MAKALELER

Albay Kuş - Tiyatro Adam

2008.12.11 00:00
| | |
6521

Dağ başında kendi haline bırakılmış, unutulmuş, akıl hastanesi olarak kullanılmakta olan bir manastır.


Tiyatroadam’ın mutlaka izlemeniz gereken oyunu: Albay Kuş 


Dağ başında kendi haline bırakılmış, unutulmuş, akıl hastanesi olarak kullanılmakta olan bir manastır. 

Savaşın ortasında, sosyal bozukluklarıyla doktorsuz, hemşiresiz, hastabakıcısız cebelleşen bir avuç insan ve manastıra gelen uyuşturucu bağımlısı bir doktor (sahne üzerindeki hareketsizliğin bile belirli bir iç nedeni olduğunun bilincine varmış yorumuyla Deniz Özmen). 

Klinikte tedavi görmekte olan aktör eskisi Ivanof (gözlem gücü ve algılanan izlenimler belleğini sürekli canlı tutan tutumuyla Burak Dur). 

Küçücük olduğu sanısında olduğundan sürekli diğerlerinin ayakları altında ezileceği korkusunu yaşayan Ufaklık (yaratıcı coşkularının dizginlerini salıvermiş olan ve oyun boyunca hiç geri çekmeyen Sarp Akkaya). 

Hırsızlık yapmadan duramayan Petrof (üstün yönetim, kesintisiz aksiyon ve elde etmeyi bir güzel yoğurup, canlandırdığı kişilikte coşkusal olarak yaşamanın yaratıcı sürecini yakalamış olan Ferit Kaya). 

Gümrükten geçen tam 93375 TIR şoförüne kendini vermiş ve şimdi onların tümünü “Kutsal Bakire”nin dualarında sayıklamakta olan “Gümrük Memuru” (role yaşça genç düşmesine karşın, duygularını sürekli harekete geçiren ve bu sayede fiziksel uzantısına yaşam veren yönelimleri pek güzel sindirdiğini belgeleyen oyunuyla Ayça Aykut). 

İktidarsızlığı nedeniyle ikide bir penisini kesmeye kalkışan Onbaşı (rolü boyunca süregiden sanatsal arzu ateşini koruyan, bu ateş karşılığında kendine denk düşen içsel özlemleri mükemmel açığa çıkaran, bana da “Heeey dikkat! Bu çocuk yıldız çığı gibi geliyor” dedirten Fatih Koyunoğlu). 

Ve Albay Dimitri Fetisof (kendi yaratıcı kişiliğinden yararlanan, aynı zamanda yalnız rejisörün istediği doğrultuda değil, kendi içsel kaynaklarının tümü ile Albay tiplemesini zenginleştiren Burak Dur) ve de Şoför’de Ali Kil… 

Bunlar deli mi? Bilmem! Kim bilir? Belki de Albay Fetisof’un dediği gibi: “Deli değiller, sadece diğerlerinden farklılar.” Birleşmiş Milletler Gücü’nün “insani yardım” sandıklarından biri yanlışlıkla manastırın avlusuna düşünce ve sandığın içinden askeri üniformalar çıkınca, bir yılbaşı sabahı kalkıp Strasbourg’a varıyorlar ve de Avrupa Birliği Parlamento Binası’nın kapısına dayanıyorlar.

58 yaşındaki Bulgar yazar Hristo Boytçef’in 1996 yılında Bosna savaşı sırasında yazdığı özgün bir kara mizah örneği olan bu oyunun adı “Albay Kuş”. Tiyatroadam tarafından sahneleniyor. Tiyatroadam gençler tarafından kurulmuş, çok genç bir tiyatro. Sanat yaşamına daha geçen yıl adım attılar. İlk oyun olarak seçtikleri “Albay Kuş”, öyle sıradan bir oyun değil “baba” oyun, zor oyun. Ama zorluk umurunda olur mu gençlerin? Hele yetenekliyseler, hele hele disiplinliyseler! Ezip geçmişler zor olanı, zor kılınanı, zorlanmayı… 

Aynı oyun 2001-2002 sezonunda İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda Macit Koper’in başarılı rejisiyle oynanmıştı. Doktor tiplemesinde üzerine ışıklar yağsın, alkışı bol olsun Sevgili Kerem Yılmazer’i alkışlamıştık. O “versiyon” da Nihal Geyran Koldaş’ın çevirisiyle ramp ışıklarına kavuşmuştu. Koldaş, çeviriyi hangi dilden yaptı hâlâ bilmiyorum, ama çevirdiği metin aracılık işlevini “bihakkın” yerine getiriyor. Nihal Geyran Koldaş’ın çevirisi hem anlamsal, hem de sentaksik (mantıklı, hedefe yönelik, gerçek yönelimli düşünme biçimini vurgulamak için bu sözcüğü kullanıyorum) amaca uygun. Diğer taraftan tartımsal ve akustik (dilin sözcük haznesinde akustik olarak benzer sözcüklerin bulunması ve anadili farklı kullanıcıların yarattığı telaffuz değişimleri sistemin başarımını düşürüyor demek istiyorum) özellikleri de bulunuyor. Diğer taraftan, çevirinin yan anlamsal (eş anlamlı bir dilsel ifade ya da terimin uygulanabilirliğini tayin etmek için belli bir izlek oluşturmak) boyutlarını da duymazdan gelemiyor ve Koldaş’ı yürekten kutluyorum. 

Oyunu bu kere Murat Karasu sahneye koymuş. Murat Karasu, bu çılgınlık-akıllılık kavram çatışmasıyla zaman zaman tipik bir komedya havasına bürünen oyunu, teatral araçları dramatik bir eylemin deseni gibi uyumlaştırmış. Devinimlerin, jestlerin, tavırların bütününü; fizyonomilerin, seslerin, sessizliklerin uyumunu sağlamış. Oyunu üzümün mayalanıp şaraba dönüşmesi ya da hamurun kabarması gibi dakika dakika oluşturmuş, oyuna sürükleyici bir güç katmış. Yani, sahneye uygulayış, tek kelimeyle usta işi… “Anonim” olduğunu sandığım kostüm tasarımınıysa rahatlıkla “mükemmel” olarak tanımlayabiliyorum. 

Başak Özdoğan Pirim’in, anıların tortusundan oluşturduğu sahne düzeni, her şeyden önce sanatçı duyarlılığı açısından kutlanmaya değer. Pirim; “Valizdeki Kayıp Şehir (Stüdyo Drama)”, “Aksak İstanbul Hikâyeleri (Ve Diğer Şeyler Topluluğu)”, “Playback (Ve Diğer Şeyler Topluluğu)”, “Kim O? (Tiyatrokare)”den sonra “Albay Kuş” ile kanıtlamış oluyor ki, sahne düzeninin bir oyunun gölgesi, röflesi, rengi, çeşnisi olduğunun fevkalade bilincinde. Oyunla tam bir birlik kurarak eseri canlı bir tablo içinde sunmuş, yeni ve başarılı bir sahne tasarımcısının büyümekte oluşunun muştucusu olmuş. Mete Ünver, ışık tasarımında oyunun geçtiği alanlara ve yönetmenin sahnede seyirciye göstermek istediği bölümlere ışıkları gayet dengeli dağıtmış. 

Oyuna gitmezden önce, genç bir tiyatro neden beş yıl önce aynı kentte “reprise” oyun oynar, diye düşünmedim değil. Oyun sonrası eve vardığımdaysa günümüzde Avrupa ile bütünleşme süreci içinde kıvrım kıvrım kıvranmakta olan, geçmiş yıllarda “Nato’ya, Cento’ya, Birleşmiş Milletler’e, Avrupa Birliği’ne dâhil olursak, eninde sonunda paçayı kurtarırız” anlayışına can simidi gibi sımsıkı sarılmış olan ülkemiz halkını düşündüm. “Aferin gençlere” dedim içimden, “uygun olanı seçmişler…” Uygun olan ne? Bu oyun benim halkıma pek uygun, çok da yakışıyor. Nitekim oyundan çıkarken, insanın içinden; “Normal insanlar şu yaşanası dünyayı ne hale getirmiş, keşke bir de delileri deneseydik” demek geçiyor. 

Son sözüm: Bu oyunu eleştirmen ablalarımın, bacılarımın, kardeşlerimin, ağabeylerimin, seçici kurul üyelerinin mutlaka, ama mutlaka görmesi gerekiyor. 
Tiyatroadam, “Albay Kuş” ile fazla söze gerek bırakmıyor. 
“Albay Kuş”u 15 Aralık Pazartesi günü Oyun Atölyesi’nde (Dr. Esat Işık Cad. No:15 Moda-Kadıköy/İstanbul; Telefon: 0 216 345 39 39), 17 Aralık Çarşamba Akatlar Kültür Merkezi’nde (Zeytinoğlu Caddesi No:8 Akatlar-İstanbul (Telefon: 0212 351 93 82-90-94) izleyebilirsiniz. Daha doğrusu, iş edinip izlemelisiniz…

(BU KÖŞENİN “VIZILTI” BÖLÜMÜ İÇİN ÖZEL NOT: 1965 doğumlu genç yönetmenlerimizden biri, dün tiyatro internet sitelerinden birinde “bendeniz” için şöyle demiş: “Ey eleştirmen! Oyunculara dediklerinden hiçbir şey anlamıyorum. Yazdıklarının tumturaklı rokokoları hiçbir şey anlatmıyor. Söz ettiğin konulardaki bilgisizliğini manipüle ediyor, ahkâm kesiyorsun.” Diyeceğim şu ki, genç yönetmenimize teşekkür borçluyum. Ben de cidden merak ediyordum, bu genç yönetmenimiz yönettiği oyunlarda nasıl oluyor da aynı hatalara tekraren düşüyor diye! Meğer benim söylediklerimi anla(ya)madığı içinmiş! Hay Allah! Rahatladım…) 

Anahtar Kelimeler: albay kuş, tiyatro adam



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir