MAKALELER

Atılgan Gümüş İle Oyunlar, Müzikaller ve Two Tenors Hakkında Herşey...

2018.05.28 00:00
| | |
1657

Sizce Nasıl?
William Shakespeare, Romeo ve Juliett'in yaşlandıkça artan hırçınlıklarından bıkmış, usanmıştı artık.Rahat huzur bırakmamışlardı ki...

Sabaha karşıydı zaman.Pencerede belli belirsiz bir gölge…

Ricky Blaine, gecenin içinden süzülen ışıkları fark etti .Gülümsemeye çalıştı.

Şehriyar Ömer-ün Neman, " Anlat, Şehrazat" diye mırıldandı.Yorgundu.

William Shakespeare, Romeo ve Juliett'in yaşlandıkça artan hırçınlıklarından bıkmış, usanmıştı artık.Rahat huzur bırakmamışlardı ki, bir türlü. Ayrılık sabahında öten saksağan, bülbül ya da tarlakuşuymuş, ne önemi vardı ? Ama gel de anlat, işte.Laf anlamaz olmuşlardı epeydir.

Kamuran, Feride'nin gözlerinden akan yıldızlara dokunmak istedi.Elini uzattı.

Komiser Goole susuyordu.Eric Birling ürperdi.

Hayatlarımızı yıllardır duyarlıklarla bilemiş bir aktör, Atılgan Gümüş ile, hayattan tiyatrodan, yaşar kıldığı karakterlerden konuştuk." Maria Callas"dan, "Anlat, Şehrazat", "Tarla Kuşuydu Juliet", " Amphitryon 2000", " Casablanca", "Operadaki Hayalet", "Bir Komiser Geldi", " Figaro'nun Düğünü", " Kibarlık Budalası", "Çalıkuşu", " Büyük Şehir " ve " Two Turkish Tenors" den; " Yedi Numara"dan, "Benden Baba Olmaz" adlı televizyon dizilerinden, " Dağ II" filminden....


Sahne üzerindeki samimi, çapaksız oyunculuğu, kusursuz sahne hakimiyeti, ustalık katındaki performansı, oyunculuk anlayışı, zengin çeşitleme yeteneği ve yorumlama gücüyle her defasında  yarattığı illüzyondan. .hayatı ve duyguları estetize etme başarısı...söyleyemediklerimizi söyleyen özel sahne dili...zamanlama ve dinamizm mükemmeliyetinden..tutku, içgüdü, sezgi, teknikle biçimlenmiş sanatçı kimliğinden.Kerem Yılmazer'e olan benzerliğinden.

 Artık biliyorum, Atılgan Gümüş hayatı, insanı tüm renk ve sesleriyle sahneden bize hatırlatan bir simyacı.

" Buğulu bir pencere camına ne yazarsın," diye sorduğumda bir an için duraksıyor, ve gülümseyerek....

Ve o şarkı.." Casablanca"dan..Sözlerini İpek Kadılar'ın yazdığı ve Atılgan Gümüş'ün bellekleri ve yürekleri terk etmeyecek o benzersiz yorumunu,bir kez daha dinliyorum şimdi:

" Hüzünlü, ürkek kadın sanki o sen gibisin.
Ruhumu alıp kaçan sanki o sen değilsin.
Çekingen, biraz kırgın, mağrur bakan gözlerin,
Ben burada tükenirken, sanki sen kaybetmişsin.."
Kamuran sonunda anlamıştı işte, birblrlerlerinden geride kalan boşluğu kimse dolduramayacaktı.

Ricky Blane, içinde bir yerlerde savrulan fırtınanın gürültüsüyle titrediğini hissetti yeniden.Ilsa Lind Laszlo'ya döndü.Alçak bir sesle, neredeyse belli belirsiz döküldü sözcükler dudaklarından;

" Baktım paramparça yorgun günlerime.. gök dönmüş sırtını eski mavisine.."


Atılgan Gümüş'ün Hatay'dan Istanbul'a geldiğinde tek amacı tiyatro ve opera eğitimi almaktı....ama kolay mıydı bu o kadar ? 

Istanbul Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü'ne kaydını yaptırdı.Peki ya, opera ? 

Yıldız Kenter, neredeyse daha ilk derste fark etmişti, karşısındaki öğrencinin yeteneğini, tutkusunu, uçsuz bucaksız öğrenme isteğini.

" Yıldız Hoca ile hep çok farklı bir ilişkimiz olmuştu.Biliyor musunuz, maddi zorluklarım olduğunda, üniversite harçlarını ödemişti gizlice.Dahası yarı zamanlı olarak Opera Bölümü'nde eğitim almam ve kimileri için 'kesinlikle imkansız, asla olsa ' da, hem Tiyatro, hem Opera Bölümleri'nden mezun olabilmem konusunda, beni yönlendiren, varlığı, güçlü desteğiyle hep yanında duran Yıldız Hoca...


Ve yine, kendisine çok şey borçlu olduğum Haldun Dormen...hayat tarzı, hayat bilgisiydi sanki, nasıl ifade etsem, her söylediği, aktardığı her detay yaşama ve sanata dairdi.En basitinden sahnede bir şampanya kadehi ne şekilde tutulur, frak nasıl taşınır...bütün bunları öğretti bize.
Hiç kuşkusuz, Yıldız Kenter ve Haldun Dormen bugüne erişmeme neden olan iki önemli kilometre taşıdır benim için.

Aslında daha o yıllarda, Muhsin Ertugrul'un ifadesiyle atlet komple bir oyuncu olmayı hedeflemiştim.. yani sahnede sadece oynamayacak, gerektiğinde dans edecek, şarkı söyleyebilecektim...hep bu yolda ilerlemeye çalıştım seneler içinde.Sözlüğümde asla 'oldum ' kelimesine yer vermeden.Eğilip, bükülmeyen...

Kuşkusuz, en büyük fırsat, henüz konservatuarda ikinci sınıf öğrencisiyken, Kenter Tiyatrosu'unda " Maria Callas " projesinde yer almak, Yıldız Kenter, Şükran Güngör gibi ustalarla aynı kulisi, sahneyi paylaşmaktı.Aslında birinci sınıftayken, Tiyatro Fora 'da, Melih Cevdet Anday'ın " Ölümsüzler " oyununda da rol almıştım."

Atılgan Gümüş, hep 'daha iyi ne yapabilirim'in peşinde oluyor.Bale ve salon dansları derslerine katılıyor.Ingiltere'de jonglörlük, ateş yutma dahil, sokak tiyatrosu üzerine çalışmalara katılıyor ve Murathan Mungan'ın " Taziye "sinde oynuyor.

Müziğe, müzikallere olan tutkusu giderek artıyor.. birşeyler yapmak istiyor.Aydın Gün ile Istanbul Üniversitesi'nde Müzikal Bölümü'nü kuruyor örneğin.

" Bana göre, sanatçı öncelikle izleyicisini tanımalı, sürekli araştırmalı.Asla yetinmemeli, gerektiğinde koşulları zorlamalı.Bu konuda, Haldun Dormen'den öğrendiğim bir gerçek vardı;' Sahnede estetik ille paraya, çok pahalı yapımlara, büyük teknik olanaklara bağlı değildir.'

Bizler komando gibi yetiştirildik aslında.Elde mevcut en kısıtlı imkanlar, hatta imkansızlıklarla, en güzeli, en kaliteli işi seyirciyle sunmakla mükellef saydım  kendimi hep.En ufak detaylar için günlerce emek verdim.Kolaya, ucuza, genelgeçere, popüler değerlere gönül indirmedim hiç, indirmemeye çabaladım.Sahnede varolmanın çok farklı bir duygu; gerçek hayatın hem içinde, hem de çok ötesinde bir durum olduğuna inandım çünkü.Sorumluluğumu bildim.

Hep bir hayalim vardı.Yaratılan önyargıları yıkmak, bize ait bir gösteriyi ihraç etmek.Uluslararası sanat platformunda yer alabilmek , ülkemi sanatçı olarak, doğru biçimde temsil etmek..dışarıda turizm madem sanatla pekiştiriliyor, biz neden yapmayalım ? "

1999'da Şarabi'de sahnelenmeye başladığında pek de ilgi görmeyen, hatta projeyi ilk dinlediğinde, Haldun Dormen'in, büyük bir hayal kırıklığı olacak, diye düşündüğü, " Gar Songs " bir anda gündem yaratacak, günler, haftalar değil aylar sonrasına bilet rezervasyonları yapılacak; Figaro Dergisi konuya değinecek, bu gösteri için yurtdışından, İstanbul'a özel turlar düzenlenecek, yaklaşık yirmibin yabancı turist tarafından izlenecek ve kelimenin tam anlamıyla " Gar Songs " bir olaya dönüşecekti..

" Canlı orkestra yoktu.Alt yapı üzerinden okuyorduk şarkılarımızı.Servis yapıyor, bir yandan oynuyor, dans ediyorduk.Play back mi, değil mi, diye iddiaya girenler, hatta bu uğurda otomobil, Vakko imzalı takım elbise kaybedenler olmuştu, hatırlıyorum.Sahi, gösteriye yer bulamayanların tehditleri de cabası.

Türkiye'nin tanıtımı için de bir görev üstlendi " Gar Songs" , diyebilirim.Hatta, o dönem Beyoğlu'nun yenilenmesine olan katkımız nedeniyle, Vitali Hakko bize plaket vermişti.." 
Yazdığı, yönettiği, başrolünü Cenk Bıyık ve Orçun Kaptan ile paylaştığı " Two Turkish Tenors " ile yine zirvededir Atılgan Gümüş.

Konservatuardan iki sınıf arkadaşının yirmi küsur sene sonra sahne üzerindeki müzikal düelloları...pop, opera, folk, arabesk, heavy metal, jazz şarkıları...müzik, ses ve dansın harika uyumu...doğru gözlem ve saptamalara dayalı metnin anlatım zenginliği, karakterlerin çok sağlam çizilmiş olması, kurgudaki çağdaşlık ve özen...şarkıları gerçek hayatın içine yerleştirmedeki ustalık...sahnede yapılan göndermeler..ve dakikalarca, kesintisiz devam eden alkışlar.

Hızlı tüketim düzenine, kolaycılığa, sığlığa kaçmayan, kendisini her zaman acımasızca eleştiren Atılgan Gümüş, "Two Turkish Tenors" de, oyunculuğunu   adeta müzikle kanaviçeleyerek, bir defa daha kendisini aşar ve yıllar sonrasına atar imzasını.Aslında " Buğulu bir pencere camına ne yazarsınız, " sorumuza verdiği yanıt, bütün bu anlattıklarımın bir özeti değil miydi : " Tek bir harf bile yazmam.Buğu silinecek, yazılan kaybolacaktır sonunda.Kalıcılıktır, önemli olan.Salt bu nedenle televizyon dizilerinden gelen tekliflere mesafeli durdum..."

 Islak,rutubetli taş duvarlar.Gün geceye akarken, hava daha da alçalmış, yağmur hızlanmıştı.

Ricky Blaine bir sancı hissetti şakağında.Sam'in avucunun içinde kırdığı kadehin sesini duyar gibi oldu..

Anahtar Kelimeler: atılgan gümüş, two tenors



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir