MAKALELER

Ay Carmela - Öteki Beriki Tiyatro Topluluğu ve Tiyatro Viya

2017.03.11 00:00
| | |
690

Sizce Nasıl?
“Varietes a lo fino” görkemle sunar. Ay Carmela. Arkada İtalyan ve İspanyol faşistlerin bayrakları boylu boyunca asılmış...

Faşizme Karşı Görkemli Bir Duruş : Ay Carmela 


“Varietes a lo fino” görkemle sunar. Ay Carmela. Arkada İtalyan ve İspanyol faşistlerin bayrakları boylu boyunca asılmış. Önde bir koltuk, bir sandık, bir gramofon ve iki şarap şişesiyle bir idare lambası, köşede bir askılığa asılmış üç beş parça giysi ve bir İspanyol şalı. Bunlar Carmela ve Paulino’nun hikayesine tanıklık edenler. İdare lambasının kederli solgun ışığında şaraptan mı yoksa acıdan mı sarhoş olduğu belli olmayan Paulino ( Yılmaz Tüzün ) koltuğa yığılmış vaziyette.  Uzaktan Carmela’nın (Yasemin Şimşek Tüzün) söylediği hüzünlü bir şarkı duyulur. “İspanya uzakta, sesinde hüzün getirsin seni bana, zaman kötü, Tanrı yardımcımız olsun…” “Carmela, sen bana kızgın  mısın?” diye sorar Paulino. Carmela güler. “Neden? Sen her zaman bok herifin biriydin.” Carmela’dan muhteşem bir tespit. Zaten Paulino’nun ne mal olduğunu gayet iyi biliyordu. Hem de taaa başından beri….  


“Ölülere mezar, yaşayanlara ekmek ve özgürlük lazım. Peki sen buna özgürlük diyebilir misin? Yaşayanlar boynunuza bir boyun bağı bağlayıp karnınızı doldurduğunuz zaman her şeyi unutuyorsunuz. Oysa öyle şeyler vardır ki...” 


Böyle diyor Carmela oyunun bir yerinde. Paulino’ya ve dünyanın bütün sokaklarında sürten, günü birlik yaşayan, kör kursağından başka bir şey düşünmeyen bütün Paulinolara. “Ay Carmela” bir oyundan daha ötesi. Yıl 1938. Yer  İspanya. İspanya İç Savaşında binlerce masum insanın ölümüne, bir ülkenin mahvolmasına, yıkıma, tarifi mümkün olmayan acılara ve yeri doldurulamayan kayıplara tanıklık ederiz. Bu savaş, günümüze yansıyan bir iç sızısı. Bu sızıyı 100 yıl sonra başka bir ülkenin yurttaşları iliklerinde hissediyor. Tarihin acılı sayfalarında ibretlik bir öykü olarak kalması gereken “Ay Carmela” oyunu, günümüzde tehdit edici bir karabasanın dokunulası gerçekliğine dönüşüyor.


Carmela öteki dünyayı ve orada rastladıklarını anlatır. Mesela, Don Antonya, şu cadaloz karı. “Şaşıyorum şu fakirlere, bütün gün orak biçiyorlar. Midelerinde bir limon, bir parça keçiboynuzu, bir türlü ölmek bilmiyorlar.” derdi. Sonuçta o da öldü. Ölüm böyledir işte. İnsanları eşitleyiverir.

 
Anılar hep parça parça hücum eder belleğimize. Yanımızda taşıyabildiğimiz tek şey küçük an fotoğrafları değil midir zaten? “Cumhuriyetçi çocukları zincirleyip karşıma getirince tüylerim diken diken oldu. Son akşam yemeğini verip ertesi gün de kurşuna dizseler olmaz mıydı? Hayır ! Teğmen onları karşıma getirdi. Daha çok zehirlensinler diye…” Carmela’nın elinde kırmızı bir elma. Tutkuyla ısırır. Ama yüzünde çok üzgün bir ifade. “Tadı yok” der. Hiç tadı yok ! Ne kadar çok severdi elmayı ısıra ısıra  yemeği hayattayken.


Ay Carmela, “Öteki Beriki Tiyatro Topluluğu” ve “Tiyatro Viya” nın birlikte sahneye koyduğu bir oyun.  Jose Sanchis Sinistera’nın kaleme aldığı  eseri  Yalçın Baykul Türkçeye kazandırmış. Günay Toprak’ın sahneye koyduğu oyunda başrolleri Yasemin Şimşek Tüzün ve Yılmaz Tüzün paylaşıyorlar. Oyunun müziklerinde Cem İdiz’in imzası var. Müzik direktörlüğünü Alpdoğan Selçuk’un yaptığı oyunda dans tasarımını Yasemin Şimşek Tüzün yapıyor.

   

Eser, İspanya İç Savaşı sırasında geçen gerçek bir olaya dayanıyor. Sosyalist sivil direnişe karşı,  Mussolini’nin desteklediği Faşist Franko birliklerinin, İspanya’nın Belçite kentinin işgalini kutlamak için Cumhuriyetçi tutsakları aşağılayan bir gece düzenlemelerini konu eder. Bu kutlamayı, esir aldıkları Carmela ve Paulino adındaki tiyatro oyuncularına zor kullanarak yaptırırlar.   
 


Oyuncular, 80 dakika boyunca hiç durmaksızın, hiç ara vermeden büyük bir tutkuyla Carmela ve Paulino’nun ruhunu sahneye taşırlar. Öyle ki baskının son raddeye ulaştığı, gerilimin elle tutulur noktaya taşındığı yerlerde içine düştükleri ikilemleri de sorgulama fırsatı bulurlar. Carmela bu aşağılık oyuna alet olmak istemez. İşin en başından itibaren bu geceye ve zorla sahneye çıkmaya karşıdır. Yüzüne yerleştirdiği sahte bir gülücükle faşistlere karşı duyduğu tiksintiyi gizlemeye çalışır. 

Öte yandan sahne üzerindeki partneri ve eşi Paulino, Carmela kadar yürekli değildir. Korkaktır. Anın şartlarına göre davranır. Paçasını kurtarmanın derdindedir. Sürekli karşı çıkan Carmela’ya “ biz sanatçıyız, politikacı değiliz. Bu savaş, bizim savaşımız değil. Oyunumuzu çıkar oynarız ” diyerek kendini savunur. Faşistlerle iyi geçinip hayatta kalmaya çalışır. Örneğini günümüzde çok gördüğümüz satılık sanatçı ve yalaka aydın figürüne iyi bir örnektir. 

Paulino hep dehşet anları üzerinden savunur kendini. “Okula bak Carmela! Cumhuriyetçi çocukları nasıl yedili sıralar halinde dizdiklerine bak Carmela! Nasıl infaz ettiklerine. İnsanları gezmeye götürüyoruz diye alıp köşe başında nasıl öldürdüklerine bak Carmela! Onlar gibi mi olalım?” Zavallı Paulino korku iliklerine kadar işlemiş.

Yaşam ve ölüm arasında Carrmela vicdanının sesini dinlerken, Paulinonun tek isteği neye mal olursa olsun yaşamaktır. Nasıl yaşadığının bir önemi yoktur. Paulino’nun insanca yaşamdan kolayca vazgeçen aciz tavrı, günümüzün cahil kitlelerini çok iyi tanımlar. Oyundaki korkak, aciz  Paulino figürü “ne olursa olsun, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” anlayışını benimseyen sıradan insanın umursamaz tavrıyla iktidara gelen faşistlerin savaşı nasıl kazandıklarına da bir cevap gibidir.      

Savaşın vahşeti içinde sanatın ne önemi olabilir ki sorusuna yanıtı Carmela verir. Gösteriden sonra öldürülecek olan genç Cumhuriyetçi çocuklar için kaygılanır. “Polonyalı, yetim, komünist, adını bile bilmedikleri bir köye ölmeye getiriliyorlar. Bir insan Polonyalı olabilir ama anne, bir annedir! Dikkat edin de o kocaman çizmelerinizle sanatı ezmeyin! Peki, Polonya, orada hiç mi anne yok?”  Carmela bir an soluklanır. İçi sızlar. Kendini o çocukların yerine koyar. Çocukların annelerini düşünür. Carmela’nın insani tavrı sanatın gücünü de ortaya koyar. Sanat her koşulda insani değerleri canlı tutar. İnsanın kendine olan saygısını korumaya yardımcı olur. Sanat, insanca yaşamın kaynağıdır. Carmela’nın ruhu bunu biliyor. Paulino’nun bir türlü anlayamadığı şey bu. 

Paulino her şey olup bittikten sonra bile düşürüldüğü aşağılık konumu fark etmez. Faşist askerlerin karşısında ıslıklar, alkışlar ve iğrenç bir tezahürat eşliğinde, kadın kostümleri içinde kıvırtmak bile onu incitmez. Sürekli “ne olurdu sanki oynayıp geçseydin. Sana ne Cumhuriyetçilerden?” diyerek hayıflanır. Ne kadar küçük düşürüldüğünü anlamaz bile ya da anlamamazlıktan gelmek işine gelir. Çünkü ona göre, yaşamın anlamı ne pahasına olursa olsun bir gün daha hayatta kalmaktır. Carmela aşağılanmaya daha fazla dayanamaz, tepki verir ve oyunun trajik sonuna katlanmak Paulino’ya düşer. Daha sonra geri dönüşlerle, Paulino o geceyi tekrar ve tekrar sorgular. Bu da onun ödemesi gereken bedeldir. 

Sanatçıların oyun boyunca gösterdikleri oyunculuk inanılmaz. Özellikle sahnede  eserin ilerleyen bölümlerinde söyledikleri şarkılar, birlikte yaptıkları danslarla hiç durmadan dinlenmeden olağanüstü bir oyun çıkarıyorlar. Özellikle Carmela’yı oynayan Yasemin Tüzün’ün söylediği “Aşk Ölmez” parçasında hepimizin tüyleri diken diken oluyor. Oyuncuların içtenliği, sahiciliği sahneden seyircilere de yansıyor. Oyunun akışında tek bir anı boş bırakmıyorlar. Oyun boyunca, akıcılığı ve merak duygusunu hep zirvede tutmayı başarıyorlar. Oyun sırasında duyulan ses efektleri, o anın duygusunu başarıyla yakalıyor. Hiç susmayan makineli tüfek sesleri, sinir bozucu bir bombardıman, yıkılan binalar arasında sevdiklerinin cesetlerini arayanlar, bina enkazları, köşe başında acımasızca katledilen masum insanları anımsatan sesler hayal gücümüzü harekete geçirerek hikayenin geri kalanını zihnimizde tamamlıyor. Varyete bölümünde, faşist subayların ıslık sesleri, askerlerin giderek artan tondaki konuşmaları, tansiyonun nasıl giderek arttığını anlamamızı sağlıyor. Ve salona dalga dalga yayılan şiddet duygusu. Hepsi bir bütün halinde, Carmela ve Paulino ile birlikte olayı bize yaşatıyorlar. O anın duygusunu başarıyla izleyiciye geçirerek olayın gerçekliğini bire bir hissetmemizi sağlıyorlar.        

Üç yıl boyunca devam eden İspanya iç savaşı sadece silahların değil farklı dünya görüşlerinin de savaşıdır. İnsanların duruşları nedeniyle öldürüldüğü, kardeşin kardeşi katlettiği korkunç yıkımda bir ülke parçalanır. Özgürlük ve diktatörlük arasındaki bu amansız mücadele bütün Avrupa’ya yayılır ve dünya savaşının fitilini ateşler. Neredeyse günümüz şartlarıyla bire bir örtüşen oyun, insanın insanı sahnede tanıdığı büyük bir boy aynasına dönüşür. Kim olduğumuz ve duruşumuz bu büyük boy aynasında ne gördüğümüzle ilgilidir.  

 

Seval Deniz Karahaliloğlu   

Anahtar Kelimeler: ay carmela, öteki beriki tiyatro topluluğu, tiyatro viya



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

Görüş Bildir