MAKALELER

Ankara Devlet Tiyatrosu'nda Oynanan

2015.12.31 00:00
| | |
3701

Sizce Nasıl?
Bu oyunu kaleme alırken inceleme ve eleştiri makalesinin öncesinde, makale dilinin dışında bir paragraf sunmayı gerek gördüm.

 

OYUN ÖNCESİ OYUNA DAİR

    Bu oyunu kaleme alırken inceleme ve eleştiri makalesinin öncesinde, makale dilinin dışında bir paragraf sunmayı gerek gördüm. Uzun zamandır devlet tiyatrolarının programında gördüğüm ama Ankara’da olduğu için gidemediğim oyunu; bir pazarımı sadece ona ayırarak, 8 saatlik tren yolculuğu karşılığında izleme fırsatı buldum. Neşet Ertaş’ın tiyatro oyunu denilince benim iki uzmanlık alanımı ilgilendiriyor. Birincisi tiyatro ile alakalı olması, ikincisi ise konunun Neşet Ertaş ve onun müziği ile ilgili olması. Birçok okurumuzun, takipçimizin bildiği gibi 6 yıllık alaylı bir tiyatro hayatının üzerine 4 yıl üniversite eğitimini alarak ve bu akademik eğitimi yüksek lisans, doktora dâhil devam ettirmek isteyen bir süreçteyim. Yine çoğunluğun malumunca özü Neşet Ertaş ve iç Anadolu olan bir radyonun hem kurucu ekibinde, hem de pazar hariç her gün 3 saat şov programı yapıyorum. Bir radyo dediysek çokta ezmeyelim. Resmi ölçümlemelere göre her ay Türkiye’nin en çok dinlenen ilk 5 ulusal radyosundan biridir kendileri. Bunu söylememde ki amaç; bu oyunu hem aldığım akademik eğitimle inceleyebilecek tiyatro bilgisine sahip olduğum hem de Neşet Ertaş’ı ve müziğini çok iyi tanıyan biri olduğumdur. Ve de izlemek için 900 km yol gidecek aşkta biri olarak, makalesini birazcık yazabilecek yetkinlikte olduğumu söylemek içindir. Ama birazcık. Hatta vefat etmeden 1 gün önce yayında anons edip sonrası oğlu ile görüşmüştük ve o hafta ziyarete gidecektik. Ertesi günü ise ben yayında iken öğleye doğru vefat haberi gelmişti. Koskoca ulusal radyoda bütün yayını kesip yaklaşık 6 saat süren özel yayını bana yaptırmışlardı. Bu mizanda yapacağım inceleme sizlerle olacaktır. 


ANKARA DEVLET TİYATROLARININ “NEŞE DERT AŞK” OYUNU İNCELEME VE ELEŞTİRİSİ

    Neşet Ertaş’ın hayatından “Aşk” özü ve arayışı seçilerek, yazarın türettiği bir biçimle seyirciye sunulmaya çalışılan oyun Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenmektedir. Oyunu öz, biçim, oyunculuklar, kostüm, dekor ve müzikler olarak ayrı ayrı pencerelerden sentezleyerek değerlendirilmelidir. Dramatik malzeme deyimini kullanmayı pek tercih etmesem de, oyun yazarlığı terminolojisinde bunun karşıtı gelen bir sözcük bulunmamaktadır. İyi bir dramatik malzeme seyirciye nasıl bir biçimle sunulmuş, temel odak bu olmalıdır. Şöhreti Türkiye dışına taşmış, yabancı hayranları bulunan Neşet Ertaş’ı, bir tiyatro oyunu ile can buldururken, bu oyunun yabancılara da temsil etme ihtimali de gözetilmelidir. 

TEMEL ODAK: OYUNUN ÖZÜ

    Bu oyunun özü; hepimizin bildiği Neşet Ertaş’dır. Oyunu izledikten sonra da anlaşılan ustanın hayatında ki aşk ve aşk arayışı esas alınmıştı. Epik tiyatro ve müzikal arası bir oyun olmuş.  Son derece zayıf, birkaç durum haricinde dramatik çatışma içermeyen bir metindi. Metin içerisinde çok tekrara düşüldü. Örnek olarak Anlatıcı yanında bize Leyla Ertaş’ı tanıtıyor. Tanıttıktan sonra Leyla Ertaş söze giriyor.  “Ben Leyla Ertaş, senin Leylan, Leyla Ertaş” diye bir replikle başlıyor. Oyun yaklaşık 1 saat 20 dakika sürüyor. Bu süre üçte ikisi bir oyuncunun sahnede söylediği 10-12 tane türkü ile geçiyor. Şarkı sürelerini çıkarınca ortaya 18-20 dakikalık bir metin kalıyor. Ben radyo yayınlarımda bile 1 saat 20 dakikada 10-12 eser yayınlama imkânım olmuyor. Üstelik Neşet Ertaş türkülerinde şöyle bir handikap vardır; Bütün eserlerinin en zirve yorumunu kendisi yapmıştır. Başka bir sanatçının eserini yeni bir aranje, cover ile daha iyi okuyan bir müzisyen çıkabilir. Ama bu Neşet Ertaş için mümkün olmamıştır. Bütün müzik literatürünün dışında bir sanatçıdan bahsediyoruz. Saz çalanlar bilirler. Normal saz 22 perde iken usta 48 perde kullanmaktadır. Hatta bu sazından dolayı TRT ile problemler yaşamıştır. Onun türkülerini peş peşe kendisinden keyifle dinleyebiliyoruz ama bir başkasından birde daha kötü bir yorumla son derece sıkan bir durum açığa çıkardı. Bu oyunu çıkarırken şu düşünülmeliydi; Mesela biz bu şarkıları bir kafede söylesek, insanlar bizden Usta’nın 10-12 türküsünü peş peşe hür iradeleriyle dinlemeye gelirler mi? Kaldı ki bir tiyatro salonunda toplayıp kapılar kapandıktan sonra ki mecburiyetle bunun dinlenmesi var. Ve bu mecburiyetin doğuracağı can sıkıntısını hesaplayabiliyorsunuz. 


BİR METNİN ETKİSİ: İZLEYİCİ ZİHNİNİN SÜRECE DAHİLİ KADARDIR

    Bir metinin etkisi izleyicinin zihni ile o olaya ne kadar dâhil oluyorsa o kadardır. Yani metin yazarları her şeyi ayan beyan vermezler. Halk arasında “kör göze parmak” tabiri vardır. Bundan kaçarlar. Metnin hiçbir yerinde düşünme fırsatı seyirciye sunulmadı. Hatta birkaç günümüz Türkçesi ile pek kullanmadığımız Anadolu sözcüklerini bile projeksiyonla sahneye yansıtılıp anlamları açıklanmıştı. Biz metin yazarı yabancı ama kullanılması gereken kelimeyi cümle içerisinde öyle bir kullanmalıdır ki, bilmeyen insan tam olmasa bile yakın anlamını zihninde tasavvur edebilmelidir. Sosyal medyada çok dolaşan “Benim hissettiğim, Aslında olan” diye bir söylem var ya, burada sinemasal bir hava içerisine girip hem tiyatro, hem beyaz perde gerçekliği yok edilmişti. Metne zihni ile dâhil olamayan, düşünecek bir durum bulamayan izleyicinin söylenen şarkılara eşlik etmesi istenerek oyunun içinde kalabilmesi kısmen sağlandı.


OYUNUN DİKKAT ÇEKENİ: ANLATICININ PERFORMANSI

   Anlatıcının Usta’nın konuşma tavrını kısmen canlandırabiliyor olması, bütün oyunu genel anlamda izlenilebilir kılıyor. 66 yaşında birini canlandırdığı varsayımı ile gayet yerinde bir beden kullanımı yapıyor. Ama metnin özüne dair şöyle de bir husus var ki, yazılan bu metini herhangi başka bir oyuncu canlandırabilir mi? Sanki metin, afişte adını yazar olarak öğrendiğim Şirin Aktemur Toprak’tan anlatıcı Umut Toprak’a yazılmıştı. Bunlar dışında anlatıcıdan güzel bir performans izledik. Oyunda kadın karakteri canlandıran oyuncu ile alakalıda şu söylenebilir. 2006 ya da 2007 de okuduğum Eric Morris’in meşhur “Rol Yapmayın Lütfen” [1] diye bir oyunculuk kuramı kitabı vardır. Orada baştan sona bir oyuncunun nasıl oynamaması gerektiğini söyler. Kitapta sıkça “kaçınılması gereken oyunculuk, ya da olmaması gereken oyunculuk tavrına” örnek olarak bu oyunda ki kadın oyuncu gösterilebilir. Her jesti, tavrı, repliği sanki oyunun can alıcı doruk repliğini söylüyormuş eda ile söylemesi hem oyunun inandırıcılığına hem kendine zarar verdi. Tiyatroda ya da sinema oyunculuğunda düşülen en büyük klişedir. Her oyuncunun her repliğini oyunun en hikmetli repliği sanarak söylemesi, ortaya karikatürize bir “rol yapan kişi” görünümü çıkartıyor. 

 

BAZI BÖLÜMLERİ: İDEOLOJİK MESAJLAR İÇERİYORDU

    Birçoğumuzun bildiği Osmanlı’nın son, cumhuriyetin ilk dönemlerine doğru kurulan, bu toprakların ilk tiyatrosu Gedikli Paşa’da ki Güllü Agop’un tiyatrosuydu. Moliere’in “Cimri” oyununu Sultan II.Abdulhamit tahta çıkmadan hemen önce V.Murat tahtta iken “Pinti Hamit” diye çevirtip oynatması gibi bu oyunda da ne kadar Alevi söylemi ve felsefesi düşüncesi var ise 18-20 dakikalık metin içerisine yerleştirilmişti. Neşet Ertaş’ı iyi tanıyan adamlar çok iyi bilirlerdi. Onun din, siyaset gibi bazı düşünsel durum içeren bazı konulara hep uzak durdu. Ömrünü yokluk ve bir arayış ile geçirdi. Devlet sanatçılığını bile tüm halkı kucaklamak için kendi felsefesinde reddetti. Bu yüzden Neşet Ertaş saz çalmaya müziğe “Allah’a ibadet” için yaptı diye bir replikle seyirci karşısına çıkarsanız, rahmetlinin kemiklerini sızlatırsınız. 


ÖNEMLİ BİR HUSUS: OYUN MÜZİKLERİ

    Sahnede saz çalıp, türküleri söyleyen arkadaş teknik olarak iyi derece saz çalan biriydi. Ama yazımızın başında bahsettiğimiz gibi şöyle bir durum var. Saz çalmada iki türlü metot vardır. Birincisi teknik çalmak, ikincisi ise “Neşet Düzeni” ya da “Kara Düzen” denilen tavırdır. Anlaşıldığı üzere adını ustada bulan, Muharrem Ertaş’lardan, Hacı Taşan’lardan, Çekiç Ali’lerden gelen bir tavrın son nokta halidir. Böyle büyük bir gerçeklik nasıl göz ardı edilip, teknik bir saz çalımı ile seyirci önüne çıkılmış merak konusu. Sadece sazın ortasına “Neşet Bamı” denilen kalın bam takmakla o lezzet sunulamadı. Örnek saza bir manyetik takılarak, “distortion cihazı” bağlanarak “Neşet Tonu” alınabilirdi. Belki sahnenin her köşesi kullanıldığı için kablo problemi yaşanabilirdi ama bu da bir şekilde çözülebilirdi. 48 perde, Neşet Düzeni saz çalan biri olarak sahnede saz çalan arkadaşı teknik olarak çok yeterli ama “Neşet Düzeni” olarak eksik buldum. O atmosferi kurabilmek için tekniğinde dışında farklı bir gırtlak ve saz için ayrı bir tavır gerekiyordu. Hep beraber söyledikleri bir şarkıda “La karar” akort edilmiş sazla eseri çalan “Re”, anlatıcı “Do”, kadın ise “Mi” den okuyarak düet yapıyorlardı. Bunun gibi işi bilenleri üzen birçok durum söz konusuydu.

 
NEŞET ERTAŞ: ÇOK TEHLİKELİ BİR TERCİHTİR.

    Vefat etmeden “UNESCO Yaşayan İnsan Hazinesi” listesine girmiş bir ustanın hayran kitlesinin yaşadığı toprakları aşmış olması şaşılacak durum değildir. Bu vesile ile Fransa’da, Amerika’da bir tiyatro severin Ankara Devlet Tiyatro’sunun Neşet Ertaş için hazırladığı oyun için gelme ihtimali hiçte zayıf değildir. Üstelik bu oyunu hazırlayanlar Devlet Tiyatrosu adına bunu yapacağı için izleyen her yabancı, hem oyunculuk olarak, hem tema olarak izlediği her şeyi tartışmasız esas alacaktır. Yani gördüğü her oyunculuğu Türkiye’de oyunculuğun geldiği nokta, tema olarak izlediğini de Neşet Ertaş hakkında gerçek olarak kabul edecektir. Oyunculuklar ve konunun işlenme şeklinden bahsetmiştik. Bu tespitte bana “Bu oyun neden İstanbul’a turneye gelmiyor?” sorusuna cevap verdi. Bu yüzden konu riskli bir tercihtir. Ya hatasız bir şekilde çok profesyonel yardım alarak en iyisi en iyi oyunculuklarla sahnelenmeli ya da başka konularla tiyatroya devam edilmeli. Bunun alternatifi yoktur. Aslında kamana, Kırtıl’a gidilse bir yerel müzisyen ile 1 hafta zaman geçirilse ustanın dünyasına daha çok yaklaşılabilir. Bunu da ustanın tüm arkadaşlarını tanıyan ve dünyasını kısmen bilen biri olarak söylüyorum. 


DEVLET TİYATROSU: HERZAMAN 2 DEFA DÜŞÜNMELİ

    Alternatif tiyatrolar, kapısının önündeki tabelada ki isimi taşırken Devlet Tiyatrosu altında yaşadığı bayrağı temsil eder. Burada tiyatro yapan oyuncular, hem oyunculukları hem de seçtikleri metin itibari ile ülkeyi temsile mahirdir. Bir de şöhreti ülke sınırlarını aşmış bir kişinin hayatında ki bir olay öz, yaşantısı da biçim olarak seçilmişse en iyi temsil verilmelidir. Hem metin, hem oyunculuk olarak bir prodüksiyonda aklınıza ne geliyorsa her zaman en iyisinden daha iyi olmalıdır. İmkânlar her zamankinden daha çok zorlanmalıdır. Her kelime defalarca düşünülüp, fiiliyata geçmelidir. Bunlara örnek olarak ekmek parası için köçeklik yapmış olan Neşet Ertaş’ta bu durum bir travmadır. Bu durumu normal gibi 66 yaşında adamı sahnede ellerine kaşık verip oynatmak, bilmemektir. Usta dedemlerle bile birçok defa aynı bozkır ortamında oturup, saz çalıp kendilerine muhabbet ortamı kurmuşluğu vardır. Dedemde o toprakların cümbüşçüsüdür. Ama asla Usta’nın oynadığı görülmemiştir. Sessizce yere bağdaş kurar saatlerce sırayla sazlarını çalıp, muhabbetlerini ederlermiş. Bu durumda onu yakın tanıyan insanlar tarafından tepki çekecek bir durumdur.

 

Moris Eric, Rol Yapmayın Lütfen, Dost Kitapevi, 1998, İstanbul.

Anahtar Kelimeler: neşe dert aşk, ankdt, ankara devlet tiyatrosu



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir