MAKALELER

Ayça Bingöl

2009.11.05 00:00
| | |
6327

Sizce Nasıl?
Onu birkaç sene önce, Berlin'de "Tıpkı Sen Tıpkı Ben" adlı oyunda, rahmetli Hadi Çaman, Halit Akçatepe ve Suna Keskin gibi...


 

    Sahnede topu hiç yere düşürmeden ustalarıyla paslaşan, genç bir oyuncu: AYÇA BİNGÖL...
 
    Onu birkaç sene önce, Berlin'de "Tıpkı Sen Tıpkı Ben" adlı oyunda, rahmetli Hadi Çaman, Halit Akçatepe ve Suna Keskin gibi Türk tiyatrosuna yıllarını vermiş üç ustanın yanında seyrettim. Yaşar İlksavaş'ında belirttiği gibi; üç ustaya ayak uyduruyor, topu hiç yere düşürmeden onlarla paslaşarak oynuyordu. Şu günlerde ise "ŞÖLEN" oyunuyla, Zuhal Olcay ve Payidar Tüfekçioğlu gibi ustalarla sahneyi paylaşıyor.
 
    Bu yıl 20. yılını kutlayan Tiyatro Stüdyosu’nun sahneleyeceği oyunla Zuhal Olcay, kurucuları arasında yer aldığı tiyatro çatısı altında 10 yılı aşkın sürenin ardından yeniden sahneye çıkıyor.

 


 
    "Şölen”, bir kadının kocasının yeni çıkan kitabını kutlamak için sıra dışı bir yemek daveti planlamasıyla başlıyor. Birbirini tanıyan beş kişi, bir yabancı ve bir garson arasında bir akşam yemeği esnasında yaşanan şaşırtıcı gelişmeleri çarpıcı bir dille anlatan oyunda konuklar ev sahibesinin hazırladığı bir oyunla kendileriyle ve de birbirleriyle yüzleşiyorlar. Her yüzleşmenin getirdiği gerilimin etkisiyle birbirlerine yüklenirlerken sahnede acının ve güldürünün uyumlu harmanını sergiliyorlar. Ev sahibesinin konuklar için hazırladığı “Şölen”, alışılagelmiş bir yemek davetinden tümden farklı. Mönü de oldukça özgün ve alışılmadık.
 
    "Şölen”, cehenneme dönüşen bir yemek daveti olmakla birlikte tadı damakta kalacak kadar başarılı bir kara komedi. “Şölen”, 17 Ekim’de Muammer Karaca Tiyatrosu’nda başladı.

 


 
Yazan: Moira Buffini
Çeviren ve Yöneten: Ahmet Levendoğlu
Sahne Tasarımı: Behlüldane Tor
Giysi Tasarımı: Funda Çebi
Işık Tasarımı: F. Kemal Yiğitcan
Kostüm Tasarımı: Funda Çebi
Oyuncular: Zuhal Olcay (Paige), Payidar Tüfekçioğlu (Lars), Funda İlhan (Wynne), Özgür Yalım (Hal), Ayça Bingöl (Siân), Gökçer Genç (Mike), Güçlü Yalçıner (Garson)
Arzu ederseniz son oyununuz "ŞÖLEN"den önce, geçtiğimiz yıl aramızdan ayrılan HADİ ÇAMAN ustayı anarak başlayalım söyleşimize;
    
    2003 yılında Berlin'de "Tıpkı Sen Tıpkı Ben" adlı oyunda beraberdiniz. Hadi Çaman üzerine neler söyleyebilirsiniz? Kaç oyunda beraberdiniz? Bir anınızı okuyucularımızla paylaşır mısınız.

 


 
    2001 yılında Dormen Tiyatrosu perdesini kapadıktan sonra eski bir Dormen’li olan Hadi Çaman’la çalışmaya başladım. Hadi abiyle ilk ve son kez Şakir Gürzümar’ın sahneye koyduğu Tıpkı Sen Tıpkı Ben adlı oyunda rol arkadaşı olduk. En büyük paylaşımlarımız da o süreçte olmuştur. Bol turneli bir sezon geçirdik, hem yurtiçi hem yurtdışı. Benim için tiyatro patronluğundan çok insan tarafı ön planda olmuştur her zaman. Eğlenceli, keyifli, kollayan, koruyan bir abi gibiydi. Tanıdığım ender yardımseverlerden biridir. Sevdikleri ve arkadaşları için her şeyi yapan bir adamdı. Kötü gün dostuydu daha çok. Bir anıyı anlatmaktansa, gözlerimin önünden hiç gitmeyecek bir resmi çizeyim size. Teşvikiye caddesinde, tiyatronun kapısının önünde, yanında canından çok sevdiği köpeği Candaş’la herkesi güleryüzle selamlayan bir adam… Mekanı cennet olsun…

 


 
    "Tıpkı Sen Tıpkı Ben" adlı oyunu seyreden Yaşar İlksavaş (Hürriyet Gösteri), ne kadar güzel özetlemiş oyunun akışını ve sürükleyiciliğini:
 
    "Sahnedeki üç usta oyuncu, Hadi Çaman, Halit Akçatepe ve Suna Keskin adeta topu yere düşürmeden paslaşıyorlar. Üç ustanın dışında dördüncü genç bir oyuncu da onlardan aşağı kalmayan bir oyun sergileyerek "topu hiç yere düşürmüyor". Bu genç oyuncu "Tıpkı Sen Tıpkı Ben"le Yeditepe Oyuncuları'na katılmış olan AYÇA BİNGÖL..."
 
    Diğer iki eleştirmenin görüşleri:
 
"... genç kız rolünü üstlenen ve başarılı kılan Ayça Bingöl, oyunda istenen sahne dinamiğini kendi dinamiğiyle bütünleyerek çok başarılı bir komposizyon yaratıyor. Sanki toplumsal ideallerin bir kor ateş gibi yanıp dünyayı tutuşturduğu bir başka dünyada yaşar gibiyiz..." Haluk Şevket Ataseven / Cumhuriyet
 
"... Genç oyuncu Ayça Bingöl, ilerisi için içimde umut filizlendiren bir ad oldu. Üç ustanın yanında oynamak öyle kolay olmasa gerek. Ruhsal ve fiziksel olarak varlığıyıyla devrimci kız karakterini ele geçirmiş..." - Üstün Akmen
 
    Son oyununuz "ŞÖLEN"in içeriği? "...ana öğesi yemek olan, aşırılık ve tüketim üzerine bir oyun. Aslında oyunun kendisi, yemek"mi?, "Hazmı zor bir menü..." mü?
 
Şölen, günümüz insanının, yaradılıştan beri süre gelen varoluş olgusunu kendi söyleyişleriyle aktaran bir oyun. Varoluşun metaforu diyebiliriz. Sürekli tüketen, üst-orta sınıf insanların yaşamlarına mercek altından bir bakış. Bu mikro topluluk aslında genel toplumun bir panaroması. Çelişkileriyle, yalnızlıklarıyla, yitiklikleriyle ve kofluklarıyla zavallı insanlar…Oyunun kendisi yemek ama cehennemvari bir yemek ve hazmı gerçekten zor. Oyunu izleyenlerin bu hazımsızlıkla evlerine dönmesini isterim. Biraz düşünüp, dönüşüp, değiştirebilmek için her şeyi.
 
    "Oyun menüye paralel yürür. 2 saat arasız oynanan oyun , menüdeki yemeklere paralel kararır, aydınlanır, değişir , gelişir. Aperitif ile rahat bir atmosferde başlayan oyun , ana yemeğe doğru ısınır, yemek sonundaki tatlı ile “tatsızlaşmaya” başlar.
 
    Aslında bu anlatım biçimi , yazarın oyunda ifadesini bulan anlatımına çok uygundur. “Dondurulmuş atık tatlısı”nın lezzet ile yenmesini duymak çene kaslarınızda nasıl bir duygu yaratıyorsa yazar oyun boyunca böyle zor bir menüyü seyircinin önüne koyar.
 
    Aslında dekoru ve ilk cümlelerdeki “tonlaması” ile oyun, seyirciye bir şeylerin olacağını haber verir. (Bu , müziği ve Muammer Esi’nin sesiyle, dinleyenleri polisiye bir oyuna hazırlayan “Radyo Tiyatrosu” günlerini hatırlattı bana.) Paige’in öve öve bitiremediği garsonun rahatsızlık verici “sessiz duruşu” önünde geçen Paige ile Lars’ın nezaket ile zarflanmış iğneli diyalogları olacakların habercisidir sanki.
 
    Oyun dergisinde Ahmet Levendoğlu’nun da vurguladığı gibi yazar , pek çok yere doğru çekilmeye (sürüklenmeye?) müsait bir metin oluşturmuştur. Görünen ile keyif alabilirsiniz ya da metaforları “okuyarak” keyfi , oyundan sonraya da taşıyan çeşitlemeler yapabilirsiniz.
 
    Ama bu durum , oyunu yönetecek olana zor bir görev vermektedir.Kontrolü kaybetmeden, altında kalıp, sürüklenip dağılmadan oyunu sağ salim sona ulaştırmak için usta bir yönetmen olmak gerek , Ahmet Levendoğlu gibi.
 
    Yönetmen okumuş, dinlemiş ve kendi bildiği yönü/kontrolü kaybetmeden ,fırtınalardan geçirerek gemiyi limana ulaştırmış. Bu da onun usta kaptanlığından .
 
    Tüm bunlara ve de yazarın kazandığı ödüllere bakarak , Şölen(Dinner)’in metin olarak kusursuz bir oyun olduğu sanılmamalı . Şölen iyi yazılmış ama bazı sahneleri fazla uzun bir eser. Sanki yazar atmaya , yönetmen de budamaya kıyamamış.
 
    Bu nedenle özellikle başlangıçtaki tempo düşüklüğü metinden kaynaklanıyor. Oyun ilerledikçe toparlanıyor. Belki bazı sahnelerin kısaltılması tempoyu arttırabilir ve nisbeten zor geçen ilk bir saati daha zevkli hale getirebilir. Ama bu haliyle bile oyunda gitgide artan keyfin hatırına seyirci şölene katılmalı.
 
      Ustalar Geçidi
 
    Yönetmen adaylarının “yeni okuma” adı altında yaptıkları “atraksiyon”ların hakim olduğu tiyatromuzda usta bir yönetmenin “okuyarak” metni ortaya çıkaran çalışması , “ders” niteliğinde.
 
7 iyi (mükemmel desem de abartmamış olurum) oyuncunun karakterleri ince ince çözerek sergiledikleri bir tiyatro keyfi var oyunda. Hiç kuşkusuz bu sahneleme, oyunu kaynağında (İngiltere’de) bile zevkle seyrettirir.
Zuhal Olcay, Paige’i bize kazandırırken , Paige de bize Zuhal Olcay’ı yeniden kazandırıyor . Onun sahneden ışık yayan , benzeri az olan kadın oyunculardan biri olduğunu hatırlıyoruz yeniden. “Yeni yetmeler” , onu şarkıcı sanacaklardı nerdeyse.
Payidar Tüfekçioğlu sesi ,fiziği ile önemli bir oyuncu.
Funda İlhan ve Ayça Bingöl , oyunun , Türk Tiyatrosu’nun aldıkları sayısız ödülü hak etmiş kadın oyuncuları.
Özgür Yalım yönetmenliğinin yanında iyi bir oyuncuymuş meğerse .
Gökçer Genç ve Güçlü Yalçıner bu takımın başarılı genç erkek oyuncuları." - Melih Anık (www.melihanik.blogspot.com)
Siz, hep usta oyuncularla sahneyi paylaştınız; Haldun Dormen, Hadi Çaman, Suna Keskin, Halit Akçatepe... ve bu son oyun "ŞÖLEN"de yine Zuhal Olcay ve Payidar Tüfekçioğlu ile berabersiniz. Çok ödüllü olmanızda bu ustaların rolü?
 
    Ben karşımdaki oyuncunun benden her zaman daha iyi, daha donanımlı, daha tecrübeli olmasını isterim. Öyle olması beni hep çok mutlu eder. Sahneyi paylaşmak, birlikte nefes alıp vermektir.Ve yanınızdaki nefes ne kadar güçlü olursa, sizin gücünüze daha bir güç katar. Şanslıyım bu isimlerle çalıştığım için, öğrenecek çok şey var birbirimizden. Zaten oyunculuk denen serüven hiç bitmeyen bir öğrenme süreci. Bu süreç içinde aldığım ödüllere sahne üzerindeki tüm oyuncu partnerlerimin katkısı büyüktür.
 
    "ŞÖLEN" oyunuyla, Tiyatro Stüdyosu kurucularından Zuhal Olcay, on sene sonra bu oyunla tekrar Tiyatro Stüdyoya döndü. Geçenlerde bir televizyon programında, oyunda oynayan diğer oyuncularla beraber, Zuhal Olcay ile aynı sahneyi paylaşmanın heyecanından bahsettiniz. Siz, Zuhal Olcay ile oynamayı birkaç yıldan beri arzuladığınızı söylediniz. Biraz prova günlerinden bahseder misiniz?
 
    Zuhal Olcay, konservatuardan beri hayranlıkla izlediğim ve takip ettiğim bir sanatçı. Ancak geçen yıl oynadığım Bana Bir Picasso Gerek oyununu izlemeye geldiğinde tanışma fırsatı bulmuştuk. Bu beni gerçekten çok heyecanlandırmıştı ve oyun sonrası sohbet ederken ‘sizinle karşılıklı oynamayı o kadar çok isterim ki, size hayranım’ demiştim. Bir yılı bulmadan aynı oyunun provalarında buluştuk. Çok hoş bir deneyim oldu tabii. İnsan olarak tanımak beni gururlandırıyor. Ekip olarak güzel bir uyum sağladık. Bu herkese nasip olmaz. Umarım daha da keyifli günler bekliyordur bizi.
 
    "Sahne Tozu"nu 11 yaşında iken yutmaya başladınız. O yaşlarda da iyi bir tiyatro izleyicisi miydiniz? Nasıl başladı tiyatro sevgisi? Ailece mi giderdiniz? O yaşlarda seyrettiğiniz tiyatro oyunlarından ve oyunculardan hatırladığınız kareler var mı?
 
    Bana tiyatro sevgisi aşılayan ilk kişi annemdir. Daha üç yaşımdayken elimden tutup beni çocuk oyunlarına götürürmüş. Çok net hatırlamıyorum tabii, oyunları ve oyuncuları. Bütün hafta sonlarım ya sinema ya da tiyatro etkinliğiyle geçerdi. Sanırım bu yüzden kendimi bildim bileli oyuncu olmak istedim. 11 yaşımda da sahneye çıkınca bir daha hiç kopamadım tiyatrodan.
 
    Eniz Fosforoğlu ve Suna Keskin'le tanıştığınız gün 11 yaşında idiniz. Ve çocuk oyunuyla tiyatro camiasına ailenizin müsadesiyle başladığınız halde, konservatuara başlamak istediğiniz zaman, aileniz niçin karşı geldi de kimya öğreminize başladınız?
 
    O yıllarda tiyatro oyunculuğu bugünkü kadar popüler bir iş değildi. Tabii ki televizyon dizileri yok denecek kadar azdı. Ekonomik yönden asla tatmin olmayacağımı düşünüyordu babam. Ben kolejde okuyordum ve başarılı bir fen öğrencisiydim. Başka bir mesleğin olsun, tiyatroyu hobi olarak yaparsın empozeleriyle üniversite sınavına girdim ve İTÜ Kimya Bölümünü kazandım. Fakat o kadar mutsuzdum ki devam edemezdim. Sonunda babam da ikna oldu ve okulu bırakıp konservatura gitmeme izin verdi. Sınavı kazanana kadar gizlemiştim ondan, kazandıktan sonra söyledim.
 
    11 yaşında ilk oynadığınız "Bir Kadın, Bir Erkek, Bir Çocuk" adlı çocuk oyununda kimler vardı? Oynanan ilk oyunların hep ilginç anıları olmuştur; sizin de unutamadığınız anınız var mı?
 
    Bir oyunda hastalıktan ötürü sesim kısılmıştı.İlk perde idare etmiştim fakat ikinci perde hiç sesim çıkmaz olmuştu. O kadar utanmıştım ki repliklerimi söyleyemedikçe, kaçıp gitmek istemiştim. Sonunda yapacak birşey kalmamıştı ve sahnede ağlamaya başladım. Sanıyorum Suna Keskin beni teselli etmişti bir yandan oyununu oynamaya çalışırken.
 
     Konservatuar öncesi oynadığınız oyunlar ve oyuncular?
 
    Bir Kadın, Bir Erkek, Bir Çocuk konservatuar öncesi oynadığım tek profesyonel oyundur. Daha sonra lise tiyatrosunda Sevgili Doktor ve Kulaktan Kulağa adlı oyunlarda rol almıştım. İTÜ de geçirdiğim bir yıl içinde de tiyatro klübüne girmiştim hemen. Orda da Lyssistrata ‘yı çalışmıştık.
 
    Konservatuardaki eğitmenler ve sınıf-dönem arkadaşlarınız?
 
    Hepsi birbirinden değerli pek çok hocam oldu okulda. Yıldız Kenter, Haldun Dormen, Mehmet Birkiye, Güngör Dilmen, Engin Uludağ, Suat Özturna. Sınıf ve dönem arkadaşlarımdan bazıları, eşim Ali Altuğ, Ayçıl Yeltan, Fırat Tanış, Gürkan Uygun, Sanem Çelik, Mehmet Ali Alabora, Gökçer Genç, Serkan Ercan, Görkem Yeltan, Eda Özel.
 
    Konservatuar öğrencisiyken, 1996'da Dormen Tiyatrosu'nda Haldun Dormen'in eşi rolü ile profesyonel oldunuz. Haldun Dormen anılarında o gününü ve sizi anlatmış. Sizin çok genç olduğunuzdan dolayı eşi rolü için biraz tereddüt etmiş. Ancak seyircinin sizi çok beğendiğini anlatıyor. O günü bir de sizden dinlesek.
 
    Dormen Tiyatrosu’na katılmam bu rolle olmuştur ve benim için tam bir maceradır. Ezberimi 3 günde turne otobüsünde Elazığ’a giderken yaptım. Sahnede prova yapma şansımız nerdeyse yoktu ve biz de otel lobilerinde çalışıyorduk. Oyunun yönetmeni bana bazı mizansenleri teks üzerinde çizerek anlatıyordu. Çok genç ve tecrübesizdim. Böyle bir şeye bugün cesaret edemeyebilirim. Sanırım çok iyi konsantre oldum o 3-4 gün ve hiçbir aksaklık olmadan iki oyun oynadım Elazığ’da. Benim için müthiş bir tecrübe ve güven takviyesidir o günler.
 
O yılları şöyle anlatıyor Haldun Dormen:
 
"... Oyun Karıştı, hem bizim keyifle oynadığımız bir oyun olmuş hem seyirci tarafından da çok beğenilip tutulmuştu. Oyunun baş karakterleri efsanevi tiyatro oyuncuları olan bir karı kocadan oluşuyordu. Erkeği ben oynayacaktım da, karımı oynayacak oyuncu bulmak zor olacaktı... Sonunda Şehir Tiyatroları'nın emektar oyuncusu Alev Gürzap'ta karar kıldık... Alev iyiydi hoştu ama Lüküs Hayat'ın ne zaman oynayacağı belli olmuyordu... O yaz bir ay sürecek turne programımızda Elazığ da vardı... Ancak, turneye çıktığımız hafta Alev'e İstanbul'da oyun konduğunu duyduk ve şaşırdık. Biletleri satılan Elazığ'ı iptal etmemize olanak yoktu... Tiyatromuzun genç oyuncularından Ayça Bingöl son anda imdadımıza yetişti "İsterseniz ben rolü hemen ezberleyip, çıkarım" dedi.
 
    "Ama sen benim otuz yıllık karımı oynamak için çok gençsin" diye yanıt verdim.
 
    Oysa başka çaremiz yoktu. Genç de olsa Ayça'nın bu rolü oynaması gerekiyordu. O gün Elazığ'da matineden önce perdenin önüne çıktım ve durumu seyirciye anlattım... Ayça o günkü iki gösteride hiçbir şey unutmadan inanılmaz oyunlar çıkarttı ve genç de olsa benim karım olduğuna seyirciyi inandırdı. Üstelik bütün gülmeleri de aldı ve oyunun sonunda Elazığ seyircisi tarafından ayakta alkışland?..." - İkinci Perde / Haldun Dormen
 
    2001 yılında Dormen Tiyatrosu kapandığında siz de o grupta idiniz. Türk Tiyatrosu'na çok hizmet etmiş bir büyük tiyatronun kapanışı, genç bir oyuncu olarak sizin moralinizi bozdu mu?
 
    Bozdu, hem de çok. Ben bir şekilde iş bulabilirim diyordum, fakat 46 yıllık bir tiyatronun kapanmasını hazmedemiyordum. O dönem gerçekten hüzünlüydü bütün ekip için. Göksel Kortay, Volkan Severcan, Suat Sungur, Gülen Karaman ve daha bir sürü arkadaş ne yapabiliriz diye çok düşünüp, konuşmuşuzdur. Haldun Dormen’den o günlerde çok önemli bir şey daha öğrendim. Yaşam arkaya dönüp bakamayacak kadar kısa. Bu sayfayı geçelim, yeni, temiz sayfaya gelelim.
 
    Oynadığınız oyunlar içinde size en çok ödül getiren "Bana Bir Picasso Gerek" adlı oyun. Nedir bu oyunun özelliği? Oyun mu? Ekip mi? yoksa tamamıyla sizin oyun gücünüz mü?
 
    Tam bir ekip işidir tiyatro. Yönetmen, oyuncular ve tüm tasarımcılarıyla. Oyunun yönetmeni Arif Akkaya, öncelikle bizi bu noktalara taşıyan metinle buluşturdu, beni Bayan Fischer rolüyle ve sonra da tüm ekibi birbirinle. Bir büyü yarattığımızı düşünüyorum. Her zaman gerçekleşmesi mümkün olmayan bir bütünlük. Yap-bozun tüm parçaları yerli yerine oturdu "Bana Bir Picasso Gerek" adlı oyunda. Tabii bu durumu iyi değerlendirdiğimi düşünüyorum. Sonuç hepimizi çok mutlu etti.
 
    Bu kadar oyun, ödüller, film ve televizyon dizileri... bir de seslendirme ve reklam çalışmaları... Bu vakti ve enerjiyi nereden buluyorsunuz? Yorucu olmuyor mu? Nasıl ve ne zaman dinleniyorsunuz? Örneğin televizyon dizileri başlı başına oyuncular için bir sorun. Hangi oyuncumuzla söyleşi yaptıysam; hepsi de dizi çekimlerinden şikayetçi...
 
    Yaşamımı iyi programladığımı düşünüyorum. Bu nedenle bir şekilde her yere yetişebiliyorum. Özellikle dizi setlerinde bazen elimizde olmayan aksaklıklar oluyor, hemen yeni duruma adapte olup günü yeniden organize ediyorum. Elbette tüm programlar belirlenmiş oyun saatleri ve günlerine göre yapılıyor. Yorucu oluyor ama ben oyunculuğu çok severek ve gönülden yaptığım için şikayet etmek aklıma bile gelmiyor. Üstelik para kazanıyorum. Daha ne isteyeyim? Vitamin haplarından içiyorum, düzgün beslenmeye çalışıyorum ve uykuma dikkat ediyorum.
 
    Oynadığınız oyunlar içinde sizi en çok etkileyen rol? En çok beklediğiniz, oynamak istediğiniz oyun ve rol? Yeni projeler var mı?
 
    Beni en çok etkileyen rol, tiyatro yaşamımda bir dönüm noktası olan "Bana Bir Picasso Gerek" adlı oyunundaki Bayan Fischer rolü. Özellikle beklediğim ve oynamak istediğim tek bir rol yok. Oyunculuk sınırlarımı zorlayacak ve kanımı kaynatacak tüm rollere talibim.
 
Oynadığınız dizi ve filmler?
Melekler ve Kumarbazlar-2009
Sonsuz (film)-2009
Küçük Kadınlar-2009
İki Aile-2008
Bıçak Sırtı-2008
Hayat Kavgam-2007
Tramvay (film)-2006
Taşların Sırrı-2006
Yadigar-2004
Anne Babamla Evlensene-2002
Gözlük-2000
Evdeki Yabancı-2000
Sır Dosyası-1999

      Seslendirme çalışmalarınızdan örnekler?
 
    Yüzüklerin Efendisi-Liv Tyler(Arwen), Lost-Kate (TNT için seslendirildi), Buz Devri-Ellie, Madagascar-Gloria, Orman Çetesi-Gladys, Kayıp Balık Nemo-Peach, Kahraman İnekler, Beowulf Angelina Jolie, Taking Lives (Hayatın Benim) Angelina Jolie, 28 Week Later (28 Hafta Sonra)...Rose Byrne, Peter Pan....Wendy, Red Kit:Batiya Hucum....Miss Littletown , Mr. Deeds (Kazara Zengin)...Winona Ryder
 
   Almış olduğunuz ödüller?

Yılın Kadın Oyuncusu-Bana Bir Picasso Gerek-Duru Tiyatro 2008
Afife Tiyatro Ödülleri-Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu-Bana Bir Picasso Gerek-Duru Tiyatro 2008
Sadri Alışık Tiyatro Ödülleri-Yılın En İyi Kadın Oyuncusu-Bana Bir Picasso Gerek-Duru Tiyatro 2008
16. Çırağan Lions Ödülleri-Yılın En İyi Kadın Oyıuncusu-Nehrin Solgun Yüzü-Tiyatro Stüdyosu 2009

    Söyleşimizi yine "ŞÖLEN"le bitirelim: Seyircinin ve eleştirmenlerin tepkisi? Oyuncu olarak sonuçtan memnun musunuz? Oyunun prömiyerinden sonra, kulise gelerek sizi ilk tebrik eden veya eleştiren kim oldu? Bir de oyuncu olarak her oyundan sonra "... yarın gece şurada daha başka oynamalıyım!" diye düşünür müsünüz?
 
    Şölen, müthiş bir sürprizle sarsıcı bir final yapıyor ve seyirci afallamış bir şekilde terk ediyor salonu. İstediğimiz etki bu olduğundan sonuçtan elbette memnunuz. Henüz eleştirmenlerle buluşmadı oyunumuz, galası olmadı. İlk oyuna çok sevgili bir dostum gelmişti. Beni ilk tebrik eden o oldu. Ve çok beğendiğini söyledi. Her oyun yeniden keşfetme fırsatı ve ben her yeni oyunu yeniden keşfederek oynuyorum. Bu çok keyif veren bir şey benim için. Bakalım yarın gece neler olacak diye düşünüyorum hep.
 
ADEM DURSUN
Kasım 2009
adem-dursun@versanet.de
 

 

Anahtar Kelimeler: ayça bingöl



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir