MAKALELER

80’lerde Lubunya Olmak! - Tiyatro Artı

2014.03.01 00:00
| | |
2341

Sizce Nasıl?
İzmir Siyah Pembe Üçgen Derneği’nin çalışması olan söz konusu kitap, 12 Eylül’ü yaşayan travesti ve transseksüellerden birkaçının yaşadıklarını konu alıyor.

 


Bu Pavyona Gitmelisiniz… 80’lerde Lubunya Olmak!
 

   İzmir Siyah Pembe Üçgen Derneği’nin çalışması olan söz konusu kitap, 12 Eylül’ü yaşayan travesti ve transseksüellerden birkaçının yaşadıklarını konu alıyor. “80’lerde Lubunya Olmak”, yeni sezonda Ufuk Tan Altunkaya tarafından kurgulanarak Tiyatro Artı’da sahnelenmeye başladı.  Proje danışmanlığını Ozan Ünlükoç’un üstlendiği oyunun koordinasyonu Didem Kaplan’ın video ve görsel tasarımı Çağla Çağlar’a, tema müzikleri Emre Akad’a, teknik yönetim ise Ahmet Özer’e ait. Oyunda Ayşe Gülerman, Burcu Şeyben, Elit Çam ve Neşem Akhan rol alıyor.

   80’lerde Lubunya Olmak, 70’lerin sonu 80’lerin başı ve darbeyi içine alan bu süreçte öne çıkan sağ sol çatışmasının aksine trans bireylerin yaşadıklarını, hiç bilinmeyen hayatlarla okuyucuyu farkında olmaya çağıran iddialı, cesur çalışması nedeniyle kutlanmayı hak ediyor.

   Bir kutlamada şüphesiz oyunu sahneye koyan Ufuk Tan Altunkaya ve ekibe ait. Ama bu ilk değil. Bilmeyenler için kısa bir hatırlatma yapmak istiyorum. Basit bir cinayet öyküsünü spesifik rejisiyle sahnelediği Üç Kişi Tek Seyircili Oyun, “Bizde Yok” oyunu ile değindiği Cumartesi Anneleri, kadına yönelik cinayetler ile Şiddet Üçlemesinden “Ayna” ve çocuklara yönelik şiddet ve tecavüze değinen Şiddet Üçlemesinin ikinci ayağı olan “Şeker” gibi oyunlarla hem değindiği konuların cesur ve iddialı olması hem farklı sahneleme teknikleriyle seyircinin dimağını zorlayan Tiyatro Artı, her fırsatta el üstünde tutulmayı hakkediyor.

   Gelelim oyuna. Ufuk Tan Altunkaya’nın sahneyi bir pavyon olarak tasarlayıp orada sahne alan trans bireylerin hayat hikayelerini seyirciyle buluşturmasını oldukça başarılı buldum. Işık, mikrofon, parlak renkler, garson, kırmızı tonlar vs. tüm yönleriyle müthiş bir atmosfer var ortada. Konseptin önemi oyuncuların şarkı söylediği yerlerden çok anlattığı uzun hikayelerde seyirciyle yakalanan samimiyette yatıyor. Şüphesiz oyuncuların performansı da doğrudan etkiliyor ama konseptin etkisi seyirciyi ısındırmak için hayati bir öneme sahip. Geçişlerin çok sade olması hikayenin ön plana çıkmasını sağlamış ayrıca. Ayrıca pavyona gelen müşterilere garson tarafından ayran ikram edilmesi oldukça manidardı.
 
   Diğer taraftan hikayeyi dinlerken şarkı performanslarının kötü olmasının bilinçli yapıldığını düşünüyorum. Çünkü bu kadar zor ve ağır travmaları ustalıkla anlatan çok ama çok iyi performanslarla seyirciyle sağlam bir diyalog yakalayan oyuncuların burada (Pavyonda) çalışmalarındaki tek amacın “iyi şarkı söylemek” olmadığı gerçeği tüm çarpıcılığıyla vurgulanıyor.

   Ayşe Gülerman, Burcu Şeyben, Elit Çam, Neşem Akhan’dan oluşan güçlü bir kadro yer alıyor oyunda. Bireysel performansların ön planda tutulduğu hayat hikayelerinde özellikle ses çalışması üzerinde ince bir işçilik olduğu ortada. Ve bunun oyun boyunca tüm oyuncularda bir an bile sekmediği görülüyor. Bir erkek sesini hem hikayesini tüm samimiyetiyle anlatıp hem üstüne şarkı söyleyerek devamlılığı sağlamak hiç kolay bir iş olmasa gerek.
 
   Her bir oyuncu harika performanslarıyla hikayelerini tüm samimiyetiyle seyirciye aktarıyor. Elit Çam’ın ablalığı, Ayşe Gülerman’ın farklılığı ve Burcu Şeyben evet ama Neşem Akhan sahnede inanılmaz etkiledi beni izlerken. Hikaye veya şarkı değil sadece. Her biri farklı hikayelerden oluşuyor zaten ama Neşem Akhan’ın farklı bir büyüsü vardı sanki sahnede tanımlayamadığım…

   Uzun Ünlükoç’un üstlendiği proje danışmanlığı, Didem Kaplan’ın koordinasyonu, Çağla Çağlar’ın video görsel tasarımı, Emre Akad’ın tema müzikleri her biri çok kıymetli benim için. Projenin gerçekleşmesinde adı geçen geçmeyen kim varsa hepsini yürekten kutluyorum. 

   Özetle, Türkiye’nin açık cezaevine döndüğü 80’lerde arka planda bırakılmış, ötelenmiş, itilmiş, hayatları çalınmış, türlü zorluklara ve ağır travmalara göğüs germiş, “her bireyin yaşama hakkı vardır” tanımı elinden alınmış transların roman tadında yaşadıkları güçlü oyunculuklar ve iyi bir konseptle korkmadan, açık açık, üstüne basa basa anlatılarak bir kez daha bizleri farkında olmaya çağırıyor. Bize de özgüvenlerinden, cesaretlerinden ve sosyal sorumluluklarından dolayı alkışlamak ve daha yaşanır bir dünya içim farkında olmak kalıyor. 

   Bir pavyona gidiyorsanız dinleyeceğiniz hikaye çoktur. Emin olun bu diğerlerinden çok farklı… 

Oyunu 8, 15 ve 22 Şubat 2014 tarihinde Mekan Artı’da Saat 20.30’da izleyebilirsiniz. Oyun ayrıca 20 ve 21 Şubat tarihlerinde İzmir’de seyirci karşına çıkacak.  İletişim: Üftade Sokak No:31 Elmadağ / İstanbul 0 212 224 57 56  www.mekanarti.com

 

80'lerde Lubunya Olmak

Metin: Pembe Siyah Üçgen Derneği İzmir
Uyarlama/Yönetim: Ufuk Tan Altunkaya 
Proje Koordinasyon: Didem Kaplan 
Proje Danışmanı: Ozan Ünlükoç 
Proje Asistanı: Ömer Kaan Aydın 
Video – Görsel Tasarım: Çağla Çağlar
Tema Müzik: Emre Akad 
Oyuncular: Ayşe Gülerman, Burcu Şeyben, Elit Çam, Neşem Akhan 

Anahtar Kelimeler: 80 lerde Labunya olmak, tiyatro artı, tiyatro akla kara



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir