MAKALELER

Bakhalar - İstanbul Şehir Tiyatrosu

2010.12.12 00:00
| | |
980

Sizce Nasıl?
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın (İBŞT) yeni oyunu “Bakhalar”, 2010–2011 sezonu oyunu olarak tiyatroseverlerle buluştu.

İstanbul’da Tragedyanın Başına Gelen Tragedya: Bakhalar 
 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın (İBŞT) yeni oyunu “Bakhalar”, 2010–2011 sezonu oyunu olarak tiyatroseverlerle buluştu. Euripides’in (M.Ö. 480–406) ilk kez ölümünden sonra İ.Ö. 407 yılında oynanan ünlü “Bakhalar” tragedyası, Romanyalı yönetmen Mihai Maniutiu’nun düzenlemesi ve rejisi ile oynanıyor. 

Oyunun konusu, tiyatronun oyun ile ilgili dergiciğinde şöyle özetlenmiş: “Coşku tanrısı Dionisos, Anadolu ile Ortadoğu’da ün kazandıktan sonra doğduğu yere gelir; kendi ayinlerini benimsetmek ister. Kral Pentheus ona karşı çıkar. Bu noktada fırsat çıktığını düşünen Teresias kralı iknaya çalışır; Dionisos tanrı olmasa bile öyle tanıtılıp çıkar uğruna kullanılabilir. Direnen kral, Dionisos’a tapan kadınlarca ‘etkisiz kılınır’”.

Oyunun çevirmeni Tarık Günersel ise: “Yönetmenin yorumunda inanç sömürüsü ve kadın gücünün kullanılışı odak noktaları arasında,“ demiş. Bu kanısını, (ne demek istemiş pek anlayamadım, ama) yönetmenin seyirci yorumları yelpazesini daraltmaya özen göstermesinden kaynaklandığı şeklinde açıklamış. Yönetmenin yorumunun günümüzle bağlantılı olduğu kitapçıkta ayrıca savlanmış. 

Tarık Günersel’e elbette saygım var. Düşündüğüne, söylediğine mutlaka inanırım, dostumdur; Romanya’nın son dönemde Batı’dan çalışmalarıyla ünlenen Ciulei, Pintilei, Esrig, Serban gibi önemli yönetmen ve sahne adamları yetiştirdiğini de biliyor ve izliyorum, doğrudur, ama halen Cluj Ulusal Tiyatrosu’nun Sanat Yönetmeni olan Mihai Maniutiu’nun İBŞT yapımı “Bakhalar”ında ne yaptığını, ne yapmayı arzuladığını (ayıp değil ya) kavrayamadım. 

Mihai Maniutiu, “Bakhalar”ı bu kere farklı metin düzenlemesi ve farklı bir rejiyle sahnelemiş. Olabilir, başımın üstünde yeri var, ayrıca nereden gelirse gelsin yeniliği de severim. Neredeyse ardı ardına sıraladığı estetik görüntüleri fevkalade yoğun bir enerjiye sarmalayarak sunmuş, kabulümdür. Oyunu izledikten ve kavrayamadıktan, içine girip derininden çıkamadıktan sonra, acaba oyunu Juan Miró’nun “Kuşa Taş Atan Kişi” tablosunu seyreder gibi mi izlemeliydim, diye düşündüm. Öyle ya, Miró’ya soruyor muyum, beyaz figürün ayağının bastığı yerin arkasındaki biri yassı, diğeri sivri iki ucu olan tepecik iki cinsin üreme organını mı simgeliyor diye! Resmin adı “Kuşa Taş Atan Kişi” de kuş nerede, der miyim hiç? Yerde duranın kafasının üstünde kırmızı ibik var, ayol bu kuş değil horoz, diyebilir miyim? Ya da adamın ayağı neden başından büyük diye merak edebilir miyim? Bunları soramam, merak da edemem, ama tablonun karşısına geçip zevklenebilirim. Renkleri, biçimleri içime sindirebilirim. O halde? Mihai Maniutiu’nun görkemli imgesel dünyasını da neden “Kuşa Taş Atan Kişi” tablosunu seyreder gibi seyretmeyeyim? 

Seyrederim! Bu düşünceleri içime sindirdikten sonra içimden gene de: “… bir başyapıtı böyle ekmelerle çekmelerle, kesmelerle biçmelerle ve de hele hele eklemelerle bu hale getirmeye kimsenin hakkı yok,” diye inledim. Gerçekten de kimsenin hakkı yoktu, bildim! Maniutiu eseri: “Dedektif öyküsü gibi dinamik, bir Elizabeth dönemi piyesi gibi kanlı, kutsallık boyutu ile ilgili her eser gibi düşünme ve tartışmaya davet eden bir eser,” olarak tanımlamış ya, “iyi güzel de,” dedim ve ekledim: “Ne hakkı var Euripides’in günümüz dünyasında kendimize sorduğumuz temel soruları ifade eden modern sesini böyle kısmaya.” 

Sözün özü söylemek istediğim şu: Mihai Maniutiu, Euripides’in “Bakhalar”ından tamamen harekete dayalı bir “yapıştırma” tiyatrosu çıkarmış. Pentheus’u annesi Agaue değil başkaları (galiba Dionisos’un Rahipleri) öldürüyor. Yani Mihai Maniutiu tragedyanın tam anlamıyla ırzına geçiyor. Oysa trajik olan, anne Agaue’nin oğlu Thebai Kralı Pentheus’u, sarhoşluğu sırasında yaban domuzu sanarak parçalaması ve etlerini çiğ çiğ yemesi, bu eylemini bilinçsizce coşku içinde kutlaması, sonra yavaş yavaş bilincinin yerine dönmesiyle evlat acısını yaşaması değil mi? Euripides “Bakhalar”ı bu tabloya erişmek için yazmamış mı?

 

Diğer taraftan, Mihai Maniutiu’nun kurgusu da olamazcasına oransız. Tragedyanın en trajik karakteri Agaue’nin oyunda yeri hiç yok. Dolayısıyla, oyunun sonu tragedyanın doruğu olmuyor. Bakhalar’a oyunun sonunda “şiddet” doğurtmuş da, Dionisos’un tanrılığını tanımadıkları için Agaue ve Pentheus’u suçlamasına yer vermemiş. Tragedya kuramlarını hiçe sayarak tragedya sahnelemiş. Dolayısıyla, örneğin anagnorisis (gerçekle yüz yüze gelme) ve peripeteia (talihin tersyüz olması) değişimlerini hiç mi hiç dikkate almamış. Bu süreçleri bilinçli olarak atlamış.

Klasik hali Yunanca aslından Güngör Dilmen tarafından çevrilmiş (Mitos-Boyut Tiyatro Yayınları – 2001) eseri, Mihai Maniutiu’nun piyesten tümceler, hatta (kendi deyimiyle) tümce parçaları seçip bağlantılar kurarak hazırladığı minimalist İngilizce metinden Tarık Günersel çevirmiş. Günersel’in Türkçesine laf atacak değilim elbette. Ama müziği kim yapmışsa keşke hiç yapmasaymış diyeceğim. Yahu tragedyanın mekânı Thrakia (Trakya), Dionisos da bir Thrakia tanrısı. Eee! O halde? Uzakdoğu motifli müziğinin “Bakhalar”da işi ne? Neyse! Koreograf Varvara Ştefanescu özellikle Bakhalar’ın hareketlerini pek güzel belirlemiş. Teresias’ın adım düzeni ve bu adımlara bağlı hareket akışı da çok iyi. Valantin Codoiu’nun karton ambalaj kutularından oluşturduğu dekorun “matluba” ne kadar uygun olduğunu ise bilemiyorum, ukalalık etmiş olmamak için de susma hakkımı kullanıyorum. Codoiu’nun kostümlerine “iyi” deyip geçiyorum. Murat Selçuk’un iki yanda kullandığı perde önü dörder spotu bir kenara bırakıyor, seviyeleri yüksek atmosfer ışığında oyuncu yüz hatlarının ve detayların yitip gittiğini kendisine anımsatmak istiyorum. 

Ali Mert Yavuzcan, Dionisos’un fiziksel yaşamını, karakterin ruhsal yaşamının başladığı en derine ulaşana dek derinleştirmiş. Pentheus’ta Doğan Altınel’in ciddi bir diksiyon sorunu var, bu kerelik fazla deşmeyeyim. Pentheus’un Adamları ve Dionisos’un Rahipleri’nde Okan Patırer, Nihat Alptekin, Cemal Ahhan Şener, Özgürefe Özyeşilpınar görevlerini yapmaktalar, ama aralarında Mert Tanık bir adım önde. Bakhalar’da Esin Umulu, Seda Fettahoğlu, Özge Kırış kadınların duygularına doğrudan, hiçbir hazırlık ya da destek olmadan ulaşmaya çalışıyorlar ve başarıyorlar. 
Nergis Çorakçı özdeşleşeceği karakterin dokusunun nahif maddesini gene pek güzel kavramış. Kavramakla da kalmamış, eminim o dokuyu zorluklar ve yokluklar içinde ortaya çıkarmış. 

İBŞT’nın çocuk bölümünden yetişen genç oyuncu Özge Borak Şakrak (1982), canlandırdığı karakterin fiziksel yaşamına ilişkin maddi, fiziksel, somut bir çizginin sağlam desteğini arkasına aldığından boşlukta salınmıyor, sallanmıyor. Kadroya bu sezon giren Özge Borak Şakrak, hiç kuşku duymadan ve iddia ederek söylüyorum İBŞT için bir şans. Meriç Benlioğlu’nun ve Aslı İçözü’nün temellendirdikleri aksiyonlar, rollerini kurmalarına yardımcı olmuş. Orhan Alkaya’nın Genel Sanat Yönetmenliği sırasında İBŞT bünyesine kazandırdığı “iyi” oyuncu Jülide Kural, rolünün fiziksel varlığında Bakhalar’dan biri olmayı içtenlikle ve de içtenlikli olarak yaşıyor. Yaşarken duygularını da hareketsiz bırakmıyor. Sürecin içini daha da derinleştiriyor. Benim gözbebeklerimin en önemlilerinden Şebnem Köstem, tepeden tırnağa vücut yapısının tümünü, canlandırdığı karakterin bir parçası haline getiriyor. Eylemin belirli anlarında ellerinin, sırtının, ayaklarının herhangi bir sözlü anlatımdan nasıl çok daha verimli ve etkili olabileceğinin örneğini bu oyunda da veriyor, seyircisini (ve elbette beni) mutlu ediyor, gönendiriyor. 

Teresias’ta Çağlar Yiğitoğulları bedenini, görünüşlerini, sesini, duygulanımlarını Teresias’a adamış. Oyuncuğu gevşeme, yoğunlaşma, duyusal ve duygusal bellek tekniklerini, kısacası bir rolün figürleşmesini önceleyen her bir şeyi içeriyor. 

Oyuncuların başarısına, Mihai Maniutiu’nun tiyatrosal tüm öğeleri coşkusal anlamda başarıyla kullanmasına, bir görsel şölen amaçlamasına karşın İBŞT yapımı “Bakhalar” ne eskiye karşı modern, ne bayatlamışa karşı “avant-garde”, ne metinsel kışkırtıcı nitelik taşıyor. 

“Bakhalar”ı, tuval üstü çok renkli yağlıboya tablo yerine koyabilirsiniz. 

Anahtar Kelimeler: bakhalar, istanbul şehir tiyatosu



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir