MAKALELER

90 Yaşında Yeniden TOMBALA….

2017.03.24 00:00
| | |
1455

Sizce Nasıl?
Salon kahkahadan kırılıyor. Öylesine sıcak ve samimiler ki hepimizin büyük annesi ve büyük babası olabilirliler.

 


Kadın : “Dolaptaki sütlacı yeme.” 
Adam : “Ben mutfağa su içmeye gittim. Sütlaç yediğimi nereden çıkardın?”
Kadın : “ Ağzının kenarına sütlaç bulaşmış”


Salon kahkahadan kırılıyor. Öylesine sıcak ve samimiler ki hepimizin büyük annesi ve büyük babası olabilirliler. Bu diyalog binlerce yaşlı çift arasında belki binlerce kez yaşanmıştır. Öylesine tanıdık, öylesine gerçek.


Tombala oynayarak vakit geçirmeye çalışan yaşlı bir karı koca. Henüz televizyonun hayatımızı ele geçirmediği zamanlardan bir hikaye. Mesela, adam mutfaktan elinde bir tabak portakalla çıkar. Kadın “mideni bozacaksın diye söylüyorum” diye üsteler. Sesinde anaç ama ikaz eden bir ton var. Elinde tombala kağıtları “oynamayacak mıyız?” diye sorar. Portakal dilimini şapırdata şapırdata yiyen kocasına bakarak üsteler. “Tombala oynamayacak mıyız?”


Bütün bir oyun tombalanın çevresinde döner. Oyun boyunca çok yaşlı ama birbirine tutunarak umut eden, yaşayan, yarına dair planlar kuran kulağı kapı zilinde ama gözleri tombala kağıtlarına takılı kalmış iki insanın bekleyişine tanıklık ederiz. Her tıkırtıda baştan aşağı kulak kesilerek kapıya doğru bakarlar. O hiç gelmeyen çocuklarını beklerler. Çocuklar ve torunlar için yemekler yapılır, buzdolabında dinlenmeye bırakılan kadayıfa özellikle dokunulmaz. Her şey o gelmesi özlemle beklenen ama bir türlü gelmeyen çocukları içindir. 


Adalet Ağaoğlu’nun yazdığı “Tombala” oyunu 47 yıl önceki ekiple sahneye aynı tazelikle ve aynı canlılıkla taşınıyor. Yaşlı kadını oynayan Jale birsel ve yaşlı adamı oynayan Alp Öyken sanki aradan 47 yıl geçmemiş gibi enerjik, canlı, hiç düşmeyen bir tempoyla oyunu alıp götürüyorlar. Yüreğimizden kavrayarak arkalarından bizi de sürüklüyorlar.   


Sıradan bir gece. Tek eğlenceleri her gece bıkmadan usanmadan oynadıkları tombala. 80’lerini çoktan devirmiş yaşlı bir karı koca. Çocukluk çağlarına geri dönmüş iki tatlı küçük çocuk. Sevecen, sıcacık, çoktan yitirdiğimiz insan yanımıza seslenen evrensel bir hikaye İzmir Karşıyaka Çarşı Kültür Merkezinde sahneye konuyor. Bu oyunda Jale Birsel canlandırdığı kadın karakteriyle anıtlaşıyor. Oyunculuğu ile büyüyor, büyüyor dünyanın bütün sahnelerinde anıtlaşıyor.  90 yaşında bir kadın sanatçının tiyatro sahnesine çıkarak bir karakteri canlandırması aynı zamanda Türk Tiyatro tarihinde bir ilktir. 


Jale Birsel 90. yaşını sahnede oynadığı “Tombala” oyunuyla kutluyor. Jale Birsel ve Alp Öyken sahnede bir tarih yazıyorlar. İlk kez Türk Tiyatrosunda 90 yaşında bir sanatçı, çıktığı tiyatro sahnesinde  “oyunculuğun yaşı olmaz” dedirtiyor. Üstelik inanılmaz başarılı bir oyunculukla yürekleri fethediyorlar. 


Sürekli kulaklar kapıda, öyle ki en küçük bir tıkırtıda oyun bırakılır. Adeta zaman durur. Pür dikkat kulak kesilir. Yürekler her olası kapı çalınışında  umutla pır pır atar. Hep umut etmeler. Yalnızlığa rağmen birbirine tutunmalar. 


“Tombala”, senin yanındayım, seninleyim, senin için varım demenin çok oyuncu, çok muzip ama çok içli bir yolu. Yaşları çok ilerlemiş bir karı koca içimizdeki o unutulmuş çocuğun nasıl ortaya çıktığını gösterirler. O gece yüreğimizde sakladığımız büyük annelerimizi andık, gözlerimiz yaşlı, dudaklarımızda bir gülücük. Yanağımızdan akan yaşlar gülüşlerimize ve kahkahalarımıza karıştı. Hüzünle gülmece o kadar dengeli hassas biçimde ayarlanmış ki asla duygu sömürüsüne ya da arabeske kaçmıyor. Bunda Jale Birsel’in ve Alp Öyken’in usta oyunculuklarının payı çok büyük. Carl Ebert’in öğrencisi olan Jale Birsel, 90 yaşında sahnede tarih yazıyor. 


Öylesine inandırıcı bir çocukluk, naiflik, muziplik, sıcaklık ve samimiyet duygusu salona dalga dalga yayılıyor ki yanımda oturan usta bir oyuncunun “biz de böyle mi olacağız” diye mırıldandığını duydum. Jale Birsel, unutulmaz yaşlı kadın karakteriyle, Carl Ebert’ten öğrencisi olarak  muhteşem oyunculuğunu konuşturuyor. Ayaklarını sürüyerek yürümesi,  kütüphaneden fotoğrafları arayışı, çocuklarını koruyan o anneanne tavrında bizim kendi anneannemiz vardı. Mesela, o sütlaç olayını yaşamamış tek bir torun bile yoktur. Doğal ama  gerçekçi oyunculuğu ile hafızalara kazınıyor. Üstelik ilerlemiş yaşına rağmen şaşırtıcı bir dinamizmle, oyuna hiç ara vermeden, yorulmadan, bir saat boyunca  oyunun temposunu hiç düşürmeden aralıksız oynaması tek kelimeyle inanılmaz.


Oyunda sahne sıradan bir evin içini çok güzel yansıtıyor. Köşede bir fiskos takımı ve iki koltuk. Ortada yuvarlak bir yemek masası ve iskemleler. Yanda çocukların fotoğraflarıyla Atatürk’ün fotoğrafının bulunduğu bir kütüphane yer alır. Jale Birsel ve Alp Öyken oyun boyunca sahneyi çok güzel kullanırlar. Tombala oynamak için ortadaki yemek masasına otururlar. Sonra kadın kocasına kısa süreliğine küser ve fiskos takımına geçer. Tombala oynamak istemez. Mazereti de hazırdır. “Benim yapılacak çok önemli işlerim var” der. O “çok önemli işleri” pek merak ederiz. Bize söylemez. Kocasına biraz naz yapar. Kütüphaneye gidip çocukların, torunların fotoğraflarının yer aldığı çerçeveleri yerleştirir. Fotoğrafları eline alır. Sonra masaya tekrar oturur. Bu arada kocası sürekli mutfağa taşınır. Kaçamak bir şeyler atıştırır. Oyun asla sıkıcı değildir. Sürekli bir hareketliliği, kendi içinde bir devinimi vardır.    

Alp Öyken büyük oyuncu. Yıllanmış şarap gibi. Oyunculuğu ile insanı büyülemeye devam ediyor ve izlerken insan düşünmeden edemiyor. Alp Öyken neden sahnelerde değil? Dinamik, canlı, olağanüstü sürükleyici oyunculuğu ile izleyenleri büyülüyor. Yaratıcı tavrı, esprili bakışı sahneye ustalıkla yansıyor. Doğaçlama yapıyor ama çok şık bir doğaçlama olarak oyunu güncelliyor. Her şeyi dozunda ayarlıyor. Oyuna farklı bir tat katıyor. Oyunda mizah ve hüzün dengesini çok iyi koruyorlar. Jale Birsel ve Alp Öyken’in sahne üzerinde paslaşmaları inanılmaz. Hiç ara vermeden bir saat boyunca izleyenlerin nefesini kesiyorlar. Hüzün ve gülmece öylesine birbiri içinde eriyor ki oyunda izlediğimiz her şey içimize işliyor ve bizim oluyor. Hepimiz insanız. Zaman hepimize dokunuyor. Oyunun sonunda hepimizin gözlerinde yaşlar ayakta deli gibi alkışlıyoruz.    


Adalet Ağaoğlu’nun kaleme aldığı “Tombala” oyunu güçlü dili, sıcak anlatımı, içerdiği insani değerler açısından çok bizden bir oyun ama aynı zamanda bütün insanları kucaklayacak evrensel bir dile de sahip. Oyun çok ustalıklı, çok dengeli bir şekilde sahneye yansıyor. 

Jale Birsel, “oyuncunun emeklisi yoktur” fikrini o gece canlı olarak bizzat bize yaşatarak gösterdi. Karşımızda yaşı olmayan iki dev sanatçı vardı. Bize, “direnmek, yaşamak ve doğru olanı yapmak için asla geç değildir” düşüncesini bizzat ispatladılar. Onların yaşama ve tiyatroya dair verdiği ders içimize işledi. İnsanca yaşamak, üretmek ve güzel işler yapmanın yaşı yoktur. Tiyatro hayatın ta kendisi. Sahneden verilen bu yaşam dersini hayatın her alanına uygulayabilirsiniz. 

TOMBALA oyununda 90 yaşında bir sanatçının muazzam oyunculuğuyla hafızalara nasıl kazındığını gördüğümüz tarihi bir geceydi. Jale Birsel ve Alp Öyken bir insanın bütün hayatı boyunca çok nadir görülebileceği olağanüstü güzellikte bir olaya imza attılar. 

Başta İzmir Karşıyaka Belediyesinde çalışan tiyatro oyun yazarı ve bu muhteşem gecenin mimarı olan Deniz Üstüngel Süer olmak üzere, oyunun bizlere ulaşmasında ve gecenin düzenlenmesinde emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler. Jale Birsel ve Alp Öyken'in usta oyunculuğu ve sanatçı kimliği önünde saygıyla eğiliyoruz. İyi ki varsınız. Sanatın ve sanatçının gücünü bize bir kez daha gösterdiğiniz için size minettarız.

Anahtar Kelimeler: tombala, jale birsel



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

Görüş Bildir