MAKALELER

Bedensiz Kadın -İstanbul Devlet Tiyatrosu

2011.03.22 00:00
| | |
1965

Sizce Nasıl?
Tiyatro niçin yapılır ? Bir oyun neden sahneye konur ? Bir oyun neden tercih edilir ? Hayır burada repertuvar kriterleri dersine girecek değilim.

     Bu oyundan sonra düşündüm de ben hangi tür oyunlardan ve neden zevk alıyorum,diye sordum kendime. Bana bir şeyler katan,beni geliştiren,ufkumu genişleten,bana yeni bakış açıları kazandıran,ezber bozan,yaşadığım çağı daha iyi algılamamı-sorgulamamı sağlayan oyunları daha çok seviyorum…
 
    Peki ama yukarıda andığım ilkeleri bir tiyatro oyunu nasıl gerçekleştirebilir ? Tabii ki gündemi yakalayarak. Bu gündem üzerinden ezberi sorgulayarak…İşte “Bedensiz Kadın” oyunu tam da bunları yapmayı başarmış görünüyor.
 
    Olay Sırbistan’da mı , Bosna’da mı, Kosava’da mı , Mısır’da mı , Türkiye’de mi geçiyor …ne fark eder !
 
    Yazar derdini “tiyatro dili” ile anlatıyor ; seyircisini meraklandırarak,sorular sorarak,şaşırtarak,düğümler atarak,bekleterek,engeller koyarak,düşündürerek,taraf olmaya zorlayarak,cevapları finale bırakarak…


 
    Oyun soğuk bir günde bir bekar evine benzeyen bir mekana gelen bir kadın ve bir erkekle başlıyor. Sonra kadının bir fahişe olduğunu anlıyoruz. Adam ise beklenenin aksine “işe başlamak” için nedense isteksiz , tedirgin , sıkıntılı , tuhaf…

 


 
    Öte yandan kadın da başka bir tuhaf ; “kaşar” bir fahişe gibi konuşuyor,kahkaha atıyor ama bunu bir korunma amacıyla bir zırh gibi giyinmiş olduğu kuşkusunu da veriyor konuşmadığı ve duygulu duygulu adama baktığı zamanlarda…
 
    Derken adam “ağırdan almasının” nedenini açıklıyor : kanser hastasıdır ve ölmeden önce kadına çok ilginç bir teklifi vardır…

 


 
    Bu sırada beklenmedik bir şey olur ve eve anne çıkagelir…Oyunun bundan sonrasını izleyecek olanlara süprizin bozulmaması için yazmayacağım…
 
    Olağanüstü bir metin olağanüstü bir oyunculuk performansı ile seyirciye verildiğini söyleyebiliriz.
 
Reha Özcan , hem kanserli hem psikolojik rahatsızlıkları olan ve vicdan azabından “ölen” eski bir güvenlik görevlisi rolünde sıra dışı üstün bir oyunculukla karşımıza çıkıyor. İçdünyası hakkında fikir ve ipuçları veren küçük topla oyunları , psikolojik esleri (susuşları) , annesi ve eski silah arkadaşları ile ile çatışmasındaki ikilemleri (trajedisi) , trajikomik “son”u…her şeyiyle göz dolduruyor…


 
    Fhenk Demir de fahişelik yapsa da “faili meçhule kurban giden” kocasını hiç unutmayan , aradan on beş yıl geçmesine rağmen onun mezarını aramaya devam eden , biri yuvada hasta olan üç çocuğu ile yaşama mücadelesi veren , duyarlılığını ve içgüzelliğini erkeksi ve “kaşar” tiplemesinin arkasına gizleyen gerçeklerin (cinayetlerin ve kocasının mezarının) ortaya çıkması için mücadele veren “kurban” edilmiş ama onurlu kadını canlandırmada oldukça güzel bir kompozisyon çiziyor.
 
    Gılman Peremeci , otoriter-baskıcı ,oğlunun “kız arkadaş” diye tanıttığı kadına karşı önyargılı (!), bana göre oyunda resmi devleti ve sistemi simgeleyen ne varsa hepsini bedeninde toplamış ; devlet için oğlunu seve seve ölüme gönderen “sıradan annenin” sıradan “faşizmi”ni annelik duygusunun verdiği ikilemler ve acılarla yoğuran yorumuyla ödüllük bir oyunculuk sergiliyor.


 
    N.Hakan Güneri’nin rolü aşağı yukarı yarısı bizim matrak mafya “Nuriş” ve diğer yarısı da onun “devletteki patronu olduğu iddaa edilen “Veli Küçük”ün birleşiminden oluşturulmuş , ayağından sakat , özel güvenlik komutanı rolünde ve sık sık arayan karısı ile başı belada pısırık koca tiplemesinde oyunun grotesk ve trajikomik atmosferinin verilmesinde oldukça ustalıklı ve akılda kalıcı bir kompozisyon çiziyor .
 
    Gökalp Kulan ise tipik “özel güvenlik”çi arkadaş tiplemesinde bu tiplerin “kabalık”,”sertik”, “hoyratlık” , “faşizm” vb.nitelikleri çizmede biraz “Çakıcı” ve biraz da “Ayhan Çarkın” benzeri bir kompozisyon ile “failli meçhullerin faili meşhurları” sergisinin baş aktörü olarak o da diğerleri kadar övülmeyi hak ediyor.
 
    Dekor , kostüm , ışık yalın ama nüanslı yaklaşımlarıyla oyunun reji sinin (Kazım Akşar) yakaladığı başarıdaki diğer pay sahipleri olarak üstlerine düşeni dört dörtlük yapmış görünüyorlar.
 
    Oyunun konusu : “vicdan” !
 
    Başrollerde “ilahi adalet” ve “hesap sorma” !
 
    Bu kavram , değer ve anlamlara duyarlılıkları olan seyircilere hararetle tavsiye edilir…Bunlara uzak olanların bu oyunu anlayacaklarından da seveceklerinden de kuşkuluyum…
 

Anahtar Kelimeler: bedensiz kadın, istdt, istanbul devlet tiyatrosu



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir