MAKALELER

Aut - Tiyatro Sıfırnoktaiki

2012.04.28 00:00
| | |
1011

Sizce Nasıl?
Anımsayacaksınız mutlaka, 2011 yılının 3 Temmuz günü, Türk Futbolu şike yangınında kavrulmaya başladı. Muhterem basınımız, TV’deki yorumcularımız,

Kötülükten İyilik Görenlerin Öyküsü: AUT

Anımsayacaksınız mutlaka, 2011 yılının 3 Temmuz günü, Türk Futbolu şike yangınında kavrulmaya başladı. Muhterem basınımız, TV’deki yorumcularımız, köşe yazarlarımız şikenin futbol sahasının orta yuvarlağında öbeklendiğini yeni öğrenmişlercesine şaşırdılar. Oysa devletin içinde mafyayla işbirliği yapan güvenlik güçlerinden siyasete, hatta yargıya kadar var olan kesimler yeni “neşr-ü nema” bulmamıştı. Muhterem devletimiz hiç utanmadan, arlanmadan, sıkılmadan kirli işlerinin istihbaratında mafyayı kullandı, bunun karşılığında mafyanın çete işlerine, uyuşturucu ticaretlerine izin vermek suretiyle tavus kuşu taklidi yaparak ortak oldu. Bağımsız(!), tarafsız(!), cumhuriyetçi(!) ve demokrat(!) medyamız da bütün olup bitenler karşısında sustu kaldı. 

FUTBOL-MAFYA İLİŞKİSİ BİLEREK VE İSTENİLEREK MEŞRULAŞTIRILDI

Anlaşılabileceği gibi, endüstri haline gelen futbola mafyanın duyarsız kalması düşünülemezdi. Benim gibi, başı çeken spor kulüplerinden birinin yönetim ve denetim kurullarında uzun yıllar görev yapmış, olayların içinde yaşamış “aklı evveller”, ekonomik değerin olduğu her yerde mafyanın, organize suç örgütlenmeleriyle karşımızda olabileceğini anladı. Futbol, giderek Türkiye’nin belki de en karanlık sahası halini aldı. Giderek, Türkiye’nin bütün büyük sorunları içinde öylesine bir özgürlük, öyle bir dokunulmazlık zırhıyla kuşatıldı ki, her türlü karanlık ilişki bu özgürlük, bu dokunulmazlığın içinde yapılandı. Mafyanın futbol dünyasındaki ilişkileri neredeyse açıkça, isim isim bilinmesine karşın, kimse önlem almayıtınlamadı, futbol-mafya ilişkisi bilerek ve istenilerek meşrulaştırıldı.

HALKLARIN AFYONLANIŞI

Futbol seyircisi taraf oldukları takımlarına bir din bağımlısı gibi bağlandı. (Siz bu duruma “mezhep inancı” da diyebilirsiniz.) Stadyumlar bir nevi mabet halini aldı. Sloganlar maçlarda “zikir” gibi salındı. Tezahüratlar ”ilahi” söylenir gibi yapıldı. Sportif etkinlikler giderek, takımının renklerini taşıyan özel kıyafetler giymiş, özel aksesuarlar takmış takıştırmış, yüzlerini takımının renklerine boyamış taraftarlarla kabile ayini halini aldı. Sözlü kültür ürünlerinin yaşatıldığı ve dönüştürüldüğü mekânlar artık stadyumlardı. Halklar afyonlandı.

IN-YER-FACE’İN EN SERT ÖRNEKLERİNDEN BİRİ

Alper Kul ile Özgür Özgülgün; futbol dinine mensup, bu dine “iman etme” sayesinde kendilerine sığınacak bir liman bulan, kulüp denilen mabedin çatısı altında kendisi gibi olanlarla birlikte yaşayan insanlar arasında, en sık rastlanılan karakterlerle bir oyun çıkarmış. Oyun, gayet doğru yazılmış. Dosdoğru yazılan, futbol mabedinin fona yerleştirildiği, bir anlamda sokaktaki dünyayı büyüteç altına alan, çağın bir gerçeğine ışıldak tutan oyuna Eyüp Emre Uçaray duyarlılıkla yaklaşmış. Düşüncesindeki zenginlik ve sınır tanımaz bağımsızlıkla türünün sınırlarını zorlamış ve aşmış. Tempoyu bir metronom titizliğiyle işletmiş. Bölümleri, konunun kesintisiz sürdüğü izlenimini verecek biçimde, hatta bir senfoni bestelercesine birbirine bağlamış. Kimi bölümlerin görece önemsiz sayılan parçalarını uzatırken, çeşitli ve “füglü (birbirinden farlı seslerde, farklı anahtarlarda, farklı hızlarda; yukarıdan aşağıya ya da geri geri çalınan müzikal sunu anlamında kullanıyorum)” pasajlara daha çok yer vermiş. Yazılı metni dramatik yoğunlukla yoğurmuş, hem kişisel duygular, hem de eğitimsiz/yarı eğitimli, umutsuz, işsiz, tatminsiz, geleceksiz insanların her türlü suça sürüklendiği bir araç haline indirgemiş; In-Yer-Face’in en sert örneklerinden biri olarak, olabildiğince çarpıcı bir sahne diliyle, sıfırnoktaiki yapımı olarak bayağılıktan ürkmeyen izleyicisinin önüne getirmiş. 

FERİT KAYA, KARAKTERE DÖNÜK OLASI TÜM YAKLAŞIMLARI DEŞMİŞ

Bu kez, bir stadyumun kapısında başlayan oyunun konusunu ballandırmayacağım, hiç beni zorlamayın. Anlatmayacağım, çünkü oyunculuklar için “tek kelimeyle kusursuz” demek için sabırsızlanmaktayım. Ferit Kaya’nın, Sarı karakterine dönük olası tüm yaklaşımları deştiğini, öğrendiğini, bildiğini; bireysel özellikleriyle gereksinimlere, rolün gelişimine, oyunun koşullarına göre yönetmenin çeşitleme yapmasına olanak sağladığını gönül rahatlığıyla anlatarak işe başlayacağım. 

İNCİNUR DAŞDEMİR’E ELEŞTİRMEN AMCA’DAN ÖZEL ALKIŞ

Sonrasında İhsan Ceylan’ın sanatsal şevkinin dizginlerini salıverdiğini, Fidel’in duygularını, istediklerini ve aklını ateşlediğini anlatacak, “parmağın sahiden koptu mu İhsan” diye soracağım. Sinan Arslan için Öcü’nün fiziksel varlığını mükemmelen yaratığını, Öcü’nün fiziksel varlığını içtenlikle yaşamasını, dolayısıyla duygularını devindirmeyi de bu yolla başardığını bazı “kıdemli” tiyatro oyuncularına örnek olarak sunacağım. Taner Ölmez (Boza)’i, ikincil sayılabilecek bir karakterde dışsal fiziksel aksiyonlarını öylesine harika içsel özlerle doldurmasına hayran kaldığımı açıklayacağım. Volkan Çolpan (Oswald)’ın, Doğan Kecin (Denyo)’in görevlerini böylesine ciddiyet ve disiplin içinde ve kusursuz yapmalarını kutlayacağım. İncinur Daşdemir’i Manita’yı sadece zihinsel bir süreçte bırakmamış olmasını, doğasının bütün kapasitesini ve niteliklerini işe dâhil edişini, özellikle Sarı ile telefon konuşmalarının olduğu tablodaki başarısını özel olarak alkışladığım hususunda itirafta bulunacağım.

erkan kolçak köstendil adında bir fenomen

Veee… Sözü döndürüp dolaştırıp Erkan Kolçak Köstendil’e taşıyacağım. Gerçek coşkusal deneyim yoluyla Zehir karakterinin doğasındaki neredeyse “mahrem” sayılabilecek “nimetlere” nüfuz edişini kutsayacak; orada, yani Zehir’in ruhunda saklı kalmış, o görülemez, işitilemez ya da bilinç yoluyla ulaşılamaz özellikleri tanımasına (olmayan) şapkamı çıkaracağım. Oyun süresince doz be doz artan çılgınlığa, oyun sonunda tadında bıraktığı durağanlığa her türlü övgüyü yağdıracağım. 
“‘Aut’a izleyicinin alkışları yetmez, ödül de ister” diye haykıracağım. 

Anahtar Kelimeler: aut, tiyatro sıfırnoktaiki, Tiyatro 0.2



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir