MAKALELER

Atlarıda Vururlar - Ankara Devlet Tiyatrosu

2010.02.18 00:00
| | |
2753

Sizce Nasıl?
Bütün görkemiyle ışıl ışıl parlayan tüketim katedrallerinden birinin orta yerinde son model bir otomobil, etrafı genç ve orta yaşlı insanlarla çevrilmiş...

 

 

Gösteri Dünyasının Keskin Bir Eleştirisi: Atları da Vururlar

     Uzun süredir orada oldukları ve acı çektikleri belli, ama “ben daha bitmedim, buradayım ve vazgeçmeye de hiç niyetim yok” diyen hüzünlü bir tebessüm var yüzlerinde. Yorgun düşüp otomobile dokunmayı bırakanların hüznü, kalanların devam etmesini sağlayan bir sevinç kaynağına dönüşüyor. Bu garip olayın her ayrıntısını yakalamak için oradan oraya koşuşturan kameramanlar ve durmadan bağrışan izleyiciler günlük rutinin yaşandığı alışveriş merkezini modern bir arenaya çeviriyor adeta. Yaşanan bütün bu kargaşanın nedeni bir yarışma programı: Dokun bana. Hedef: Süresi belli olmayan yarışmanın sonuna kadar ayakta kalıp son model bir otomobile sahip olmak. Görünüşte herkes bir şeyler kazanıyor, yarışmacılar otomobil; yapımcılar para; seyirciler eğlence. Peki, ortada gerçekten bir kazanan var mı?
 
    Horace McCoy'un 1935 yılında kaleme aldığı Atları da Vururlar/They Shoot Horses, Don't They? adlı romanı bu soruya verilebilecek en güzel cevaplardan birini sunuyor. McCoy, romanında 1929 krizini izleyen işsizlik ve ekonomik çöküntü yıllarında Amerika'da ortaya çıkan dans maratonlarından birini ele alıyor. 1500 dolar para ödülü verilen maratona katılan çiftlerden, yemeden, içmeden ve dinlenmeden 2000 saat süreyle dans etmeleri bekleniyor. Yarışmanın kuralları oldukça basit. Bir saat elli dakika süren dansları on dakikalık kısa molalar izliyor. Uyku da dahil bütün ihtiyaçlarını bu kısa mola süresinde karşılamak zorunda olan çiftlerden herhangi bir sebeple dans pistine dönemeyenler veya dansa devam edemeyenler yarışmadan eleniyor.
 
    Atları da Vururlar, Rocky adında bir organizatörün düzenlediği dans maratonuna katılan bir grup insanın trajik öyküsünü konu alıyor. İşsizliğin ve yoksulluğun umutsuzluğa sürüklediği yarışmacılar için son bir çıkış kapısı anlamına gelen maraton büyük bir şenlik havasında başlar. Ne var ki, zaman ilerledikçe, adına dans maratonu denen bu insanlık dışı yarışmanın çirkin yüzü kendini belli etmeye başlar. Kazanma hırsıyla köre dönen yarışmacılardan aklını yitirenler, hatta ölenler olur. Ancak, yaşanan olumsuzluklardan hiçbiri maratonun devam etmesini engellemez. Yarışma, tam da finale yaklaşıldığı sırada, ülkedeki dans maratonlarını yasaklayan mahkeme kararıyla son verilinceye kadar bütün vahşetiyle sürer. Yarışmanın yarıda kalmasıyla hayallerine veda etmenin verdiği hüznü ve şaşkınlığı bir arada yaşayan yarışmacılar eski yaşamlarına geri dönerken, oyunun baş kahramanlarından Gloria (Tülay Günal) intiharı seçer.
 
    Oyunun bu kısa özetinden de anlaşılacağa üzere, 1930'ların Amerika'sında ortaya çıkan dans maratonu, günümüzün şöhret/saadet yarışmalarıyla birçok açıdan benzerlik göstermektedir. Bu nedenle, McCoy'un kendi döneminin gösteri dünyasına yönelik keskin eleştirilerinin, günümüzde hüküm süren televizyonculuk anlayışı için de geçerliliğini koruduğunu söylemek yanlış olmaz. Kanımca, Ankara Devlet Tiyatrosu'nu McCoy'un romanını sahneye uyarlamaya iten en önemli etkenlerden biri de zamana ve mekana meydan okuyan bu sanatsal öngörü ve duyarlılıktır.
 
    Bu bir yarışma değil, bu bir gösteri....
 
    Oyunun günümüze ışık tutan eleştirel derinliğini göz önünde bulundurarak yazının başında sorduğumuz soruyu cevaplamaya çalışalım. İnsanların maddi kazanç uğruna acımasız bir yarışın içine itildiği dans maratonu ve onun devamı olan günümüzün şöhret/saadet yarışmaları kime ve hangi amaca hizmet ediyor? Daha açık bir ifadeyle soracak olursak: Kazanan kim? Bu can alıcı sorunun cevabını oyunda Rocky tarafından dile getirilen yalın bir gözlemde bulmak mümkün. Günümüzün şöhret/saadet yarışmalarının prototipi sayılabilecek dans maratonunu düzenleyen Rocky maratonu şu sözlerle tanımlıyor: “Bu bir yarışma değil, bu bir gösteri”. Bir başka deyişle, yarışmanın olmadığı yerde kazanan aramanın anlamsızlığını belirtiyor, Rocky. Dolayısıyla genellikle yarışmacıların hayallerini gerçekleştirmek için sunulan eşsiz fırsatlar olarak gösterilen bu tür yarışmalarda, asıl hedefin seyircilerden elde edilecek maddi kazançlar olduğunu söyleyebiliriz.
 
    Durum böyle olunca dans pistinde (günümüzde ise televizyon ekranlarında) yaratılan illüzyonun sürmesi için gerekli olan hiçbir uygulamadan kaçınılmıyor. Rocky'nin tribünlere daha fazla seyirci çekmek için başvurduğu yöntemler günümüzdeki örnekleriyle çarpıcı benzerlikler gösteriyor. Rocky, yarışmacıların geçmişlerine ait suçları tekrar gündeme getirerek; çiftlerin aralarındaki duygusal bağları şaşalı nikah törenlerine çevirerek; kısacası yarışmacıların özel hayatlarını gösterinin bir parçası haline dönüştürerek seyirci sayısının artmasını sağlıyor. Peki ya yarışmacılar, onların bu illüzyondaki yeri nedir? Yarışmacılar, sanılanın aksine başrol oyuncuları değil, basit birer piyondur. Sahnede boy göstererek görevini yerine getiren yarışmacı ayağı kırılan bir at misali ölüme terk edilirken, gösteri yeni atların dizgine koşulmasıyla sekteye uğramadan devam eder.
 
    Günümüzün şöhret/saadet yarışmaları bu acımasız senaryonun bir tekrarı değil de nedir? Sözde gelinlerin ve damatların; kameralarla dolu evlerde kazanma hırsıyla birbirini yiyen insanların; şarkıcı olmak için uzun kuyruklar oluşturan gençlerin kazandıklarının kaybettiklerinden fazla olduğunu söyleyebilir miyiz? Oyunu izlerken kendilerini seyircilere beğendirmek için çırpınan dansçıların arasında Bayhan'ın, Selçuk'un ve Caner ile Tülin'in suretlerini görmemek; seyirci olarak bu trajedideki rolümüzü sorgulamamak mümkün değildir.
 
     Tiyatro tarihinde bir ilk
 
    Oyunun genel değerlendirmesine gelince. Öncelikle dönemini resmeden bir belgesel niteliğine sahip romanı, barındırdığı sosyal gerçeklik öğelerini ve karakter derinliklerini koruyarak oyunlaştıran Özcan Özer'in çok iyi bir iş çıkartmış olduğunu belirtelim. Diyaloglarda ve oyunun genel akışında hiçbir zorlamaya veya yapaylığa rastlanmıyor.
 
    Oyunun roman uyarlaması olmasından kaynaklanan diğer bir sorunsa kalabalık oyuncu kadrosudur. Oyunculara eşlik eden dansçılar ve orkestrayla birlikte oyunda toplam kırk bir kişi sahne alıyor. Bu kalabalık kadronun sahne tasarımı ve hareket düzeni konularında ne gibi zorluklar yol açtığını tahmin etmek kolay. Hatasız gerçekleştirilen senkronize dans sahneleri oyunun uzun ve zahmetli bir çalışmanın ürünü olduğunu işaret ediyor. Bu açıdan bakıldığında sahne tasarımı ve hareket düzeninden sorumlu Binnaz Dorkip'in oyunun başarısında oldukça önemli bir paya sahip olduğunu belirtelim. İncelikli kostüm (Funda Çebi) ve dekor tasarımıyla (Ali Cem Köroğlu) tamamlanan oyun, içerikte olduğu kadar görsellikte de iddialı bir yapım olduğunu kanıtlıyor.
 
    Atları da Vurular, tatminkar bir oyucuculuk performansına sahip. Oyuncuların, fiziksel dayanıklılık gerektiren uzun süreli dans sahneleri de dahil olmak üzere başarılı bir performans sergilediğini söyleyebiliriz. Ancak, Gloria'yı canlandıran Tülay Günal'ın zaman zaman diğer oyuncuların önünde durması, diğer karakterlerin işlevsel yan öğeler olarak algılanmasına neden oluyor. Bu sorunun pek de sağlıklı bir kişiliğe sahip olmayan Gloria'nın psikolojik derinliğini vermek isteyen Günal'ın güçlü oyuncuğundan mı yoksa, rolün bu şekilde oynanmasını isteyen yönetmenin seçiminden mi kaynaklandığını kestirmek güç. Ancak, Aynı kaderi paylaşan bir grup insanın trajik öyküsünün anlatıldığı oyunda tek bir karakterin ön plana çıkarılmasının oyunun tematik bütünlüğüne zarar verdiği kanısındayım.
 
    Sözü, oyunun tiyatro tarihimiz açısından taşıdığı öneme kısaca değinerek tamamlayalım. Horace McCoy'un romanının daha önceden film ve müzikal olarak sergilendiğini hatırlatan yönetmen Şakir Gürzumar, “Atları da Vururlar'ın tiyatro uyarlaması, dünya prömiyeri yapıyor diyebiliriz” diye ekliyor gururla. Seyirciyi tiyatro tarihinde bir ilke tanıklık etmeye davet eden oyunu kaçırmamanızı öneririm. Atları da Vururlar 2-21 Kasım tarihleri arasında Ankara Akün Sahnesinde izlenebilir.
 
Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü
e-mail: taner_can@hotmail.com

Anahtar Kelimeler: atlarıda vururlar, ankdt, ankara devlet tiyatrosu



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir