MAKALELER

7. Ethos Ankara Uluslararası Tiyatro Festivalinde Yer Alan Yabancı Topluluklar

2013.03.12 00:00
| | |
2821

Sizce Nasıl?
Geçen yıl 6.\'sı düzenlenen festivalin oyunları ile ilgili bir kaç genel yazı dışında yazıya rastlayamadım.

7. ETHOS Ankara Uluslararası Tiyatro Festivali başvuru tarihleri açıklandı. Ankara kültür hayatına değer katan festivallerin kalıcı olması dileğiyle. Geçen yıl 6.'sı düzenlenen festivalin oyunları ile ilgili bir kaç genel yazı dışında yazıya rastlayamadım. Böylesi bir festivalin bilhassa yurt dışından gelen toplulukların oyunlarının anlatılması gerektiğini düşündüm. 

Geçen yılki Ethos festivalini her gün takip edip 8 oyun izledim. 

 

Cocon Theatre – Avusturya –: Flugpunt  - GÖÇ OYUNU – 
ÇDD Forum Tiyatro İSTANBUL : MÜMKÜNSE ADİL OLUN 
Bakırköy Sanat Merkezi / İSTANBUL:  GÜN ANNEME GEBE 
Sahne Sanat Tiyatrosu / ANKARA :  İŞ ADAMI
Tiyatro Tempo – Alman Kültür Merkezi İşbirliği ile -  / ANKARA: YAŞAMAYI BEKLERKEN
Sign Dans Collective  / İNGİLTERE : DESIRE ( ARZU )
Tiyatro Tempo : Benim Sevgili Yağmurum 
Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkent Tİyatroları  / ANKARA : RAMAZAN’LA CÜLİDE

 

Festival ekibinin her oyun sonunda, ilgili oyunun yönetmeni ve oyuncularıyla seyircinin oyun hakkında sohbet etme imkanını tanıması çok hoştu. Bilhassa Tiyatro Tempo ekibi, Bakırköy Sanat Merkezi ekibi, Sign  Dans Collective ekibi, ÇDD Forum Tiyatro ekibiyle bu anlamda çok içten bir sohbet imkanı yakaladık. Kendilerine teşekkür etmek isterim. 

 

22 – 31 Mart tarihleri arasında gerçekleşen festivalin geçen yılki teması ADALET olarak belirlenmişti. -Bu yıl ÖZGÜRLÜK-  Adalet’in farklı boyutları sahnelere taşındı. Festival GÖÇ olgusuna da özel bir yer ayırıp, göç temalı oyunlara da alt başlık olarak yer vermişti. 

Festival bir çok resmi ve sivil kuruluşun katkısıyla organize edilip “kent bilincini” ve kent insanlarının sanatsal algısını güçlendirme amacını gütmektedir.*1 Festivalde yetişkin oyunlarına, çocuk oyunlarına, atölyelere ve sokak programlarına yer verilmişti. 


Festival Onur Ödülü : Prof Dr Bozkurt Kuruç  
Festival Akademik Hizmet Ödülü : Prof Dr Nurhan Tekerek’e verildi.*2 

 

Üzülerek belirtmeliyim ki yurtdışından gelen oyunlara ilgi azdı. Avusturya'dan gelen ekibin oyununda Avusturyalı ve Alman izleyiciler çoğunluktaydı, Sign Dans Collective gösterisinde ise nispeten biraz daha fazla bir seyirci vardı. Şehrimize gelen bu yabancı toplulukları kaçırmamamız gerektiğini düşünüyorum. 

Festivale dört profesyonel yabancı topluluk katılacaktı. Cocon Theater - AVUSTURYA, Pasargad Theater - İRAN, Theatre Ad Hoc - İSVİÇRE, Sign Dans Collective - İNGİLTERE.


İran ekibi festivale gelemediği için onları izleyemedik. İsviçre ve İngiliz ekipleri aynı gün, aynı saatte farklı yerlerde sahne aldığından birisini tercih etmek zorunda kaldım.  


Cocon Theatre – Avusturya – Flugpunt  - GÖÇ OYUNU – 

Yazan : Philipp Weiss      Yöneten : Emel Heinreic
Oyun : Vatana Öfke adlı üçlemenin sonuncusu.

Oyun başlamadan önce tüm oyuncuların sahnede yer aldığını görüyoruz. Soyut dekor anlayışıyla oyunda 4 mekanın olduğu görülüyor. Ortadaki mekan; Kare şeklinde yüzlerce taşlardan oluşmuş bir platform ve bu platform üstünde sanki kendi mezarının içinde yatıyormuş izlenimi veren Ramazan’ı görürüz. Sahnenin arkasına doğru bir devlet dairesi ve tipik bir bayan memur. Sahnenin ön kısmında sağa doğru bir mühendisin odası. Sahnenin solunda ise toz yığınları ve orada genç bir kız. 
Oyunun sonunda “Ben iktidarsız bir kraliçeyim” diyen yaşlı Avrupa’yı –özelinde Avusturya’yı- temsil eden yaşlı kadın Beethoven’in 9. Senfonisinin son bölümünden ilham alınarak hazırlanan Avrupa Birliği Marşını yorgun ve bıkmış bir şekilde söyleyerek sahneye giriyor. Sözleri birbirine karışan ve üzerinde bir sürü yük olan yaşlı kadın sürekli konuşmakta ve devasa bir şey örmektedir…. Oyun boyunca onlarca devasa iplik makaraları çıkarmakta ve yüzyıllardır ördüğü belli olan bir bez parçasını örmeye devam etmektedir. Avrupa’nın yüzyıllık medeniyet yolundaki yürüyüşü gibi… Yaşlı Kadın, tüm oyunculardan bağımsız bir oyun kişisidir. Sadece bir kez genç kızla iletişime girer ki bu kısımda ise genç kız, yaşlı kadına “Gelecek nedir? Geçmiş nedir?” sorusunu tekrarlayarak sorar, Yaşlı Kadın'ın bu sorulara cevabı yoktur. 
Oyunun ana ekseni: Avusturya’ya çalışmak için gelen Ramazan’ın öyküsü üzerinedir. Ramazan bir taş ustasıdır ve yüzlerce aday arasından Avusturya’da çalışmak için seçilmiştir –bir yarış atı seçilircesine-  Ramazan seçildiği için mutludur ve emeğini sunarak binlerce taş işlemiştir/ işlemektedir. Yıllarca taş işçiliği yapmaktan ciğerleri tozla dolmuştur, -Aynı toz sahnede de hakimdir, toza boğulmuş bir Avusturya'yı izliyoruz sanki...-  görüyoruz ki Ramazan’ın sağlık durumu kötüye gitmektedir. Tüm bu iş hayatında Ramazan birkaç kez devlet dairesine gider, tabii ki düzeni düzenli bir şekilde düzen etmekle görevli olan devlet dairesi Ramazan’la ilgilenmez. Ramazan’ın özelinden hiçbir yabancıyla ilgilenmediklerini görürüz. Ramazan burada kimliği kaybettirilmiş ve nesneye dönüştürülmüş bir göçmendir. Sürekli kontrollü şekilde hareket eder. Öfkelenemez, o bir birey değildir yaşamı kontrol altında olan bir şeydir, şeyleştirilmiştir. Emeklilik hakkını elde etmek için bir kez öfkelenir ama sistem onu azarlamakta gecikmez, Ramazan af diler. Ramazan'ın aidiyet hissini sadece dilinde gezdirdiği şarkılardan anlarız. Onun dışında aidiyet ve kimlik başlığında Ramazan'ı herhangi bir toprakla "vatanla" özdeştiremeyiz. Hayali her ne kadar ülkesine dönmek olsa da özünde hiçleştirilmiştir, uçuşan tozlardan etrafını göremez, tozlar o kadar baskındır ki bulunduğu ülkeyi, yüreğinde özlemini duyduğu ülkeyi göremez. İki "vatan"dan da oldukça uzaktır...  Oyun bu noktada, göç kabul eden ülkelerde ülkeye göç etmiş yabancıların devlet sistemi ve "düzeni" içerisinde hayalet olduklarının, görünmez olmalarının eleştirisini sunmakta…  Ramazan uzun süren ve adeta ömrünü tükettiği iş hayatının son yılında devletten emekliliğini talep eder. Göçmen işgücünün emeklilik hakkı, memelerindeki sütün kuruduğunu söyleyen yaşlı kraliçe -Avrupa/Avusturya- tarafından verilebilecek bir hak mıdır? Gerçek “medeniyet” kavramı bu noktada hangi tarafta duruyor? 

 

Oyun bu kavramlar üzerinde seyircide duyumsatmalar yaşatmakta… 

Oyunun farklı bölümlerinde bayan memurun tekrarlayarak -hayalet- göçmenlere “İşlemlerinizi üst kattaki bayan Gröntaşyn’a yaptıracaksınız.” dediğini duyarız. Oyunun sonuna doğru bayan memurun bir kuklaya dönüştüğünü imleyen sahnede –bir kuklayla konuştuğu ki bu kuklada devlet dairesindeki dosyaların içinden çıkması manidardır- aslında o devlet dairesinde bayan Gröntaşyn diye birinin hiç olmadığı itirafını duyarız.    

Oyundaki bir ilginç nokta ise Ramazan adlı göçmeni siyahi bir oyuncunun canlandırması. İlk başta yabancılık oluşturan bu durum aslında göçmenlikte göçmen olan ulusların “sömürülen” kavramı başlığında birleştiklerinin işareti… Göçmen; nerden, hangi kültürden gelmiş olursa olsun sonuçta sömürülendir, o toplumda hayalete çevrilendir. Bu sebeptendir ki Ramazan’ın bazı sahnelerinde ağıt olarak kölelik döneminden kaldığı belli olan zenci şarkılarının dilinde dolaştığını duyarız. Bu eğretilemeyle oyun, göçmenlik sömürülen ilişkisini evrensel boyuta taşımakta. 

Sonra ki sahnede mühendisin kendi vicdanıyla yüzleştiği bir sahneye geçeriz. Her şeyin inanılmaz düzen içinde işleyen bir düzende göçmenleri kural dışı şekilde çalıştırmakta olduğunu anlarız, keza mühendisin devlet dairesinde bu yaptığını örtbas etmek için devlet memuruyla yaptığı görüşmede çevrilen dolapları da görürüz. Devlet ve globalleşmeyle ulus devletleri dahi yöneten uluslararası şirketlerin işbirliği! –mühendisin odasındaki aydınlatılan dünya maketi bunu imlemekte- 

Sahnede her şey gridir, tozdur, statiktir, katıdır ama bir o kadar hemen yıkılacakmış gibi duran. Aklıma Marshall Berman'ın "Katı Olan Her şey Buharlaşıyor." kitabı geliyor. Bu kadar griliğin içerisinde kimse söylenen şarkıları duyamaz. Oyunda grinin dışında kullanılan tek renk kırmızıdır. Ramazan’ın emeklilik mektubu, mühendisin başvuru zarfı, kadın memurun buluşmaya giderken üzerinde yürüdüğü halı, genç kızın defterin içinde açılan kalp, hepsi kırmızıdır.…   

Ramazan dışındaki diğer oyun kişilerinin replikleri birbirine yabancı, kimse birbirini dinlemeden konuşuyor sanki ve suçlayıcı bir tonlamayla… Herkes anlattığını kendi tarafından anlatıyor karşı taraftan gelen etkileşimlere kulaklarını tıkayarak. Üçlemenin diğer iki oyununda da bu yabancılaşma, iletişimsizlik ana tema olarak kullanılmakta. 

Oyunun sonunda Ramazan’ın emeklilik hakkını kazandığını görürüz, ülkesine geri dönecektir, gitmeden önce mühendisle vedalaşır, gururlu mühendis kendisinin de başını alıp gitmek istediğini söyler. Ramazan onu ülkesine –Türkiye’ye- davet eder. Ramazan umutla çıkar ama sağlığını kaybetmiş toz dolu öksürükler arasında… 

Yaşlı Kadın ise dünyaya gelen tozların kaynağı olan yıldızlardan ve her şeyin herkesin birer toza dönüşerek kaybolmasından bahsederek daha çok kendi kendine günah çıkarırcasına söylenerek sahneden çıkar “ düzen, düzensizlik, düzenlenen, düzensiz, -argo anlamda-  düzen!” ve genç kız sahnedeki toz kümesindeki tozları sahneye dağıtır. 

Özetle bolca simgelerin kullanıldığı oyun bize göç, göçmen, göç kabul edenler ve medeniyet kavramı üzerinde düşünmemizi sağladı. 
 

Sign Dans Collective  / İNGİLTERE
DESIRE ( ARZU )

Yazan  : Isolte AVİLA  Yöneten : Isolte AVİLA  
Sahnede izlediklerimiz alışılagelmiş oyun kalıplarının dışında bir performans oyunuydu. Fiziksel tiyatro, işaret dili, dans, komedi öğeleriyle karıştırılmış bir gösteriydi.*3 Performans bizlere işaret dili ve konuşmanın yanı sıra müzik ve dansla da bütünleşip çok anlatımlı bir deneyim yaşatıyor. Bu farklı anlatım -aktarım- dilleriyle oluşturulan yeni tiyatro dili sahnede oldukça farklı, bazen garip ama oldukça heyecan vericiydi. Bilindik anlatım kalıplarını yıkan ilk önce seyirciye kendi anlatım dilini aktaran sonra kendi diline alıştıran gösteri, tiyatroda farklı anlatım tekniklerinin nasıl kullanılabileceğini göstermesi açısından güzel bir örnekti. 

 

Oyunun -dans-  yönetmeni Isolte Avila yaptıkları türe "Signdance" adını vermiş olup bu sanat formunun kurucusudur. Ekip, zihinsel/ bedensel özürlü insanların rehabilitasyonuna ve rehabilitasyon sistemlerinin yaklaşımlarına sanatla yaklaşıp bunu sanatsal forma dönüştürebilmenin derdindedir. Hatta internet sitelerini incelerken bu yaklaşımlarıyla 2012 Londra Olimpiyatları, Paralimpik Oyunlarda bir nevi kültür elçisi olarak yer aldıklarını öğrendim.
Oyunun dünya prömiyerini Ankara'da yapması festivalin hoş bir sürpriziydi. 
Oyunu izledikten sonra ilgili grupla ilgili ayrıntılı bilgiye şu linkten ulaştım, meraklısı olursa linki paylaşmak isterim.
https://sites.google.com/site/signdancecollective/home

 

Gelelim oyuna;
İlk başta, ana izleği gördüklerimiz ve anladıklarımızın farklılığına vurgu yapan bir metin okundu. Metin ayrıca dünyadaki savaşlarla vakit kaybeden insanların iç dünyalarındaki gözlerinin açılıp dünyadaki ve bilhassa içimizdeki melekleri görmeyi temenni etmekteydi. Çünkü oyun, insanların her birinin bu dünyada birer melek olduğuna işaret etmekteydi.


 Oyunda yaklaşık 8 şarkı kullanıldı.  Rock ve Punk karışımı müzik çalan bir bar orkestrası tadındaki grup eşliğinde şarkılar çalınıp performe edildi. Her şarkının kendi içinde bir teması vardı ve bütünsel olarak insanların görme ve anlama birlikteliğini sağlama çabasının insanın içinde uyandırılması gerektiğini vurguluyordu. Her şarkı kendi anlamı içinde söylenirken sahnedeki oyuncular şarkının anlamı dışında farklı bir koreografiyle dans performansında bulunuyorlardı ve bu dans performansında oyuncular insanların içindeki arzuyu anlatıyorlardı. İnsanları ele geçiren arzuyu… Bir yandan insanın içindeki arzu diğer yandan ideal insan olabilme ilkeleri oyunun çatışma ve ilerleme noktasıydı. Oyun; hümanist, barışçıl, anlama birlikteliğinin sağlandığı bir yaşamın gerçekleştirilmesini olumluyordu.
                                      

Resimler festival broşüründen alınmıştır. 

*1 Festival Broşürü
*2 Festival Broşürü
*3 https://sites.google.com/site/signdancecollective/home

Ali Cüneyd Kılcıoğlu
alicuneydk@yahoo.com

Anahtar Kelimeler: ethos, ethos ankara uluslararası tiyatro festivali, festival



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir