızı ayakkabılı, açık renk pardösülü ve şapkalı bir genç kadın sahneye gelir.

 

Kırmızı çoraplı, kırmızı ayakkabılı, açık renk pardösülü ve şapkalı bir genç kadın sahneye gelir. Sırtı seyircilere dönük, uzun bir sıraya oturur. Daha dans gösterisinin başlamasına beş dakika var. Salonda konuşmalar birden kesildi. İlginç ve hoş. İyi bir başlangıç. Umarız hep öyle gider, bizi hayal kırıklığına uğratmaz. Sessizlik. Uslu çocuklar gibi öğretmenimizin gelmesini bekliyoruz havası var. Yer, İzmir Karşıyaka Tiyatro ve Opera Sahnesi. Sahnede Ankara Devlet Opera ve Balesi “Modern Dans Topluluğu” üyeleri. Tek tek sahneye çıkıyorlar. Başlarında şapka, gündelik kıyafetler içinde. Sarı, kırmızı, kahverengi ve siyah saçlı kadınlar. Beş kadın, beş farklı saç rengi. Bu neyin simgesi?  Nocturne, Çekim ve In ile İzmir seyircisinin karşısındalar.

 

Nocturne, toplum içinde kadınların nasıl davranmaları gerektiği üzerine bir dizi kurallar dizisinin kadınlar üzerinde bıraktığı etkiyi anlatıyor. Nocturne 2004 yılında, Scapino Ballet Rotherdam için yazılmış bir eser. Erserin koreografisini Annabelle Lopez Ochoa hazırlamış. Gündelik kıyafetler olarak tasarlanan kostümler Jose Drabble’ye ait. Eser, “kadınların nasıl davranmalarını gerektiğini”, bir kadına dikte ettirmenin nasıl sonuçlar doğurduğunu anlatıyor. Bu emir tonundaki diktenin kadınları adım adım nasıl delirteceğini gösteriyor da, öyküye  paralel olarak seyircileri nasıl delirtebileceği hiç hesap edilmiyor. Modern dansın ilginç bir sunumu. 

 

Kadınların tepki vermelerini, kızmalarını, isyan etmelerini aşama aşama anlatan öykü boyunca dansçılar, yavaş yavaş soyunmaya başlar. İlk önce çoraplar ve ayakkabılar çıkar. Sonra, sıra elbiselere ve bluzlara gelir. Derken iç çamaşırları içinde dans eden beş kadın görürüz sahnede. Sonra biri fanilasını da çıkarınca beyaz sutyeni ile kalır, dansa devam eder. İyi de biz danstan koptuk. Neler oluyor? Buraya dans izlemeye geldik. Sutyenle kalmanın ne alemi vardı. İlla sutyen ile dans edeceksen, sahneye öyle çıksaydın! Rahatsız kıpırdanmalar. Derken diğer bir dansçı fanilasını çıkarınca sadece beyaz külotu ile kalır. Elleri ile çıplak göğüslerini örter. Çıplak göğüslerini seyirciye gösterip göstermeme arasında gidip gelir ve sahne kararır. Cılız alkışlar. “Ne yapmaya çalışıyor bunlar?” düşüncesi.  

 

Neden? Yani, neden? “Kadın cinselliğini” bu kadar “ön plana” çıkaran bir gösteriye neden gerek duydunuz? Bunu neden dansın estetik dilini kullanarak, daha akıllıca yapmadınız? Yapılamaz mıydı? Burada söz konusu olan, sadece kadın cinselliği mi? Yoksa kadına dayatılan ve insan özgürlüğünü kısıtlayan saçmalıklar mı? Hangisi? Çünkü her şey birbiri içine karışmış. Sapla samanı birbirine karıştırmışsınız. Sahnedeki dansçı hikayenin bir yerinde, çocuk sesi çıkaran sözde masum bir kadından yavaşça yatak odası sesine doğru kayan vamp bir kadına dönüştü. Neden? İşin özünü vermek varken “özgür olacağım pozlarında” olayı ıskalamak neden? Eğer sahneye Güney Koreli dansçılar gibi direk fanila ve külotla çıkıp dans etseydiniz, emin olun hiç problem olmayacaktı. Orada herkes sizin sadece “dansınızı” görecekti. “Ne şimdi bu?” havası hiç esmeyecekti. Aklımızda “dans kalmalıydı”, çıplak memeler değil!   

 

Protesto mu etmek istiyorsunuz? Dünyanın en muhalif seslerinden biri Paul Taylor Dans Topluluğu daha üç ay önce İzmir’deydi. Keşke izleseydiniz! Paul Taylor yüksek tonda konuşmayı seven biri. Her şeyi protesto eder. Eğitimden, azınlık haklarına, cinsellikten, toplumun tu kaka dediği “dışlanmışlara” kadar her şeyi didiklemeyi seviyor. Mesela sahneye sadece ten rengi giyen mayo giyen bir kadın dansçı çıkarmıştı. Hiç yadırgamadık. Ama bunu estetik bir dans dili ile yapıyor. Mesela, onun tasarladığı dansta konuşmaya yer yoktur. 

 

Ama Nocturne’de, vıdı, vıdı, vıdı, vıdı. Ne gerek var? Dansçılar arada toplanıp gereksiz kakafoni içinde boğulurken, arkalardan bir ses “dans edeceklerine, çene çalıyorlar” dedi. İşte seyirci böyledir. Gördüğünü söyler. Ya da Chopin’in müziğinin arasında “çişim geldi” demenin anlamı ne? “Çişim geldi” diyerek neyi kanıtlıyorsunuz? Veya bir kadının diğer bir kadını dudaklarından öpmesinin verdiği mesaj ne olabilir? Herkesin cinsel tercihi kendine. Bu bizi ilgilendirmez. Bu herkesin doğal hakkı ve kendi kişisel seçimidir. Kesinlikle ayıplamıyorum ama burada hala neyin protesto edildiğini pek anlayamadım. Kadınlara dayatılan saçma sapan kurallar dizisinden bahsediyorsanız, bu dünyada yaşadığım gün kadar protesto ediyorum. Nefes alıp verdiğim her solukta karşıyım. Sanat, protestonun en güçlü ve en estetik biçimidir. Kullanmayı bilene. 

 

8. Bodrum Bale Festivalinde, “Bach’tan Günümüze Bale Adımları” isimli eserde sahne alan Güney Koreli dansçılar nefesler tutularak izlendi. Sahneye gri bir külot ve gri bir fanila ile geldiler. Hiç yadırgamadık. Yadırganacak bir şey yoktu. Çünkü dansı ön plana çıkardılar. Seyirciler de bunu kabullendi. Cinselliği ön plana çıkarmadılar! Kadın ve erkek dansçı, modern şehir karmaşasında kaybolan ve birbirilerini yitirme noktasına gelen bir çiftin hikayesini dokunaklı bir dans diliyle anlattılar. Hiç konuşmadılar. Ve biz de yüreklerimizde duyarak izledik. Aklımıza fanila ve külotla dans etikleri gelmedi bile. Orada, dans ön plandaydı.

 

İzmir Devlet Opera ve Balesinin sahneye koyduğu en muhteşem eserlerden biri kuşkusuz bu ay sahnelenen Güney Koreli koreograf Young Soon Hue’nin sahneye koyduğu “Ateş Kuşu” ve “Fırtınalı Duygular” baleleri oldu. Yaratıcı, muhalefetin güçlü kadın sesi. Kırılgan görünümün altında demir bir leblebi. Sahnede sesinin tonunu, dansa yüklediği estetik değerler üzerinden duyurdu. İki kadın ve iki erkek. Son derce cüretkar ama bir o kadar olağan üstü, muhteşem bir dans diliyle, bireyin hayata bakışını, özgürlüğü, bize dayatılan saçmalıkları yeniden düşünmemizi sağladılar. Sahnedeki iki kadının kimliğinde bir kez daha aynalarımıza baktık. Suretlerimiz sahnedeki iki kadın dansçıya yansıdı. İki kadının isyanı bu kadar güzel, bu kadar vahşi ve bu kadar cüretkar bir estetik içinde anlatılamaz derdim. Meğer anlatılabilirmiş. İzmir Devlet Opera ve Balesi dansçıları bunu muhteşem sanat güçleriyle başardılar.

 

Gelelim, Ankara Devlet Opera ve Balesi, “Modern Dans Topluluğunun” sahneye koyduğu “Çekim” Balesine. “Çekim”in koreografisi, Deniz Alp ve Ejder Keskin’e ait. İki kadın ve iki erkek dansçıdan oluşan dört kişi “ilişkiler” üzerine gündelik yaşama ait bir öykü anlatıyorlar. Bildik ilişkiler, kandırmacalar, kaygan bir zemin üzerinde birbirimizi kolladığımız anlara ilişkin aşina hikayeler. Kısaca, bale “insan, insanın kurdudur” diyor. Tabii dans diliyle. Güzel, ölçülü, söyleyeceği sözü dolandırmadan anlatan bir öykü var karşımızda. Akla Zeynep Tanbay geliyor. Ondan esinlenmeler var bu balede. Ama güzel esinlenmeler. Modern, güzel, estetik bir bale. Bir şeyler anlatacağım diye kendini paralamıyor. Hikayenin doğal akışı içinde kendiliğinden akıyor mesaj izleyicilere. Zaten böyle de olmalı. Zorlama oldu mu, tıpkı Nocturne’de olduğu gibi hikayenin özünü kaçırırsınız. Ayrıca bir şeyleri seyircinin “gözüne sokmanıza” gerek yok. Korkmayın seyirci “aptal” değil “anlar”. Hikaye ölçülü bir sadelikle başladığı gibi aynı sadelikle bitiyor. Eli yüzü düzgün bu çalışma, alkışı hak ediyor. Bu sefer salonda alkışlar daha kuvvetli.

 

Hayatımda ilk defa, “ara olsa da, gitsem” dedim. Hem de, “ben” dedim. Paul Taylor Dans Topluluğu’nun gösterisini “Tanrım, ne olur bitmesin” diyerek izleyen ben. İzmir Devlet Opera ve Balesinde, “Ateş Kuşu” ve “Fırtınalı Duygular” Balelerini nefesimi tutarak defalarca, üst üste aynı temsile giderek, izleyen ben. Güney Koreli dansçıları “Ne olur, tekrar dans etseler” diye dakikalarca ayakta alkışlayan ben, “bitse de gitsek” dedim. Bunu bana neden dedirttiniz? Üstelik Ankara Devlet Opera ve Balesi Dansçıları gerçekten bu kadar yetenekliyken. Birinci bölümdeki gereksiz ayrıntıları bir kenara bıraksanız, koreografiyi yeniden alıp biraz adam etseniz. Mesela bu düzenlemeyi, ikinci baleyi sahneye koyan koreograflar pek ala yapabilir. 

 

Ankara Devlet Opera ve Balesi, “Modern Dans Topluluğu” yetenekli dansçılardan kurulmuş. Gençler gerçekten yetenekli. Ama bu yeteneklerini ortaya çıkaracak sağlam, ne söylediğini bilen öykülere ve en önemlisi ne yaptığını bilen koreograflara ihtiyaç var. Koreografın yabancı olması, onu “Tanrı” yapmıyor !   

 

Ara verildi. Işıklar yandı. Keyifsiz yüzler birbirine baktı. “Hadi gidelim” bakışları atıldı. Kalktık. Salondan çıkarken telaşlı bir kadın görevli, “insanlar bitti mi sanıyor?”

“Gidiyorlar” diye panik içinde koşuşturuyor. İzmir seyircisi, “ara” olduğunun “bilincinde”. Kesinlikle, “aptal” değil! Sadece “beğenmeme hakkını”  kullanıyor. 

 

Yabancı biri sahneye koyuyor diye, her şeyi beğenmek zorunda değiliz! İyi ve kötüyü ayırt edecek estetik ve sanatsal bakışa sahibiz. Kaliteyi ve anlamsız, boş işleri birbirinden ayırt edebilen bir seyirci var karşınızda. Kısaca. İzmir seyircisi dünyayı dolaşmış bu sahnelemeyi “beğenmedi”. Yarıda çıkarak, olayı “protesto” ediyor.

 

Lütfen, artık bizi hiçbir şeyden anlamayan “aptal izleyici” yerine koymaktan vazgeçin! 


Son 25 yıldır, İzmir Uluslar arası Festivali sayesinde, bütün dünyanın en seçkin bale toplulukları ayağımıza geliyor ve İzmir Devlet Opera ve Balesi gibi muhteşem dansçılardan oluşan bir topluluğumuz var. 

 

İlginç bir başlangıç yaparak, güzel bir bale izlemeyi vaat eden öykü, gereksiz saçmalıklarla güme gitmiş. Keşke öykünün başlangıcındaki tavrını dans boyunca koruyabilseydi ve biz aynı heyecanı dansın sonunda da duyabilseydik. Ama maalesef öyle olmuyor. Sonuçta geriye sadece büyük bir hayal kırıklığı kalıyor.

Anahtar Kelimeler: modern dans topluluğu



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir