MAKALELER

Aşk Şarkısı - The Club

2011.12.29 00:00
| | |
1816

Sizce Nasıl?
Asmalımescit’in ara sokaklarından Cuba Bar’ı geçip Hoş Apartmanı birinci kata çıktığınızda o küçük daire sizi beklemediğiniz bir dünyaya sürükleyebilir...

  

DOLAP’TA HEP BİR VANİLYALI DONDURMA BEKLESİN ÇÜNKÜ HER AN BİR “AŞK ŞARKISI” ÇALABİLİR.

"Eski bir yeçilçam aktristi aynada makyajını siler. Erkeğin canı yanmaktadır. Tentürdiyot. Baba. Traş bıçağı. Uzaktaki anneye yolculuk vakti gelmiştir. Geride birkaç gitar tıngırtısı."

Asmalımescit’in ara sokaklarından Cuba Bar’ı geçip Hoş Apartmanı birinci kata çıktığınızda o küçük daire sizi beklemediğiniz bir dünyaya sürükleyebilir. Geçen sene Mart ayında Yaşam Kaya’nın davetiyle tanıştığım “The Club” ilk oyunu Neverland’ten sonra kendi mekanlarını da açarak Aşk Şarkısı, Kelebek, Retro gibi yazdıkları özgün oyunlarını sahneleyen 50 seyirci kapasiteli black box sahnede standart tiyatro seyircisine farklılık yaratan bir ekip. Yeni metin çıkmıyor, yeni oyuncular neden yok sorularını soranlara The Club dinamik kadrosu ve bizden hikayeleriyle cevap veriyor. Tanıtımlarında pek çok Uluslararası projeye imza atacaklarını belirten ekibin bunu başaracağına can-ı gönülden inanıyorum.

Sana nerden rastladım
Oldum derbeder
Kendimi sana sakladım
Senden daha güzel

İstanbul’da bir ev..Gözlerini uykudan yeni açan genç, barda kavga çıkardıktan sonra kendinden yaşça büyük kadının evindedir. Bu noktada ilk aşamada beklediğimiz fiziksel yakınlaşma hemen gerçekleşmiyor. Hikayenin iki ucundaki karakterler birbirini tanımaya çalışır. Müzikler değişir ve bu sefer genç çocuğun evinde buluruz kendimizi. Figüranlık yaparak geçimini sağlamaya çalışan, küfürbaz ve şiddet yanlısı bir baba; mühendislik okumuş ama müzisyen olma hayalleri peşinde koşan bir abi, bu abinin Bosna’dan kaçıp gelmiş dilsiz sevgilisi ve “annesiz” bu ev sevgisizliğin şekillendirilmiş hali gibidir adeta. Abi müzik çalışmalarına devam eder, hayattaki rotasını belirleyememiş genç çocukta gruba dahil olur. Şarkı sözlerini genç çocuk yazar. Çünkü artık ikinci evi bellediği orta yaşlı kadına kalbinden Aşk Şarkısı’nı çoktan yazmıştır bile. Sahneler ilerledikçe öğreniriz ki kadın geçmişinde erotik filmlerde oynamış, kızını da uzun zamandır göremeyen hikayenin bir başka kaybeden kutbudur. Müzik grubu yarışma için planları sıklaştırır ve bu esnada bir haber alırız, Bosna’lı dilsiz kız abiden hamiledir. Evlenmek için gerekli olan 5.000 tl’yi genç çocuk kadından “borç” alır, ama öğrendiği gerçek hem genç çocuğun hem de bizim hayallerimizi yıkar. Hikayenin sonunda ne müzik grubu kurulur, ne de genç çocuk anlattığı kibritçi kız hikayesindeki gibi hayallerine kavuşur, ne de Aşk yerini bulur. Hikayede bu diyardan geçen bir karaktere karşılık yazarın adeta tanrıymışcasına oyuna eklediği orta yaşlı kadının bir anda ortaya çıkıveren kızıyla kavuşmaları oyunda tek güzel giden şeydir. Çünkü  oyunun her noktasında mutluluğu beklediğimiz karakterlerin hikayelerinin sonu hiçte beklediğimiz gibi gitmiyor. 

Bir iskambil falında, çıkmıştık birbirimize
o güzel kupa kızıydı,
sinek valesiydim bense
geceyarısı o perşembe rastladım
köprü üstünde
ağlama dedim, o ağladı
trabzanlardan indiğinde

Oyunun, henüz 26 yaşındaki hem yazarı hem de yönetmeni “Cihan Sağlam” günümüz Türkiye’sinin adeta kent fotoğrafını çekmiş. Cinsellik, şiddet, çarpraşık ilişkiler ağıyla yerli in-yer-face “Aşk Şarkısı” değişen durumlara göre seçilmiş Türkçe rock şarkılarla hem yaratılan underground havaya uymuş hem de bilindik şarkılarla hikayenin içine seyirciyi sokmayı kolaylaştırmış. The Club’ın seyirciye oldukça yakın sahnesi aslında oyuncular için hem hareket alanı hem de konsantrsayon açısından zor olsa da yönetmenin verdiği reji sayesinde bu kotarılmış. Kullanılan ışık değişimleri sadeliğiyle oyunculukların ve metnin önüne geçmiyor. Açılış sahnesindeki genç çocuk ve orta yaşlı kadının oturma odası sahne değişince genç çocuğun evi oluyor. Yalnız yaşayan kadının evine yaraşır şarap şişesi, sinema kitapları gibi aksevuvarlar “sevgisiz” yaşayan aileye uymamış. Keşke geçişlerde oturma odasında ufak değişiklikler yapılabilseymiş. Müzik grubunun çalışmaları da sahnenin sağında yer alan ekipmanlarla sağlanmış. Rejide en çok sevdiğim kısımsa tamamen apartman dairesinde geçen hikayeye uygun Hoş Apartmanı’nın pencerelerini kullanılarak gerçekliğin sağlanılmış olması. Oyunun hiç kesilmeden 1 saat 45 dakikada oynanıyor olması da her şeyi net bir şekilde kavramak açısından güzel. Oyunun metninde yatan mükemmel psikolojik analizlere uygun olarak adına yaraşır bir şekilde aşk sahnelerinde daha fazla tutku ve erotizm görmek isterdim. Oyunun doruk noktası babanın silahı eline aldığı sahne elbette in-yer-face bir metne yakışır şekilde sert; ama oyun boyunca süren kaotik havadan sonra seyirci olarak bana fazla geldi. Bu noktada oyunculuk ya da argo azaltılabilir.

OYUNCULUKLAR

Oyunun başrolü genç çocuğu oynayan “Cavit Çetin Güner” tüm oyunu sürükleyen, diğer oyuncuların eksikliklerini gideren, oyun boyunca tamperanı bir kez bile düşmeyen mükemmel bir oyunculuk sergiledi. Orta yaşlı Yeşilçam aktristi rolündeki Serap Oral’in karakter analizi güzel olmasına rağmen enerjisi oyunun bütününe uygun düşmüyor, bazı yerlerdeki durağan dramatizm fazla geldi. Baba’da “Tarkan Çeper” ustalığını konuşturmuş. metnin vermek istediği şiddeti ve nefreti sonuna kadar doğru tespitlerle seyirciye sunmayı başarıyor. Metnin en sevgi dolu karakterlerinden genç çocuğun abisini “Fatih Altun” yeterli bir şekilde yorumlamış. Ancak “Cavit Çetin Güner” ’le olan sahnelerde sönük kaldığını söylemeden geçemeyeceğim. Abinin dilsiz Bosna’lı sevgilisi “İpar Karaörs” , oyun boyunca hiç konuşmamasına rağmen metinde çok önemli bir yere sahip. Ne yazık ki genç oyuncu abartlı mimikleri, yerinde olmayan tepkileriyle gerçek bir karakter oluşturup seyirciye yaşatmaktan çok “oynamaya” çalıştı. Oyunun doruk noktasındaki kesik çığlıklar ne kadar gerçekçi olursa seyirciyi içine alabilir. “Pınar Göktaş’ı” orta yaşlı Yeşilçam aktristinin oyunun sonunda ortaya çıkan üniversitede okuyan kızı olarak görüyoruz. Bu kısacık sahnede bile genç oyuncu seyirciyi fazlasıyla etkilemeyi başarıyor. The Club’ın oyunlarının uygulayıcı yapımcılığını da yapan “Pınar Göktaş” ’ın adını ilerde çokca duyacağımızı şimdiden hissediyorum. “Alp Derilgen” kısa rolünde rahatsızlık vermeyen uygun ve yeterli bir rol çıkarmış. Müzik ekibindeki Can Cano ve Murat Yılmaz’ın fazla rahat oyunculuklarından bazı konuşmalarını anlamakta ne yazık k i zorlandım.

Herkes gider mi? Herkes gider mi?
Söyle bana küçük adam, söyle bana küçük adam
Çok erken değil mi? Erken değil mi?
Söyle bana küçük adam, söyle bana küçük adam

Aile ilişkilerinin her yönüyle sorgulandığı Aşk Şarkısı tüm eksikliklerine rağmen sezonun alternatif işlerde mutlaka görülmesi gereken oyunlarından birisi.  Sizde her yerde gördüğümüz karakterlerin evine, ruhuna, kalbine konuk olmak; şiddetin o kötü sonuna tanıklık etmek isterseniz The Club 2012’de o küçük ve sıcak mekanında de Aşk Şarkısı’yla sizi bekliyor. Sizin Aşk Şarkı’nız nedir bilmem ama benimki oyunda çalarak tebessüm etmeme sebep oldu.

elcingurler@windowslive.com
https://twitter.com/elcingurler

Anahtar Kelimeler: the club, aşk şarkısı



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

Görüş Bildir