MAKALELER

Acılar Şenliği - Arama Tiyatrosu

2009.01.09 00:00
| | |
1694

Sizce Nasıl?
Arama Tiyatrosu, Bilgesu Erenus’un yazdığı Özkan Schulze’ nin yönettiği “Acılar Şenliği” adlı oyunla 4 gencin yaşam öykülerinden yola çıkıp...

1980 Sonrası Türkiye Sorgusu (Arama Tiyatrosu / Acılar Şenliği)

   Türkiye Cumhuriyeti, demokratik kültür yaşantısına adım atmak için çok büyük badireler atlatmıştır. Ülke demokrasi olgusuna kavuşmak için halen büyük bir çırpınış gösteriyor. Arama Tiyatrosu, Bilgesu Erenus’un yazdığı Özkan Schulze’ nin yönettiği “Acılar Şenliği” adlı oyunla 4 gencin yaşam öykülerinden yola çıkıp 1980 askeri darbesinin toplumu sürüklediği yere ayna tutuyor. Baskıyla karşılaşan insanların sol düşünce uğruna nerelere savrulduğunu 4 gencin hayat öykülerinden öğreniyoruz. 
 
    Oyunda 3 kişinin fotoğraf karesini görüyoruz ekranda. 3 genç insanın kırda çekilen bu fotoğrafı oyunun ana temasını oluşturuyor. Bu karedeki gençlerin her birisi döneminin sol düşünce temsilcisi önemli isimleridir. Her birisinin içinde bulundukları sisteme karşı eleştirel düşünceleri vardır. Gençlerin amaçları dünyanın sorunlarını çözmek değil, dünyayı var olan sorunlarından arındırıp baştan yaratmaktadır. İçlerinde taşıdıkları bu devrimci ruh, toplumun sosyo kültürel olarak ilerlemesi içinde çok önemli bir güçtür. Bu bilinçle atılan adımların mutluluğu vardır fotoğrafta. Fakat 1980’de yaşanılan askeri darbe ile savrulan 4 insanın yaşam öyküsüne tanıklık ederiz oyun içinde. Faşizm, gelecek için umutlu insanları dört bir yana savurmuştur. Darbeden sonra her şey değişmiştir. Fikirlerini paraya satarak zengin bir iş adamı olan kişiyi; ‘che’ lakabıyla solcuların önderi olan kişinin hapishanedeki işkencelere dayanamayarak diş macunu tüpüyle bileklerini keserek kendisini öldürmesini; devrime inatla inanarak devrimci bir derginin editörlüğünü yapan şahsı; umudunu yitirip darbeden sonra alkol bağımlılığına düşen kişiyi izliyoruz sahnede. Oyundaki fotoğrafta 3 genç insan görüyoruz; ama asıl önemli olan fotoğrafta görünmeyen, yani fotoğrafı çeken genç. İşte bu kişi konunun sorgu kısmını oluşturuyor. 
 
    Askeri darbeden yıllar sonra genç bir kız eline bu fotoğrafı alarak, fotoğraftaki insanların şu an neler yaptıklarını araştırmaya başlamasıyla oyundaki sorgu kısmı ön plana çıkıyor. Bu genç kız “vicdan” vurgusu üzerinden yaşamı sorgulamaya başlayınca, fotoğraftaki her kare birer birer sahnede aydınlanmaya başlıyor. Ama kız istediği insanları karşısında bulamıyor. Faşizmin savurduğu rüzgarda kaybolan insanların kendilerine bile faydaları kalmamıştır. Hayatta kalan 3 kişi de geçmişe dönmek istememektedir. Zengin iş adamı hayatına umarsızca devam etmekte, dergi editörü polisler tarafından durmaksızın göz altına alınmakta, bedenini alkole veren kişi de içinde bulunduğu hayat şartlarına yenilmektedir. Kendisine ‘Che’ lakaplı gencin doğmamış çocuğu ve eşi diye adlayan esrarengiz kız; alkol bağımlısı, hayata karşı direnci kalmayan kişiyi gün yüzüne çıkarmak için büyük bir uğraşın içine girer. Aslında bu uğraşı diğerleri içinde yapar; fakat diğer kişilerin hayata karşı duruşları kızın yapmak istediğini engellemiştir. Kız umudun temsilcisi konumundadır. Konuda dünya kapitalist sömürünün içinde yok olsa da, her zaman için bütün kötülüklerin bittiği bir nokta vardır inancı bizleri ütopik kavramlardan uzak bir sorgulamaya doğru sürüklüyor. İki kişinin konuşmaları / tartışmaları toplumun bütünündeki karamsarlığı silerek yeni bir umudun doğmasına neden oluyor. Son bölümde okunulan kısa Shakespeare sonesi ile düzeni değiştirme fikri tekrar ortaya çıkıyor. 
 
    Oyunu yöneten Özkan Schulze kanımca konunun ağırlığını pek kavrayamamış. Oyuncular üzerinde titizlikle çalıştığı ortada. Özellikle de sosyalizme inanan bu insanların, faşizmle biten umutlarının aktarımında etkili bir yönetim anlayışı ortaya koyuyor. Ama oyunun birinci ve ikinci perdesi birbirinden bağımsız gelişiyor. Birinci perdede işlenilen konu ile ikinci perdede işlenilen konu sanki ayrı iki oyunu birbirine bağlama gayreti olarak algılanıyor. Konun özünden sapma görülüyor. Yönetmenin bu duruma dikkat etmesi gerekli. Oyunculardan Özlem Aktaş, genç kızın değerlere karşı olan inancını olağanüstü bir performansla oynuyor. Sahnede her anı hissediyor. İnsanların tekrar mücadeleye katılmaları için uğraşları da izleyiciyi derinden sarsıyor. İnan Ambarkütük, insanları mücadelenin tekrar oluşmasına inandırıyor. Alkol bağımlısı ve de devrimci bir ruh taşıyan karakterini yeniden büyük bir sorgulamanın içine doğru çekiyor. Umut/umutsuzluk anlatımları o’nunla doruk noktasına ulaşıyor. Son sahnede çok başarılı. Yetenekli bir oyuncu. Gelecek için umut vaat ediyor. Emsal Yeşilbingöl ve Murat Eren Toydemir de grup içinde başarılılar. Ali Erenus müziklerinin dramatik yapısında sorun var. Müziklerde ‘acı’ kavramı hissedilmiyor. Oyun fotoğraflarında Özcan Yaman ile Murat Eren Toydemir başarısı görüyoruz. 
 
    1980 askeri darbesi bugün ülkede halen güncelliğini korumaktadır. 17 yaşındaki Erdal’ı asan Kenan Evren seneler önce bir televizyon konuşmasında, bugün olsa hiç düşünmeden yine asılmasını sağlardım gibi bir yargı ile konuşmuştu. Ülkede düşünmeyen/üretmeyen insan toplulukları yaratıldığı gibi 80 faşizmi işlediği cinayetlerin hesabını halen vermedi. Tiyatro eleştirmeni olarak siyasetin içine çok girmek istemiyorum. Ama oyunda aranan ‘vicdan’ benim de duygularımı harekete geçiriyor. Bu ülkede sistem demokrasi ile gelişir yeter ki kimse demokratik yaşantıya müdahale etmesin. 1980 sonrasında ülkenin yaşadığı trajediyi tiyatro sahnesinde izlemek istiyorsanız “Acılar Şenliği’ ni kaçırmayın. Anlatılan hikaye hepimizin hayat öyküsünden bir kesit oluşturuyor. Oyun Arama Tiyatrosu’nda devam ediyor.

Anahtar Kelimeler: Arama Tiyatrosu, Acılar Şenliği



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir