MAKALELER

Ali Poyrazoğlu

2009.07.02 00:00
| | |
3247

Sizce Nasıl?
1970'li yılların başlarında, Beyoğlu'ndaki sinemalara gittiğimde, kendisini İstiklal Caddesi'nde görürdüm...


    Hep çok yönlü, hep çok renkli, hep çok ilginç... sohbetleriyle, oyunlarıyla, yazılarıyla... tiyatrocu, radyocu, televizyoncu, yönetmen, kuklacı, yazar... ALİ POYRAZOĞLU...
 
    1970'li yılların başlarında, Beyoğlu'ndaki sinemalara gittiğimde, kendisini İstiklal Caddesi'nde görürdüm. Daha sonra Sıraselviler'deki tiyatrosuna dadanmıştım. Altan Erbulak, Korhan Abay, Aydemir Akbaş'lı oyunlarını seyrettim. 90'lı yılların sonlarında ise Berlin'de "Dalyan Karpuz" oyununda seyrettim kendisini ve oyuna başlamadan önce beraberinde Türkiye'den getirdiği, biz izleyicilere dağıttığı Türk lokumunu yedim elinden. Son olarak ta 2003 yılının mayıs ayında kendi yazdığı "Ödünç Yaşamlar" oyununu sergilemek için yine Berlin'de idi. Oyundan birkaç gün önce ise son oynadığı "O Şimdi Asker" adlı filmin galası için Berlin'e gelmişti. Evet, tiyatro ve sinema oyuncusu, yazar, yönetmen, çevirmen, radyocu, ögretmen, televizyon dizilerinde oyunculuk gibi birçok meziyete sahip Ali Poyrazoğlu'ndan bahsediyorum...

 


 
"Yaşamda yaptığımız en ciddi işleri 'boş' zamanların içine sığdırırız. Sanki diğer günlük yaptığımız faaliyetler daha önemliymis gibi... Halbuki kendimize ayırdığımız zamanlar çok değerli. Eğer yaşamı biraz olsun anlamlı kılmak istiyorsak, dünü bugüne ekleyerek daha soluklu bir hayatın sırrı, arada bir durup yaşamdan süzdüklerimizi başkalarına anlatmada gizli"
diye yazmış "Ödünç Yaşamlar" adlı kitabında.

 


 
    İşte aynı adı taşıyan oyununda da bunları yazmakla kalmayıp, bizlere anlatıyor Ali Poyrazoğlu. Aktarırken de hem güldürüyor hem de düşündürüyor...
 
    Yaklaşık 44 yıldır sahnede olan ve 35 yıldır da aralıksız kendi tiyatrosunda perde açan, hiç seyircisiz kalmayan Ali Poyrazoğlu, 1946 İstanbul doğumlu. İlk kez İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda 'Tarla Kuşu' oyunuyla 1959 yılında sahneye çıkmış. Daha sonra Arena, Kent Oyuncuları, Ulvi Uraz gibi topluluklarda çalışmış. Bu arada İstanbul Belediyesi Konservatuarı'nı da bitirmiş. 1972'de Gülriz Sururi-Engin Cezzar Topluluğu'ndan ayrılarak kendi tiyatrosunu kurmuş. 35'e yakın İngilizce ve Fransızcadan oyun çevirmiş, uyarlamış ve yönetmiş. Seksenli yılların başında Ali Poyrazoğlu-Korhan Abay Tiyatrosu;

 


 
Çılgınlar Kulübü adlı oyunla Avni Dilligil En İyi Oyuncu (1981),
Orkestra oyunuyla Ankara Sanat Kurumu Özel (1983),
Hoşçakal İstanbul'un rejisiyle Ulvi Uraz En İyi Yönetmen (1986) ödüllerini almış. Arkadaşım Şeytan filmindeki rolüyle Sinema Eleştirmenleri En İyi Erkek Oyuncu ve Ankara Film Festivali En İyi Yardımcı Oyuncu ödüllerini (1990),
Uzakta Piyano Sesleri ve Ali Harikalar Diyarında oyunlarındaki rolleriyle, 1992 ve 1993 Avni Dilligil En İyi Oyuncu ödüllerini kazanmış.
 
" Ali Poyrazoğlu-Korhan Abay Tiyatrosu
 
    Seksenli yılların başındaAli Poyrazoğlu-Korhan Abay Tiyatrosu, Çılgınlar Kulübü adlı oyunla çılgın bir çıkış yapmış, oyunun yönetmeni Bülent Kayabaş ile Ali Poyrazoğlu, Avni Dilligil ödülleriyle ödüllendirilmistir. Bu başarılı güldürüyü, Korhan Abay'ın oyunculuğuyla aynı ölçüde övgü toplayan Morfin adlı oyun izlemiştir. Ali Poyrazoğlu tarafından sahnelenen Alfonzo Pazo'nun Evet, Evet, Evet, müziğini Esin engin'in yaptığı, Aziz Nesin'in Deliler Boşandı, dekor tasarımını Metin Deniz'in yaptığı, Ayla Algan'ın rol aldığı Orkestra, Edward Albee'nin Hayvanat Bahçesi, öykü, şiir, skeçlerden oluşan Hoşçakal İstanbul, Ali Poyrazoğlu'nun Altan Erbulak ile birlikte rol aldığı Dünyalar, Manoles Corres'in Yanımdaki Yatak, kukla gösterileri bölümlerini içeren Ali Harikalar Diyarında, Şaka Şaka, Eski Çamlar Bardak Oldu vb. gibi yapımlar, şimdiki adıyla Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu'nun, en çok güldürü türünde oyun sergileyen bir topluluk olduğunu gösterir. Jofrey Maddow-John Driver'in Çehov'un yaşam öyküsünden esinlenerek yazdıkları, Oben Güney'in sahnelediği Uzakta Piyano Sesleri, incelikli ve derinlikli bir çalışma olarak topluluğun tarihi içinde özel bir yer aqlmış, yönetmeni Oben Güney'e ve başrol oyuncusu Ali Poyrazoğlu'a ödüller getirmiştir. Broadway'de sahnelenen Sinan Unel'in yazdığı Para Palas adlı oyundaki Pera Palas'la ilgili üç ayrı öyküde üç ayrı canlandıran Ali Poyrazoğlu yurtdışında da olumlu eleştiriler almıştır. Yıllardır gösterilerini sunduğu Sıraselviler'deki tiyatro saqlonunu bırakmak zorunda kalan Ali Poyrazoğlu 1994'ten sonra perdesini Kadıköy Halk Eğitim Merkezi'nde açmış, ancak 1997 yılında Fındıkzade'de kendi salonuna kavuşmuştur. Yirmi altı yıl aralıksız perde açan, hiç seyircisiz kalmayan Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu'nun, genç yeteneklere kurslar veren bir de tiyatro okulu vardır." Sevda Şener / Cumhuriyet'in 75 yılında Türk Tiyatrosu
 
    Yıllardır gösterilerini sunduğu Sıraselviler'deki tiyatro salonunu bırakmak zorunda kalan Poyrazoğlu, 1994'ten sonra perdesini Kadıköy Halk Eğitim Merkezi'nde açmış, ancak 1997 yılında Fındıkzade'de kendi salonuna kavuşmuş. Bu çok yönlü ve çok ödüllü sanatçımızla "Ödünç Yaşamlar" oyununu seyrettikten bir gün sonra kaldığı otelin resepsiyonunda sohbet ettim.
 
     Nasıl bir çevrede büyüdünüz?
 
    Okuyan bir anne babanın çocugu idim. Aydın bir çevrede büyüdüm. Babam eczacı, annem ise öğretmendi. Evde çok okunur ve müzik dinlenirdi. Sanat ve kültürle ilgilenen bir evde yetiştim. Sinema ve tiyatroya gidilirdi.Yaramaz bir çocukmuşum.
 
     Tiyatro merakı nasıl doğdu?
 
    Annem iyi Rusça ve Fransızca konuşurdu. Bana tiyatro konusunda hiç karşı çıkmadılar. Babam başlangıçta biraz direndi; benim de kendisi gibi eczacı olmamı istemişti. Sonunda yakamı bıraktı; ben de oyuncu oldum.
 
     "Ödünç Yaşamlar"da Neriman Köksal yüzünden dayak yediğinizi anlatıyorsunuz...
 
    Ben çocukken Neriman Köksal'a aşıktım. Okuldan kaçıp hep onun filmlerine giderdim. Tabi ki eve gelince de okuldan kaçtığım için dayak yerdim. Neriman Köksal, o zamanlar da ünlü bir yıldızdı. Sadece ben değil, her delikanlı ona aşıktı.
 
      Tiyatro eğitiminiz nasıl başladı?
 
    Ben İstanbul Belediyesi Konservatuarı Tiyatro Bölümü mezunuyum. İngiltere ve Fransa'da da tiyatro okudum. Müjdat Gezen, Savaş Dinçel, Erdal Özyağcılar, Güzin Özyağcılar, Sema Özcan, Melisa Gürpınar hep sınıf arkadaşlarımdı.
 
     Hocalarınız kimlerdi?
 
    Melih Cevdet Anday, Yıldız Kenter, Sabahattin Kudret Aksal, Ercüment Behzat, Ahmet Kutsi Tecer gibi çok değerli hocalarımız oldu.
 
     Siz çok yönlü bir sanatçısınız...
 
    Tiyatro, sinema, televizyon, yazarlık, hocalık, radyo programcılığı; 10 yıldır 11 milyonun dinlediği Kiss Fm ve Atv radyoları gibi radyo programları yapıyorum. Sabah gazetesinde köşe yazarıyım. Özel tiyatrom var. Hem başoyuncusuyum hem de yöneticisiyim. Oyun yazıyorum; 35'e yakın İngilizce ve Fransızcadan çevirdiğim oyunlar özel ve şehir tiyatrolarında oynanıyor. 20 yıldır da yaptığım work shop'larla ögrenci yetiştiriyorum.
 
     70'li yıllarda sinema filmlerinde oynadınız...
 
    O filmler çok güzeldiler; çok eğlendik. Şimdi televizyonlarda ve sinemalarda oynayan filmlere baktığımda, o filmler çocuk filmleri gibi kalıyor. Saf ve naif filmlerdi onlar. Biz onları yaparken çok cüretli olduğumuzu sanıyorduk. O döneme göre cesur filmlerdi onlar. Ben toplam 61 filmde oynadım. 61. filmim "O Şimdi Asker". Hepsi de geniş kitleler tarafından izlendi. 70'ler de yaptığımız filmleri bütün Türkiye seyretmişti. Şimdi bir film 500 bin veya bir milyon seyredince kıyamet kopuyor...
 
     Stand up tartışması üzerine düşünceleriniz?
 
    Düzeyli, ciddi muhalefet unsuru içeren bir dünya görüşü olan, o dünya görüşünü de çaga uygun, aydınlık, modern, laik ve uygar bir görüş ışığında seyirciyle şakalaşılan gösteriler olarak değerlendiriyorum Stand up gösterilerini. Bir insan bir işi iyi yaptı mı söyleyebilmeli!.. Ben bu işi iyi yapanlardan biriyim Türkiye'de. Çok iyi yapan başkaları olduğu gibi, çok kötü yapıp; yüzüne gözüne bulaştıranlar da var...
 
     Türkiye'de tiyatro seyircisi sıkıntısı var mı?
 
    Benim böyle bir sıkıntım yok. İşini kötü yaparsan her işte sıkıntın olur. Doğru dürüst tiyatro yapanların seyirci sıkıntısı olmaz. İşini iyi yapan, kendisini yenileyen, seyirciyle iyi diyalog kuran tiyatrocuların her zaman seyircisi olur. Bazı insanlar kendi becerisizliklerini ve yeteneksizliklerini sanki bir tiyatro krizi varmış, sanki bu kriz herkes için geçerliymiş gibi anlatıyorlar. Hayır, onların kendi becerisizlikleri ve yeteneksizlikleri krizleridir tiyatrolarını etkileyen!.. Dolan tiyatrolar nasıl doluyor? Bu farkı seyirci gördüğü için onların seyirci krizleri oluyor!..
 
     Oyun yazarlığındaki durum? Üretim var mı?
 
    Yavaşlama var. Eski yazarlar bir parça havlu atmış vaziyetteler. Tek başlarına çok mücadele ettiler; senelerce yazdılar, gereken ilgi gösterilmedi. Gerek özel tiyatrolarda gerekse devlet tiyatrolarında Türk oyun yazarlarına sıcak davranmadılar. Onlarında ümitleri kırıldı. Yeni oyun yazarları da maalesef pek az çıkıyor. Bu ileride Türk tiyatrosunun büyük bir kuraklık yaşamasına neden olacaktır. Artık çağımızda yazarlar tiyatrolarla ortak üretimler yapıyorlar. Batı'da bu iş böyle. Yazarların tiyatrolarla işbirliği yaparak oyun yazmaları gerekiyor.
 
     'Ödünç Yaşamlar' oyununun özelliği?
 
    Doğaçlama olmasıdır. Seyirci ile konuşmaya başlayarak oyunu her akşam yeni baştan kuruyorum. Bu oyunu 'Ödünç Yaşamlar' adlı kitabımdan yola çıkarak hazırladım. O kitaptaki temaları kullanıyorum. Ancak her oynayışımda değişik oluyor.
 
     Son projeleriniz?
 
    Bir film senaryosu var. Kendim yöneteceğim. Almanya'dan Türkiye'ye 30 yıl sonra dönen bir adamın hikayesi. Bunun dışında bir film teklifi daha var. Bir iki de televizyon projeleri var. Tiyatro çalışmalarım ise devam ediyor.
 
    Sahneye "Alkış Kutusu" ile çıkıyorsunuz...
 
    Oyunum süresince, seyirci alkışladığında kutunun kapağını açıp alkışları kutunun içinde biriktiriyorum. Yukarıya, öbür ülkelere göçmüş eski ustaların üzerimizde hakları var. Onlar bizlere bir geleneği devrettiler. Biz de teslim aldığımız bu geleneği genç kuşaklara devredip gideceğiz bu dünyadan. Bu bir bayrak yarışıdır. Ben, bana yapılan alkışlarda ustalarımın hakları olduğunu düşünüyorum. Onun için seyircinin alkışlarını bu kutuda biriktiriyorum; oyundan sonra da o alkışları ustalarıma gönderiyorum...
 
     Tiyatro dünyasının kevgirlerinden akıp gitmiş dostların el salladığı bir oyun: Ödünç Yaşamlar...
 
    35 yıldır aralıksız perde açan, hiç seyircisiz kalmayan Ali Poyrazoğlu, "Ödünç Yaşamlar" adlı kitabındaki temaları kullanarak, "Ödünç Yaşamlar" adını verdiği iki bölümlük stand-up türü gösterisini Berlin Türk Evi'nde yaklaşık 300 seyirciye sergiledi. Kendi yaşantısından; ilk gençlik aşkı Neriman Köksal'dan beraber okula gittiği Müjdat Gezen'e, Savaş Dinçel'den Erdal Özyağcılar'a kadar birçok sanatçı arkadaşlarıyla olan anılarını anlattığı tek kişilik komedi ve düşündüren oyunuyla; Çetin Altan'ın da dediği gibi "Stand-up yapmaya çalışanlara hodri meydan diyor". Sahne arkadaşları ile olan anılarını anlatırken yine Çetin Altan'ın değişiyle
 
    "Ödünç Yaşamları izlerken tiyatro dünyasının kevgirlerinden akıp gitmiş dostlar el sallıyordu."
 
    Birkaç sene önce yine Berlin'de izlediğim Ali Poyrazoğlu, sahneye çıkarken yanında getirdiği bir kutu Türk lokumunu izleyicilere teker teker ikram etmişti. Bu gelişinde ise elinde boş bir kutu ile sahneye çıkan Ali Poyrazoğlu, seyirciden alkış aldığında kutunun kapağını açıyor, alkış kesildiğinde ise kapağı kapatıyordu. "Alkış Kutusu" adını verdiği bu karton kutuda seyirci alkışlarını biriktirdiğini; seyirciler gittikten sonra da kutunun kapağını açarak Türk tiyatrosuna emek vermiş tiyatroculara bu alkışları gönderdiğini söyleyen Ali Poyrazoğlu, oyununa, köylüler ve kentliler tarafından yağma edilmiş, daha sonra ise etrafı tel örgü ile çevrilmis; dünyanın tek cezalı tiyatrosunda sırtında pelerinli genç bir oyuncu; yani kendisi ile dertleşerek başlıyor. Aziz Nesin'den "Hakkımı Ver Hakkı" oyununu nasıl aldığını, Aziz Nesin, Yıldız Kenter ve Müjdat Gezen'in tutumlu olduğunu mizahi bir dille anlatırken, onların okullar ve tiyatrolar açarak tutumluluklarının yanında cömert olduklarını da söylemeden edemiyor. Oyun boyunca büyük bir performansla sistemi sorgulayan politik taşlamaları ve kendine has yorumuyla seyircileri zaman zaman güldüren ve zaman zaman da düşündüren Ali Poyrazoğlu, önde oturan seyircilere takılmadan da yapamıyor. Parasız geçirdiği ilk günlerini anlatırken önde oturan Berlin Konsolosu Aydın Durusoy'a "Siz devlet memurusunuz, benim parasız halimden anlarsınız..." derken, para kazanmaya başladığı; oyun bittikten sonra paraları kesekağıdına koyduğu günleri anlatırken de; önde oturan bana "Siz zengin birisine benziyorsunuz. Parasız bir insanın kesekağıdına para koyup, evde teker teker saymasının nasıl olduğunu bilirsiniz..." diyerek, hem bana hem de Berlin Konsolosuna oyun boyunca birkaç kez takıldı durdu.
 
ADEM DURSUN
Temmuz 2009
adem-dursun@versanet.de

Anahtar Kelimeler: ali poyrazoğlu



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir